ABD-İran Savaşının Gizli Hakemleri: Çin ve Rusya Ne Hesaplıyor?

Newsweek ve Washington Post analizlerine göre, ABD-İran gerilimi küresel bir rekabete dönüştü. Çin ve Rusya, İran'a destek vererek ABD'nin kaynaklarını tüketiyor ve bu durumu kendi stratejik çıkarları için fırsata çeviriyor.

Haber Giriş Tarihi: 02.06.2026 19:04
Haber Güncellenme Tarihi: 02.06.2026 19:04
https://haberdeger.com/

Newsweek'te yer alan analiz, Washington ile Tahran arasında süregelen mücadelenin artık sadece iki ülke arasındaki bir kriz olmaktan çıktığını savunuyor. Habere göre ABD ile İran arasındaki uzun soluklu yıpratma savaşının akıbeti, büyük oranda Moskova ve Pekin'in atacağı adımlarla şekillenecek. Zira sahada aktif olarak savaşmasalar dahi Çin ve Rusya, hem İran'ın direncini artıran hem de ABD'nin stratejik maliyetlerini yükselten temel aktörler olarak öne çıkıyor.

ABD yönetimi İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskıları artırırken, Çin ve Rusya'nın doğrudan bir savaşa girmeden Tahran'a farklı kanallardan destek sağladığına dair pek çok değerlendirme mevcut. Amerikan istihbarat raporlarında, Çin'in İran'a teknoloji ve radar desteği sunabileceği, Rusya'nın ise istihbarat paylaşımı gerçekleştirdiği yönündeki iddialar dikkat çekiyor.

Asıl Kazanan Kim?

Son aylarda Amerikan medyasında ve Batılı düşünce kuruluşlarında giderek yerleşen bir görüş hakim: ABD İran'a yoğunlaştıkça, Çin ve Rusya stratejik avantaj elde ediyor.

Washington Post'ta yayımlanan bir analizde, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle ABD'nin mühimmat stoklarının azaldığı, odağının Hint-Pasifik'ten Ortadoğu'ya kaydığı ve bu durumun Çin'in elini güçlendirdiği belirtiliyor. Aynı değerlendirmede Pekin'in kendisini "istikrar sağlayıcı güç" olarak konumlandırma fırsatı yakaladığı vurgulanıyor.

Çin için asıl mesele İran değil. Pekin, ABD'nin Ortadoğu'ya odaklanmasını, başta Tayvan dosyası olmak üzere Asya-Pasifik'teki stratejik rekabette bir fırsat olarak görüyor. Amerikan kaynakları, Çin'in savaş sürecini ABD ordusunun zayıf ve güçlü yönlerini analiz etmek için eşsiz bir laboratuvar gibi kullandığını belirtiyor.

Moskova ise farklı bir strateji izliyor. Rusya doğrudan çatışmaya girmekten kaçınsa da küresel piyasalardaki dalgalanmalar ve enerji fiyatlarındaki artış Kremlin'in gelirlerini yükseltiyor. Çeşitli analizler, İran kriziyle yükselen petrol fiyatlarının Rus ekonomisine önemli katkılar sağladığını ortaya koyuyor. Ayrıca ABD'nin dikkatini Ortadoğu'ya vermesi, Ukrayna cephesine ayrılan kaynak ve ilginin azalması anlamına geliyor.

Bu sebeple bazı Batılı uzmanlar, İran krizinin Rusya için jeopolitik bir "nefes alma alanı" oluşturduğunu savunuyor.

Çin ve Rusya İran'ı Ne Kadar Destekler?

Ancak bu noktada kritik bir sınır bulunuyor. Pekin ve Moskova, İran'ın tamamen çökmesini istemese de ABD ile doğrudan bir askeri çatışmaya girecek düzeyde bir destek vermekten kaçınıyor. Çin'in önceliği enerji akışının kesilmemesi ve küresel ticaret yollarının açık kalmasıyken; Rusya, Ukrayna savaşı sebebiyle kaynaklarını tasarruflu kullanmak zorunda. Bu nedenle her iki ülke de "kontrollü destek" stratejisini benimsemiş durumda.

Diğer bir ifadeyle Pekin ve Moskova'nın gayesi İran adına savaşmak değil; İran'ın tamamen mağlup olmasını engellemek ve ABD'nin maliyetlerini artırmaktır.

Yeni Soğuk Savaşın Ortadoğu Cephesi

Ortaya çıkan tablo, Ortadoğu'daki krizin aslında çok daha geniş kapsamlı bir küresel rekabetin parçası olduğunu kanıtlıyor.

Washington, İran'ın bölgesel etkisini ve nükleer programını sınırlamaya çalışırken; Çin ve Rusya, Amerikan gücünü yıpratan her gelişmeyi kendi stratejik çıkarları doğrultusunda değerlendiriyor. Bu nedenle ABD-İran gerilimi, artık yalnızca Tahran ile Washington arasındaki bir çekişme olarak değerlendirilemez.

Bugün Hürmüz Boğazı'ndan gelen her kriz sinyali, aynı zamanda Ukrayna cephesine, Tayvan Boğazı'na ve genel küresel güç dengelerine yansıyor. İran'ın ne kadar direnebileceği kadar, Çin ve Rusya'nın bu dirence ne ölçüde destek vereceği de savaşın sonucunu belirleyecek temel unsurlardan biri olarak görülüyor.