
Avrupa'nın savunma tarihinde son yılların en iddialı projelerinden biri resmen sona erdi. Fransa ve Almanya'nın öncülüğünde 2017 yılında başlatılan ve daha sonra İspanya'nın da katıldığı yeni nesil savaş uçağı programı, taraflar arasındaki derin anlaşmazlıklar nedeniyle dağıldı. Yaklaşık 100 milyar avroluk mali büyüklüğe ulaşması beklenen proje, Avrupa'nın stratejik bağımsızlık iddiasının sembollerinden biri olarak görülüyordu.
Projenin merkezinde, mevcut Fransız Rafale uçakları ile Almanya ve birçok Avrupa ülkesinin kullandığı Eurofighter'ların yerini alacak altıncı nesil bir savaş uçağı bulunuyordu. Ancak yıllardır perde arkasında devam eden teknoloji paylaşımı, fikri mülkiyet hakları, üretim liderliği ve görev dağılımı tartışmaları sonunda siyasi iradenin de aşamayacağı bir noktaya ulaştı. Fransa'nın savunma devi Dassault Aviation ile Alman ve İspanyol çıkarlarını temsil eden Airbus arasındaki çekişme, projenin ilerlemesini fiilen durdurdu.
Krizin temelinde sadece şirketler arası rekabet yoktu. Paris ve Berlin'in geleceğin savaş alanına dair vizyonları da farklıydı. Fransa, uçağın nükleer silah taşıyabilmesini ve uçak gemilerinden operasyon yapabilmesini istiyordu. Almanya açısından ise bu kabiliyetler öncelikli değildi. Fransa projeyi kendi savunma doktrinine uygun şekilde şekillendirmek isterken, Almanya daha eşit bir ortaklık ve teknoloji paylaşımı talep etti. Bu gerilim zamanla teknik bir tartışmadan çıkıp stratejik bir egemenlik mücadelesine dönüştü.
Aslında çöküşün işaretleri uzun süredir görülüyordu. Son iki yılda taraflar arasında arabuluculuk girişimleri yapılmış, savunma bakanları ve hükümet liderleri devreye girmişti. Buna rağmen ortak bir yol bulunamadı. Nisan ayında hazırlanan arabuluculuk raporları bile savaş uçağı bileşeninin kurtarılmasının artık çok zor olduğunu ortaya koymuştu.
Bu gelişme Avrupa'nın "stratejik özerklik" söylemine de ağır bir darbe vurdu. Son yıllarda Rusya-Ukrayna savaşı ve Washington'un Avrupa'dan daha fazla savunma yükü üstlenmesini istemesi, Avrupa Birliği içinde ortak savunma projelerine hız kazandırmıştı. Ancak kıtanın en büyük iki ekonomisi ve en güçlü iki savunma sanayisi bile ortak bir savaş uçağı geliştirmeyi başaramadı. Bu durum, Avrupa'nın savunma alanında siyasi birlik söylemi ile sanayi gerçekleri arasındaki uçurumu yeniden gözler önüne serdi.
Projenin tamamen sona erdiğini söylemek de doğru olmaz. İnsansız sistemler, savaş bulutu, veri ağları ve yapay zekâ tabanlı komuta-kontrol altyapıları gibi bazı bileşenlerin Avrupa düzeyinde devam ettirilmesi planlanıyor. Ancak bu parçalar, savaş uçağının etrafında şekillenen büyük vizyonun yerini dolduramayacak.
Çöküşün en büyük kazananlarından biri ise İngiltere, İtalya ve Japonya'nın yürüttüğü rakip altıncı nesil savaş uçağı programı olabilir. Avrupa'nın kıta merkezli projesinin dağılması, gözleri giderek daha fazla bu alternatif girişime çevirecek. Almanya'nın ilerleyen dönemde farklı ortaklık arayışlarına yönelmesi de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.
Fransa ve Almanya'nın ortak savaş uçağı projesinin çökmesi, basit bir savunma sanayi anlaşmazlığından çok daha büyük anlam taşıyor. Bu gelişme, Avrupa'nın ortak savunma hayalinin önündeki en büyük engelin dış tehditlerden çok, kıta içindeki çıkar çatışmaları olduğunu gösteriyor. Avrupa gökyüzünde tek bir savaş uçağı üretme fikri şimdilik rafa kaldırılmış durumda.