
Leonard’a göre dünya artık ortak ilkeler etrafında birleşen bir yapıdan uzaklaşıyor. Yerine, her aktörün kendi güvenliğini, çıkarını ve nüfuz alanını öncelediği parçalı bir düzen geliyor. Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri geçici krizler zinciri olarak görmek yetersiz kalıyor. Karşı karşıya olunan tablo, sistemin kendisinin değişmesidir.
Geçmişte ticaret ve yatırım, ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık yaratan araçlar olarak görülüyordu. Bugün ise ekonomik ilişkiler stratejik baskı unsuru haline gelmiş durumda.
ABD’nin teknoloji kısıtlamaları, Çin’in kritik madenlerdeki etkisi, Rusya’nın enerji kozunu kullanması ve Avrupa’nın tedarik zincirleri konusunda yaşadığı kaygılar bu dönüşümün en açık örnekleri arasında gösteriliyor.
Küresel pazar artık tarafsız bir alan olarak görülmüyor. Ticaret yolları, enerji hatları, limanlar, veri akışları ve finans sistemleri doğrudan siyasi rekabetin sahasına dönüşmüş durumda.
İttifaklar daha kırılgan hale geldi
Leonard, geleneksel müttefiklik anlayışının da sarsıldığını belirtiyor. Özellikle son yıllarda Batı ittifakı içinde yaşanan görüş ayrılıkları, güvenlik ilişkilerinin eskisi kadar sağlam olmadığını ortaya koydu.
Avrupa ülkeleri bir yandan ABD ile ortaklığını sürdürmek isterken, diğer yandan savunma kapasitesini artırmaya ve daha bağımsız hareket etmeye çalışıyor. Enerji güvenliği, savunma sanayii ve teknoloji yatırımları bu nedenle stratejik öncelik haline geldi.
Birçok başkentte artık şu soru soruluyor: Washington her koşulda aynı çizgide kalacak mı?
Yeni dünya iki kutuplu değil
Mark Leonard’a göre bugünkü tabloyu yeni bir Soğuk Savaş olarak tanımlamak eksik kalıyor. Çünkü sistem iki bloktan ibaret değil.
Çin ekonomik gücüyle etkisini artırıyor. Rusya askeri kapasitesi ve güvenlik baskısıyla alan açmaya çalışıyor. Hindistan bağımsız denge siyaseti izliyor. Körfez ülkeleri hem Batı hem Asya ile aynı anda ilişkilerini genişletiyor. Türkiye gibi bölgesel güçler ise çok yönlü diplomasiyle manevra alanı oluşturmaya çalışıyor.
Bu yapı, eski dönemlere göre daha karmaşık bir tablo ortaya çıkarıyor. Çünkü kriz anlarında hangi ülkenin nasıl pozisyon alacağını önceden kestirmek zorlaşıyor.
Avrupa için kritik eşik
Yazının önemli başlıklarından biri Avrupa’nın geleceği. Leonard, Avrupa’nın uzun süre eski düzenin geri döneceği varsayımıyla hareket ettiğini, ancak artık bunun gerçekçi olmadığını düşünüyor. Ona göre Avrupa’nın önünde açık bir tercih bulunuyor: Ya yeni jeopolitik çağın gereklerine uyum sağlayacak ya da büyük güç rekabeti arasında sıkışacak.
Bu çerçevede Avrupa için öne çıkan başlıklar şöyle:
Ortak savunma kapasitesinin güçlendirilmesi
Enerji bağımlılığının azaltılması
Kritik teknolojilerde üretim kapasitesinin artırılması
Dış politikada daha hızlı karar alma mekanizmaları
Toplumlara ekonomik güven duygusu verilmesi
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Bu dönüşüm Türkiye açısından da dikkatle izleniyor. Türkiye, NATO üyesi olması, Avrupa ile ekonomik bağları ve Orta Doğu-Karadeniz-Kafkasya hattındaki konumu nedeniyle yeni dönemin önemli aktörlerinden biri.
Parçalı küresel düzende orta güçlerin hareket alanı genişleyebilir. Türkiye için bunun anlamı:
Arabuluculuk girişimlerinde daha fazla rol
Enerji koridorlarında stratejik avantaj
Savunma sanayii ihracatında büyüme
Çok taraflı diplomaside etkili konum
Mark Leonard’ın analizi, dünyanın geçici bir türbülanstan geçmediğini anlatıyor. Daha derin bir dönüşüm yaşanıyor. Kuralların yerini güç dengeleri, uzun vadeli ittifakların yerini esnek ortaklıklar, ekonomik iş birliğinin yerini stratejik hesaplar alıyor.
Önümüzdeki dönemin temel sorusu, eski düzenin geri gelip gelmeyeceği değil. Yeni düzende hangi ülkelerin güçlü, hazırlıklı ve etkili kalacağıdır.