
İngiltere merkezli The New Arab tarafından yayımlanan analizde, İsrail’deki bazı siyasi ve güvenlik elitlerinin Türkiye’yi “tıpkı geçmişte İran’ın görüldüğü gibi” değerlendirmeye başladığı belirtiliyor. Analizde konuşan uzmanlar, İsrail’in uzun yıllar boyunca İran’ı bölgesel tehdit olarak inşa ettiğini, bugün ise benzer söylemlerin giderek Ankara’ya yöneldiğini ifade ediyor.
Bu yaklaşımın temelinde yalnızca ideolojik farklılıklardan öte güç dengeleri yatıyor. İran’ın savaş sonrası ciddi şekilde yıpranması, Hizbullah’ın baskı altında kalması ve Suriye’de oluşan yeni boşluklar, İsrail’in dikkatini Türkiye’nin artan bölgesel etkisine çevirmiş durumda. Özellikle Ankara’nın savunma sanayisindeki yükselişi, SİHA teknolojileri, Libya-Suriye-Kafkasya hattındaki askeri etkinliği ve Filistin meselesindeki sert söylemi, İsrail’de “uzun vadeli stratejik rakip” tartışmalarını besliyor.
Ancak mesele yalnızca askeri değil. İran savaşı sonrası oluşan yeni Ortadoğu düzeninde enerji yolları, ticaret koridorları ve normalleşme anlaşmaları da büyük önem taşıyor. İsrail’in Körfez ülkeleriyle kurduğu ilişkiler, Doğu Akdeniz enerji projeleri ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru gibi yeni jeoekonomik hamleler, Türkiye ile dolaylı bir rekabet alanı oluşturuyor. Ankara ise bu süreçte hem NATO üyesi kimliğini korumaya hem de bağımsız bölgesel güç rolünü sürdürmeye çalışıyor.
Öte yandan Türkiye-İsrail savaşının gerçekçi olmadığını düşünenlerde var. Çünkü iki ülke de ekonomik, diplomatik ve askeri açıdan böylesi bir çatışmanın maliyetinin farkında. Fakat “soğuk çatışma” modelinin giderek derinleşebileceği belirtiliyor. Özellikle Suriye’nin kuzeyi, Doğu Akdeniz, Irak Kürdistanı ve Filistin ekseni, iki ülkenin nüfuz mücadelesinin merkezine dönüşebilir.
Reuters’ın geçtiği son analizlerde İran savaşının Türkiye’nin güvenlik politikalarını doğrudan etkilediği, Ankara’nın sınır hattındaki askeri tedbirlerini artırdığı ve bölgesel gelişmeleri “yüksek alarm” seviyesinde takip ettiği aktarılıyor. Aynı süreçte PKK ile yürütülen hassas sürecin de savaş nedeniyle yavaşladığı belirtiliyor.
İsrail açısından Türkiye’nin farklı bir tehdit kategorisine yerleşmesinin en önemli nedenlerinden biri de Ankara’nın yalnızca askeri kapasitesi değil. Bölgesel nüfuz üretebilen bir siyasi merkez hâline gelmesi. İran uzun yıllar “direniş ekseni” üzerinden etkili olurken, Türkiye son dönemde devlet kapasitesi, savunma teknolojisi ve diplomatik ağlar üzerinden alternatif bir güç modeli inşa ediyor. Bu durum Tel Aviv’de bazı çevrelerde “geleceğin stratejik rekabeti” olarak görülüyor.
Bununla birlikte İsrail’in önünde ciddi sınırlamalar bulunuyor. İran savaşı sonrası ekonomik baskılar, iç siyasi krizler, Gazze savaşının yarattığı uluslararası tepki ve Washington’daki değişken dengeler nedeniyle Tel Aviv’in aynı anda yeni bir büyük cephe açmasının kolay olmadığı değerlendiriliyor. CBugün gelinen noktada Ortadoğu’da yeni soru artık yalnızca İran’ın geleceği meselesi değil. Asıl mesele, İran sonrası dönemde hangi gücün bölgesel denklemi şekillendireceği. İsrail’de yükselen Türkiye tartışmaları da tam olarak bu büyük güç mücadelesinin işareti olarak görülüyor.