
Merz’in kullandığı “ABD aşağılanıyor” ifadesi, Avrupa’dan Trump yönetimine yönelen en ağır eleştirilerden biri olarak değerlendiriliyor.
Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran’a karşı başlattığı askeri ve ekonomik baskı stratejisinin sonuç vermediği yönündeki tartışmaların arttığı bir dönemde geldi. Özellikle Umman Denizi ve Hürmüz Boğazı hattında yaşanan kriz, enerji piyasalarını sarsarken Washington’un askeri baskı kurmasına rağmen İran’ın masada geri adım atmaması dikkat çekiyor. Merz, ABD’nin savaşa girişte hazırlıksız davrandığını ve çıkış planı geliştiremediğini savundu.
Guardian haberine göre İran tarafı ise müzakerelerde farklı bir oyun planı izliyor. Tahran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını gündeme getirirken, nükleer dosyanın yaptırımlar kaldırılmadan ele alınmasına sıcak bakmıyor. Bu yaklaşım, Washington’un temel taleplerini erteleyen ve zaman kazandıran bir strateji olarak yorumlanıyor. Avrupa başkentlerinde ise bu tablo, İran’ın baskı altında bile müzakere kapasitesini koruduğu şeklinde okunuyor.
Merz’in sözleri aynı zamanda NATO içindeki çatlağın da göstergesi. Yine Reuters’a göre Alman lider, ABD’nin İran’a yönelik adımlarında Avrupalı müttefikleri yeterince bilgilendirmediğini ve bunun transatlantik güven krizini derinleştirdiğini düşünüyor. Ukrayna savaşı sonrasında zaten hassaslaşan Avrupa-ABD ilişkileri, şimdi Orta Doğu dosyasında da yeni bir sınav veriyor.
Berlin açısından meselenin bir başka boyutu ekonomi. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, tedarik hatlarındaki riskler ve Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik Almanya sanayisini doğrudan etkiliyor. Merz, İran krizinin Almanya’ya ciddi ekonomik maliyet çıkardığını belirterek Avrupa’nın bu savaşı uzaktan izleyemeyeceği mesajını verdi.
Trump yönetimi açısından tablo daha karmaşık. Bir yanda sert güç politikası sürdürülüyor, diğer yanda İran’ın sahada ve diplomaside direnç göstermesi Washington’da “uzayan kriz” endişesini artırıyor. Guardian’a göre bazı çevreler, sınırlı bir anlaşmanın Trump’a siyasi zafer ilan etme fırsatı verebileceğini düşünüyor. Ancak İran’ın nükleer kapasitesi ve bölgesel etkisi devam ettiği sürece bunun kalıcı çözüm üretmeyeceği belirtiliyor.