
Habere göre Trump yönetimi, bölgesel savaşın enerji piyasaları, küresel ticaret ve Amerikan iç siyaseti üzerindeki maliyetini dikkate alarak tansiyonu düşürmeye yöneldi. Ancak Netanyahu hükümeti, İran’a yönelik baskının sürmesi ve askeri üstünlüğün daha ileri taşınması gerektiğini savunuyor. Bu durum, iki lider arasında İran dosyasında yeni bir görüş ayrılığına işaret ediyor.
Analizde en dikkat çekici noktalardan biri, İran’ın doğrudan askeri zafer kazanmadan siyasi zemin elde etmiş görünmesi. Ateşkes sonrası Tahran yönetimi, hem içeride “direniş gösteren devlet” söylemini güçlendirdi hem de dışarıda Washington’u müzakere masasına çeken taraf olarak sunulma fırsatı yakaladı. İran’ın özellikle Hürmüz Boğazı ve enerji geçiş yolları üzerindeki etkisi, elini güçlendiren başlıca unsur olarak öne çıkıyor.
İsrail iç siyasetinde ise Netanyahu’ya yönelik eleştirilerin arttığı belirtiliyor. Muhalefet çevreleri, savaş alanındaki kazanımların diplomatik masada yeterince tahkim edilemediğini savunuyor. Trump’ın tek taraflı ateşkes baskısı, Netanyahu’nun manevra alanını daraltan bir gelişme olarak görülüyor.
Uzmanlara göre ortaya çıkan tablo geçici olabilir. Ateşkesin kırılgan yapısı sürerken, Washington ile Tel Aviv arasındaki yaklaşım farkı derinleşirse bölgede yeni gerilim başlıkları gündeme gelebilir. Buna karşılık İran, zaman kazanan ve karşı tarafı bölünmüş gösteren aktör olarak kısa vadede siyasi hanesine puan yazdırmış durumda.