
Foreign Affairs dergisinde yayımlanan ve eski ABD Kuzey Kore yetkililerinden Jung H. Pak imzalı “Kuzey Kore Nasıl Kazandı” başlıklı analiz, Washington’un yıllardır baskı altına almaya çalıştığı Kuzey Kore karşısında ortaya çıkan yeni tabloyu ele aldı. Yazıya göre dünya uzun süre Pyongyang rejiminin çökeceğini düşündü, fakat bugün tablo tersine dönmüş durumda: Kuzey Kore hem ayakta kaldı hem de stratejik ağırlığını artırdı.
Analize göre Kim Jong-un yönetimi, uluslararası yaptırımlara, diplomatik izolasyona ve askeri baskıya rağmen rejimi korumayı başardı. Üstelik bunu savunmada kalarak değil, nükleer kapasitesini büyüterek, yeni ittifaklar kurarak ve rakiplerinin dikkat dağınıklığından faydalanarak yaptı.
Washington’un Hesabı Tutmadı
ABD’de uzun yıllar hâkim olan yaklaşım, ağır yaptırımların ve ekonomik baskının sonunda Kuzey Kore’yi taviz vermeye zorlayacağı yönündeydi. Ancak Foreign Affairs’e göre bu strateji beklenen sonucu üretmedi. Pyongyang, ekonomik zorluklara rağmen sistemini korudu; yönetim yapısı dağılmadı.
Aksine Kim Jong-un, devlet aygıtını daha merkezi hale getirdi, güvenlik mekanizmasını sıkılaştırdı ve rejim elitleri üzerindeki kontrolünü güçlendirdi. Böylece dış baskılar içeride çözülme yaratmak yerine rejimin sertleşmesine yol açtı.
Nükleer Güçten Pazarlık Gücüne
Yazının temel tezlerinden biri şu: Kuzey Kore artık nükleer silahı diplomatik kaldıraç olarak da kullanıyor.
Son yıllarda gerçekleştirilen füze denemeleri, kısa menzilli taktik sistemlerden uzun menzilli kapasitelere kadar genişledi. Reuters’ın son haberlerine göre Pyongyang bu ay içinde birden fazla balistik füze testi yaptı ve yeni savaş başlıkları üzerinde çalıştığını duyurdu.
Rusya ve Çin Faktörü
Foreign Affairs analizine göre Kim Jong-un’un en büyük kazanımlarından biri jeopolitik yalnızlığı kırması oldu. Özellikle Rusya ile gelişen askeri ve siyasi yakınlaşma, Pyongyang’a yeni nefes alanı açtı.
Çin ile ilişkiler de tamamen kopmadı. Pekin, Kore Yarımadası’nda istikrarsızlık istemediği için Kuzey Kore’ye karşı tam baskı politikasına yanaşmadı. Bu da Kim yönetimine manevra alanı sağladı.
Asıl Kazanç: Zaman
Jung Pak’ın dikkat çektiği en önemli noktalardan biri, Kuzey Kore’nin zaman kazandıkça güçlenmesi. ABD yönetimleri değişti, öncelikler değişti, savaşlar ve krizler gündemi kapladı. Fakat Pyongyang aynı hedefte ısrar etti: Rejimi korumak ve nükleer statüsünü kalıcılaştırmak.
Bugün gelinen noktada, Kuzey Kore artık “çökmek üzere olan devlet” anlatısından çıkmış durumda. Tam tersine, rakiplerinin stratejik dağınıklığından yararlanarak kendi pozisyonunu sağlamlaştırmış bir aktör olarak görülüyor.
Dünya İçin Ne Anlama Geliyor?
Bu analiz, yalnızca Kore Yarımadası’na dair bir uyarı değil. Aynı zamanda büyük güçlerin yanlış varsayımlarla yürüttüğü baskı siyasetinin nasıl ters tepebileceğine dair bir örnek sunuyor.
Kim Jong-un rejimi küresel sistemin gözünde meşruiyet kazanmış değil. Ancak sahadaki gerçeklik başka: Pyongyang yıkılmadı, teslim olmadı, geri adım atmadı.
Foreign Affairs’in sorusu bu nedenle çarpıcı: Kuzey Kore nasıl kazandı?
Cevap ise kısa görünüyor: Sabırla, sertlikle ve rakiplerinin hatalarını bekleyerek.