
Ortadoğu’da güç dengeleri yeniden şekillenirken, Batılı diplomatik çevrelerde ve güvenlik odaklı düşünce kuruluşlarında giderek daha fazla tartışılan başlıklardan biri de Kürt gücünün geleceği. Özellikle İsrail-İran geriliminin bölgesel dengeleri sarstığı, Suriye sahasının yeniden hareketlendiği ve Ankara-Washington hattında yeni temasların konuşulduğu bir dönemde, bazı Batılı analiz merkezleri “Öcalan sonrası dönemi” de tartışmaya başladı.
Son aylarda Amerikan ve Avrupa merkezli birçok analizde dikkat çeken ortak nokta, Kürt siyasi hareketinin geleceğinin Suriye, Irak ve İran hattındaki büyük jeopolitik dönüşümle birlikte ele alınması. Özellikle Mazlum Abdi liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) son dönemde Batı medyasında daha görünür hale gelmesi bu tartışmaları daha da büyüttü.
Washington merkezli bazı güvenlik çevrelerinde artık şu sorunun daha yüksek sesle sorulduğu belirtiliyor: “Kürt hareketinin gelecekteki siyasi ağırlık merkezi Kandil mi olacak, İmralı mı, yoksa Kuzeydoğu Suriye’de ortaya çıkan yeni yapı mı?”
Bu sorunun doğrudan dile getirilmesi bile birkaç yıl öncesine kadar oldukça düşük bir ihtimal olarak görülüyordu. Ancak bölgede değişen dengeler, özellikle de Suriye’de SDG’nin idari ve diplomatik bir aktör olarak da öne çıkması Batılı çevrelerde yeni senaryoların konuşulmasına yol açtı.
Yeni merkez tartışması neden başladı?
Batılı analizlerde dikkat çeken en önemli noktalardan biri, Kürt meselesinin artık yalnızca “silahlı çatışma” başlığı altında değerlendirilmemesi. Özellikle ABD’nin DEAŞ sonrası Suriye’de inşa ettiği güvenlik mimarisi içinde SDG’ye verdiği rol, bazı çevrelerde daha uzun vadeli bir stratejik çerçeve olarak okunmaktadır.
Son dönemde SDG yetkililerinin Batılı diplomatlarla gerçekleştirdiği temasların artması, Avrupa basınında SDG’nin “istikrar sağlayıcı aktör” şeklinde sunulması ve bölgedeki enerji-güvenlik koridorlarının yeniden tartışılması dikkat çekiyor.
Özellikle İran ile yaşanan gerilimlerin ardından, Washington’daki bazı güvenlik çevrelerinde Irak-Suriye hattının yeniden yapılandırılmasına dönük senaryoların konuşulduğu iddia ediliyor. Bu durum, doğal olarak “Öcalan sonrası dönemde siyasi merkez neresi olacak?” sorusunu daha görünür hale getiriyor.
İmralı sembolik, Kandil illegal
Bölgedeki mevcut jeopolitik tabloya bakıldığında, Batılı güvenlik ve diplomasi çevrelerinin uzun vadede ağırlık merkezini giderek Mazlum Abdi ve Kuzeydoğu Suriye hattına kaydırmak isteyebileceğine dair güçlü işaretler var. Bunun temel nedeni, Kandil’in uluslararası sistem açısından “askeri” ve “illegal” bir yapı olarak görülmesi; İmralı’nın ise daha çok tarihsel ve sembolik bir ağırlık taşıması. Buna karşılık SDG modeli, Batı açısından hem sahada çalışan hem diplomatik temas kurabilen hem de bölgesel denklemlere entegre edilebilecek bir yapı olarak değerlendiriliyor.
Özellikle İsrail-İran gerilimi sonrası ortaya çıkan yeni güvenlik mimarisinde, ABD’nin Irak-Suriye hattında doğrudan kontrol edebileceği ortak yapılara daha fazla ihtiyaç duyduğu konuşuluyor. Bu nedenle bazı Batılı çevrelerde, gelecekte Kürt siyasi hareketinin merkezinin silahlı dağ kadrolarından ziyade uluslararası temas yürütebilen, diplomatik meşruiyet arayan ve bölgesel yönetim kapasitesi geliştiren yapılara kayabileceği öngörülüyor.
Bu yüzden önümüzdeki birkaç yıl içinde en çok tartışılacak başlıklardan birinin şu olması şaşırtıcı olmayacaktır:“Abdullah Öcalan sonrası dönemde Kürt hareketinin yeni merkezi, Kuzeydoğu Suriye’de oluşan yapı mı olacak?”
Ankara bu tartışmaları nasıl okuyor?
Türk güvenlik bürokrasisinin ise bu tartışmaları bir medya spekülasyonu olarak görmediği değerlendiriliyor. Özellikle son dönemde Türkiye’nin hem Irak’ın kuzeyinde hem Suriye hattında yürüttüğü çok katmanlı operasyonlar, Ankara’nın olası yeni denklemleri erkenden kontrol altında tutma arayışı olarak yorumlanıyor.
Bazı diplomatik kaynaklara göre Ankara’nın temel kaygılarından biri, SDG’nin zamanla uluslararası siyasi meşruiyet kazanan bir yapıya dönüşmesi. Bu nedenle önümüzdeki dönemde İmralı süreci, Suriye sahası ve bölgesel güvenlik pazarlıkları arasındaki ilişkinin daha fazla tartışılması bekleniyor.
Ortadoğu’da dengeler yeniden kurulurken devlet dışı aktörlerin geleceği de büyük güçlerin stratejik hesaplarının merkezine yerleşmiş durumda. Ve görünen o ki Batılı çevrelerde sorulan yeni soru artık şu: “Kürt gücünün gelecekteki merkezi neresi olacak?” Açık ki cevap şuan Suriye… Değişebilir mi? Koşullar mümkünlüğünü sağlamıyor.