
BBC Kültür'de yayımlanan kapsamlı analiz, Pablo Picasso’nun sanat tarihinin en tartışmalı eserlerinden biri olan Avignonlu Genç Kadınlar tablosunun hâlâ neden dünya sanat çevrelerini ikiye böldüğünü yeniden gündeme taşıdı. Yazıda Afrika sanatından aldığı ilhamı yıllarca gölgede bırakması nedeniyle yöneltilen “kültürel sömürü” suçlamaları da tartışılıyor.
1907 yılında Paris’te küçük bir sanatçı çevresine gösterilen “Avignonlu Genç Kadınlar”, ilk bakışta bir başyapıt olarak değil, adeta bir “skandal” olarak karşılandı. Dönemin önemli ressamlarından Georges Braque’ın tabloyu gördükten sonra “benzin içmiş gibi hissettiği”, Henri Matisse’in ise tablodaki kadınları “çirkin” bulduğu aktarılıyor. Ancak yıllar içinde eser, modern sanatın yönünü değiştiren en önemli çalışmalardan biri olarak kabul edildi.
Beş çıplak kadının parçalanmış bedenlerle resmedildiği tablo, klasik perspektifi yok eden yaklaşımıyla Kübizm’in de başlangıcı olarak görülüyor. Picasso’nun figürleri geometrik biçimlere ayırması, sanat dünyasında geleneksel temsil anlayışını sarsan bir dönüm noktası oldu. Fakat bugün tartışma yalnızca sanat tekniği etrafında dönmüyor. Asıl mesele, Picasso’nun bu radikal dönüşümü hangi kültürel kaynaklardan beslenerek gerçekleştirdiği sorusu.
Picasso’nun “saklanan” Afrika etkisi
BBC’nin aktardığına göre Picasso, tabloyu yapmadan kısa süre önce Paris’teki Afrika etnografya müzelerini düzenli olarak ziyaret etmeye başlamıştı. Özellikle bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden getirilen maskeler ve heykeller, ressam üzerinde derin bir etki bıraktı. Tablodaki maskeyi andıran yüzlerin doğrudan Afrika estetiğinden beslendiği düşünülüyor.
Ancak Picasso’nun ilerleyen yıllarda bu etkileri küçümsemesi, hatta bazı röportajlarında Afrika sanatını tanımadığını söylemesi, günümüzde ciddi eleştirilerin hedefi haline geldi. Eleştirmenler, Batı sanat dünyasının Afrika’ya ait kültürel formları “ilkel” olarak etiketleyip aynı zamanda bunlardan estetik kazanç elde ettiğini savunuyor.
Özellikle sömürgecilik sonrası dönemde yükselen kültürel tartışmalar, Picasso’nun eserlerini yeniden değerlendirme sürecini hızlandırdı. Birçok sanat tarihçisi artık Avignonlu Genç Kadınları Batı sanatının Afrika estetiğini nasıl dönüştürüp sahiplenmesinin de sembollerinden biri olarak okuyor.
Henry Taylor’dan Picasso’ya doğrudan meydan okuma
Bu tartışmaların merkezine şimdi çağdaş Amerikalı ressam Henry Taylor yerleşmiş durumda. Paris’teki Musée National Picasso-Paris müzesinde açılan büyük retrospektif sergide Taylor’ın “Kongo’dan Paris’e ve Yeniden Siyahlığa” adlı çalışması yoğun ilgi görüyor.
Taylor, Picasso’nun kompozisyonunu yeniden kuruyor ancak bu kez figürleri siyah bedenler olarak resmediyor. Böylece Picasso’nun gizlemeye çalıştığı Afrika etkisini görünür hale getiriyor. Sanat çevrelerinde bu çalışma Picasso’ya yönelik tarihsel bir hesaplaşma olarak değerlendiriliyor.
Tablodaki figürlerden birinin, siyahi sanatçı ve dansçı Josephine Baker’ı andırması da dikkat çekiyor.
Tartışmanın bir başka boyutu ise Picasso’nun kadın temsilleri üzerinden yürütülüyor. Ressamın özel hayatındaki sert ve sorunlu ilişkilerinin, eserlerindeki parçalanmış kadın bedenlerine de yansıdığı görüşü güç kazanıyor. Eleştirmenlere göre tablo erkek egemen bakışın sert ve saldırgan bir yansıması. Henry Taylor’ın yeniden yorumunda ise figürlerin daha güçlü, daha bütünlüklü ve daha insani görünmesi özellikle vurgulanıyor.
Aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen Les Demoiselles d’Avignon hâlâ sanat dünyasının en hararetli tartışmalarından birini tetikliyor. Bir kesim tabloyu modern sanatın devrimci başlangıcı olarak görürken, başka bir kesim onu Batı merkezli sanat anlayışının kültürel sömürüsünün simgesi olarak değerlendiriyor.
Bugün Paris’teki sergide Picasso ile Henry Taylor’ın eserlerinin yan yana sergilenmesi ise yalnızca iki ressamı değil, iki farklı dönemin vicdanını karşı karşıya getiriyor.