
Suriye’de savaşın en yıkıcı dönemlerinden sonra ortaya çıkan yeni siyasi tablo, bölgesel dengeleri yeniden şekillendiriyor. Şam’da Ahmed el-Şara olarak da bilinen Colani liderliğindeki yönetim, artık kendisini yalnızca iç savaş sonrası bir geçiş gücü gibi sunmuyor. Daha iddialı, daha açık ve daha dış bağlantılı bir çizgi izliyor. Bu çizginin en dikkat çekici yönlerinden biri ise İsrail ve ABD ile temaslarını eskisi kadar gizleme ihtiyacı duymaması.
Bu değişim, Lübnan’daki Hizbullah açısından alarm zillerinin çalmasına yol açtı. Çünkü Hizbullah için Suriye, yıllarca stratejik derinlik, lojistik hat ve siyasi arka alan anlamına geliyordu. Bugün ise Şam’da ortaya çıkan yeni yaklaşım, bu denklemi tersine çeviriyor.
Şam’ın yeni tercihi
Suriye yönetimi uzun yıllar boyunca İran ve Hizbullah’la aynı jeopolitik hatta konumlandı. İç savaş sırasında Hizbullah sahaya indi, İran kaynak sağladı, Şam rejimi ayakta kaldı. Ancak bugün Colani yönetiminin verdiği mesaj farklı: Batı ile normalleşme, Körfez sermayesiyle temas, güvenlik dosyalarında Washington’la örtülü iş birliği ve İsrail’e karşı kontrollü sessizlik.
Şam’ın bu tercihi, savaş yorgunu ülkenin yeniden inşa ihtiyacına bağlanıyor. Yönetim, uluslararası meşruiyet kazanmak ve ekonomik nefes almak için taviz siyasetini tercih ediyor. Fakat eleştirmenlere göre bu strateji, ülkenin egemenliğini toparlamak yerine yeni bağımlılık ilişkileri üretiyor.
Birçok Suriyeli muhalif ve bölgesel gözlemci, Colani yönetiminin “istikrar” adına Suriye’yi dış güçlerin güvenlik taleplerine göre yeniden biçimlendirdiğini savunuyor. Özellikle İsrail’in Suriye içindeki hava saldırılarına verilen sınırlı tepkiler, bu eleştirileri büyütüyor.
Hizbullah neden rahatsız? Washington ve Tel Aviv neden memnun?
Hizbullah açısından mesele ideolojik olmaktan çok stratejik. Lübnan’daki güç dengesi büyük ölçüde Suriye hattıyla bağlantılıydı. Silah geçişleri, lojistik hareketlilik, siyasi koordinasyon ve bölgesel caydırıcılık bu hat üzerinden şekillendi.
Şimdi ise Şam’da İsrail ve ABD ile açık veya örtülü temas arayan bir yönetim bulunuyor. Bu durum Hizbullah’ın hareket alanını daraltıyor. Dahası, Suriye topraklarında Hizbullah’a yakın unsurların baskı altına alınması ya da İran bağlantılı ağların tasfiye edilmesi ihtimali Beyrut’ta yakından izleniyor.
Hizbullah cephesinden gelen temkinli açıklamaların ardında da bu gerçek yatıyor: Şam artık otomatik müttefik değil.
ABD açısından Colani yönetimi, İran etkisini sınırlayabilecek pragmatik bir aktör olarak görülüyor. İsrail açısından ise kuzey sınırında doğrudan çatışma istemeyen, Hizbullah koridorlarını zayıflatan ve denetlenebilir bir Şam yönetimi tercih sebebi.
Bu nedenle Colani yönetiminin dışarıda kazandığı diplomatik alan ile içeride yaşadığı meşruiyet tartışması ters orantılı ilerliyor. Batılı başkentlerde kabul gören çizgi, Suriye toplumunun tüm kesimlerinde aynı karşılığı bulmuyor.
Şam yönetimi kısa vadede yaptırım hafiflemesi, yatırım beklentisi ve diplomatik tanınma umuyor olabilir. Ancak bunun bedeli, bağımsız dış politika kapasitesinin aşınması olabilir.
İsrail saldırıları sürerken sessiz kalan, ABD güvenlik ajandasına uyum arayan ve eski müttefikleriyle köprüleri atan bir Suriye yönetimi; içeride güçlü, dışarıda saygın bir devlet görüntüsü vermekte zorlanabilir.
Üstelik Hizbullah’la yaşanacak uzun süreli gerilim, Lübnan sınırından Şam hinterlandına kadar yeni kırılmalar yaratabilir.
Yine bazı çevrelerde şu soru daha yüksek sesle soruluyor: Dün bölgesel cihatçı ağların parçası olarak görülen bir yapı, bugün hangi mekanizmalarla meşru devlet ortağına dönüştürüldü? Washington ve bazı bölgesel aktörlerin Colani yönetimine gösterdiği pragmatik yaklaşım, insan hakları ihlalleri, zorla yer değiştirmeler ve savaş dönemi radikal bağlantılarına dair dosyaların üzerinin örtüldüğü eleştirilerine yol açıyor. Suriye toplumunun önemli bir kesimi için mesele isim değişikliği değil, geçmiş suçlarla yüzleşme ve hesap verilebilirliktir.
Bu tablo, Colani yönetiminin en büyük açmazını ortaya koyuyor. Dış dünyaya istikrar ve iş birliği mesajı verirken içeride korku, hafıza ve güvensizlikle karşı karşıya bulunuyor. İsrail ve ABD ile kurulan yeni temaslar kısa vadede diplomatik alan açabilir, ancak Al-Qaeda ve Islamic State gölgesinden tam anlamıyla çıkılamadığı sürece Şam’daki yeni yönetimin meşruiyeti sürekli tartışmalı kalacaktır.