
BBC'ye konuşan Starmer, barışçıl protestoları desteklediğini ancak bazı sloganların "kesinlikle kabul edilemez" olduğunu ve daha sert önlemler gerektirebileceğini söyledi.
Bu yorumlar, Londra'nın kuzeyinde, büyük bir Yahudi topluluğunun yaşadığı Golders Green bölgesinde son zamanlarda yaşanan olayların ardından geldi.
Starmer, bazı protestoların tamamen durdurulması gerekebileceğini, yetkililerin ise gösteriler sırasında kullanılan dil üzerindeki denetimi artıracağını söyledi.
Golders Green bahanesi
Londra’daki Golders Green saldırısı, hükümet için bir dönüm noktası olarak sunuluyor. Ancak bu olayın tüm protesto hareketine mal edilmesi, açık bir genelleme ve siyasi fırsatçılık olarak değerlendiriliyor.
Tekil bir saldırıyı gerekçe göstererek binlerce insanın katıldığı protestoları hedef alunmakta ve muhalif sesin bastırılmaktadır.
İngiltere’de farklı konulardaki protestolar çoğu zaman tolere edilirken, Filistin yanlısı gösterilere karşı alınan sert önlemler dikkat çekiyor. Bu durum, devletin tarafsızlığını kaybettiğini ve belirli bir siyasi çizgiyi koruma refleksiyle hareket ettiğini gösteriyor.
Starmer hükümetinin çizdiği tablo, bir demokrasiden çok kontrollü bir siyasi alanı andırıyor. Protestoların içeriğine müdahale edilmesi, sloganların denetlenmesi ve yürüyüşlerin yasaklanmasının tartışılması, İngiltere’de devletin kamusal alan üzerindeki kontrolünü artırdığını ortaya koyuyor.
İngiltere uzun yıllar boyunca kendisini özgürlüklerin ve ifade hakkının merkezi olarak sundu. Ancak bugün gelinen noktada, Filistin yanlısı protestoların hedef alınması bu iddiayı doğrudan çürütüyor.
Artık mesele basit: Ya İngiltere protesto hakkını gerçekten savunan bir demokrasi olacak, ya da güvenlik gerekçesiyle muhalif sesleri susturan bir devlete dönüşecek. Şu anki tablo ise ikinci seçeneğin hızla güç kazandığını gösteriyor.