
Ortadoğu’da savaş yalnızca cephede yürümüyor. Füze sistemleri, hava savunmaları ve diplomatik krizlerin ötesinde, devletler artık toplumların hafızası üzerinden de savaş veriyor. İran’da son aylarda giderek sertleşen bölgesel gerilimle birlikte dikkat çeken en önemli dönüşümlerden biri ise Aşura ritüellerinin yeniden devlet merkezli bir “direniş seferberliği”ne dönüştürülmesi oldu. Tahran’dan Kum’a, Tebriz’den Meşhed’e kadar uzanan geniş coğrafyada matem törenleri artık da savaş psikolojisini yöneten büyük bir toplumsal organizasyon mekanizması haline geliyor.
Özellikle İsrail ile büyüyen gerilim, Gazze savaşı, Lübnan hattındaki çatışmalar ve ABD ile yaşanan askeri krizler sonrasında İran yönetimi, tarihsel Şii hafızayı yeniden aktif bir siyasi dile dönüştürmeye başladı. İran sokaklarında yükselen siyah bayraklar, devasa Hüseyin posterleri, “Ya Zeyneb”, “Ya Hüseyin” sloganları ve gece boyunca süren sine vurma törenleri artık sadece inancın değil; devletin ideolojik güvenlik stratejisinin de parçası olarak görülüyor.
İran’da uzun yıllardır kullanılan “Her gün Aşura, her yer Kerbela” söylemi bugün yeniden devletin merkez anlatısına dönüşmüş durumda. Çünkü İran yönetimi açısından Kerbela, kuşatma altındaki toplumları ayakta tutan psikolojik savaş doktrini anlamına geliyor.
İran’ın En Güçlü Silahı: Tarihsel Hafıza
İran’ın modern siyasi yapısı büyük ölçüde Kerbela metaforu üzerine kuruldu. 1979 İran Devrimi’nden itibaren Humeyni’nin geliştirdiği İslamın ibkılabi-devrimci söylem, İmam Hüseyin’in Yezid’e karşı kıyamını modern siyasal direnişin temeli olarak yorumladı. Bu anlayış zamanla yalnızca dini bir perspektif olmaktan çıktı ve doğrudan devlet ideolojisine dönüştü.
Bugün İran’ın resmi anlatısında İsrail, ABD ve Batı ittifakı çoğu zaman “modern Yezid cephesi” olarak tasvir ediliyor. İran’ın desteklediği direniş hareketleri ise Kerbela’nın devamı olarak sunuluyor. Bu nedenle Gazze’de ölen bir Hamas mensubu, Lübnan’da öldürülen bir Hizbullah savaşçısı ya da Suriye’de hayatını kaybeden İranlı bir milis; “Kerbela şehidi” olarak tanımlanıyor.
Bu söylem özellikle İran toplumunda olağanüstü güçlü bir psikolojik etki yaratıyor. Çünkü Şiilikte Kerbela sürekli yeniden yaşanan metafizik bir direniş hali olarak kabul ediliyor. İran yönetimi tam da bu nedenle savaş dönemlerinde Aşura ritüellerini sıradan dini etkinlikler olmaktan çıkarıp toplumsal mobilizasyon aracına dönüştürüyor.
Son dönemde İran şehirlerinde yapılan törenlerde dikkat çeken en önemli unsur, dini sembollerin doğrudan askeri söylemle birleşmesi oldu. Özellikle Devrim Muhafızları’na yakın organizasyonlar tarafından düzenlenen matem yürüyüşlerinde füze maketleri, savaş posterleri, öldürülen komutanların dev görselleri ve İsrail karşıtı sloganlar öne çıkıyor.
İran medyasında yayımlanan görüntülerde küçük çocukların askeri üniformalarla törenlere katıldığı, gençlerin “şehadet yemini” ettiği ve savaş marşlarının dini ağıtlarla iç içe geçtiği görülüyor. Tahran yönetimi bu atmosferi bilinçli şekilde büyütüyor. Çünkü İran devlet aklı açısından toplumun uzun süreli krizlere dayanabilmesi için yalnızca ekonomik değil, metafizik motivasyona da ihtiyacı bulunuyor.
Özellikle son savaş atmosferiyle birlikte İran televizyonlarında Kerbela içerikli yayınların dramatik biçimde arttığı görülüyor. Belgeseller, dini diziler, ağıt programları ve devrimci marşlar üzerinden sürekli aynı mesaj veriliyor: “Direniş kutsaldır ve bedel ister.”
Bu durum İran-Irak Savaşı yıllarını hatırlatıyor. 1980’lerde İran yönetimi milyonlarca insanı cepheye gönderebilmek için yine Kerbela söylemini kullanmıştı. O dönemde genç gönüllülere cennetin anahtarını simgeleyen plastik anahtarlar dağıtılmış, savaş “İmam Hüseyin’in yolunun devamı” olarak sunulmuştu. Bugün benzer sembollerin yeniden görünür hale gelmesi dikkat çekiyor.
Besic ve Yeni Nesil İdeolojik Seferberlik
İran’ın en önemli toplumsal güçlerinden biri olan Besic yapılanması da yeniden aktif hale getiriliyor. Üniversitelerde, mahallelerde ve dini merkezlerde örgütlenen Besic ağları özellikle gençler üzerinde yoğun propaganda faaliyetleri yürütüyor.
İran yönetimi yeni kuşakların klasik devrimci ideolojiden uzaklaştığını görüyor. Ekonomik kriz, işsizlik, internet kültürü ve küreselleşme genç nüfus üzerinde farklı etkiler oluşturuyor. Özellikle savaş tehdidinin yükseldiği dönemlerde gençlere verilen mesaj netleşiyor: “İran, kutsal bir direniş hattıdır.”
Bu yaklaşım İran’ın bölgesel stratejisiyle de doğrudan bağlantılı. Çünkü Tahran sınırlarını aşmış durumdadır. Lübnan’dan Irak’a, Yemen’den Suriye’ye kadar uzanan geniş “direniş ekseni”ni korumaya çalışıyor. Bu eksenin ideolojik yakıtı ise büyük ölçüde Kerbela anlatısından besleniyor.
Ortadoğu’daki son gelişmeler, İran’ın uzun süreli bir bölgesel kuşatma dönemine hazırlandığını gösteriyor. İsrail ile doğrudan çatışma ihtimali, ABD baskısı, Körfez dengeleri ve vekil güçler üzerinden yürüyen savaşlar İran’ın güvenlik paradigmasını tamamen değiştirmiş durumda.
Bu nedenle Tahran artık yalnızca füze üretmiyor; aynı zamanda savaşın toplumsal psikolojisini de inşa ediyor. Aşura törenleri, matem yürüyüşleri ve Kerbela anlatıları tam olarak bu nedenle yeniden devletin merkezine taşınıyor.