AK Parti Sonrası Döneme Devlet Nasıl Hazırlanıyor: Kürtler, Erken Seçim, Güvenlik

Ankara'da AK Parti sonrası dönem için devlet stratejileri tartışılıyor. 31 Mart 2024 seçimleri sonrası iktidar değişimi ihtimali artarken; yargı, güvenlik ve Kürt meselesi üzerinden devletin sürekliliğini koruma hazırlıkları öne çıkıyor.

Haber Giriş Tarihi: 12.05.2026 11:48
Haber Güncellenme Tarihi: 12.05.2026 11:48
https://haberdeger.com/

Türkiye’de siyaset artık seçim takvimi üzerinden okunmuyor. Ankara’da asıl tartışma, iktidarın değişip değişmeyeceğinden çok, değişim ihtimalinin devlet aklı tarafından nasıl yönetileceği etrafında şekilleniyor. Çünkü AK Parti iktidarı, yirmi yılı aşan süre içinde yalnızca hükümet etme pratiği üretmedi. Bürokrasi, güvenlik mimarisi, yargı, dış politika, sermaye dengeleri ve medya düzeni üzerinde yeni bir devlet formu inşa etti. Bu nedenle “AK Parti sonrası” ifadesi, sıradan bir başlık olmaktan çıkıp, devletin kendi sürekliliğini yeni siyasal şartlara göre yeniden güvence altına alma arayışını anlatıyor.

31 Mart 2024 yerel seçimleri bu bakımdan kritik bir eşikti. AK Parti ilk kez ülke genelinde CHP’nin gerisine düşerken, İstanbul ve Ankara gibi merkezlerde muhalefetin yönetim kapasitesi kalıcılaştı. Seçim verilerine göre AK Parti’nin oy oranı yüzde 35,48 seviyesinde kaldı; CHP ise yerel yönetimlerde ülkenin en büyük siyasi aktörü haline geldi. Bu sonuç, devlet içindeki birçok odak açısından “iktidar değişimi artık soyut bir ihtimal değil” duygusunu güçlendirdi.

Bu minvalde devletin hazırlığı üç ana eksende okunabilir: Kontrollü geçiş, kurumsal korunma ve siyasal alanın daraltılarak yönetilmesi.

Devletin Asıl Kaygısı İktidar Değişimi Değil

Türkiye’de devlet geleneği, iktidar değişimlerini sandık sonucu olarak görmez. Devlet açısından temel mesele dış politika yönelimi, güvenlik doktrini, yargı-bürokrasi ilişkisi, sermaye dağılımı ve merkezî yönetim kapasitesinin korunmasıdır. Bu nedenle AK Parti sonrası senaryo, devletin gözünde “kim kazanacak” sorusundan önce “devlet hangi alanlarda geri çekilmeyecek” sorusuyla ilgilidir.

Bertelsmann Transformation Index’in 2026 Türkiye raporu, Türkiye’de seçimlerin biçimsel olarak rekabetçi kalmasına rağmen devlet kurumlarının iktidar lehine kullanıldığı, medya özgürlüğünün kısıtlandığı ve muhalefete karşı hukuki baskıların sürdüğü bir zemin olarak tarif etmektedir. Bu tespit, AK Parti sonrası tartışmasının neden yalnızca sandık matematiğiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Çünkü seçim rekabeti varlığını korusa da devlet kapasitesinin büyük bölümü yürütme merkezinde toplanmış durumda. Bu nedenle devletin hazırlığı, klasik anlamda “iktidarı devretmeye hazırlanmak” değildir. Aksine olası bir değişimde devletin stratejik alanlarını yeni iktidarın mutlak tasarrufuna bırakmama eğilimi olarak okunabilir.

AK Parti sonrası döneme hazırlığın en görünür alanı yargıdır. Özellikle Ekrem İmamoğlu dosyaları, CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar ve muhalefet üzerinde artan hukuki baskı, gelecek iktidar ihtimaline karşı kurulan önleyici hat olarak değerlendirilebilir.

Bu anlamda devletin bir bölümü için muhalefetin iktidara gelmesi, ancak belirli sınırlar içinde kabul edilebilir görülüyor. Bu sınırların başında güvenlik politikası, belediye kaynakları, dış politika çizgisi ve bürokratik kadroların tasfiyesinin engellenmesi geliyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son açıklamalarında AK Parti’nin 14 puan önünde olduklarını söylemesi, muhalefetin artık iktidar adayı olarak konuştuğunu gösteriyor. CHP’nin resmi açıklamasında Özel, iktidarın değişimini engellemek için yargı yoluyla baskı kurulduğunu savundu. Bu söylem, muhalefetin devletle karşı karşıya gelme psikolojisini de derinleştiriyor.

Ancak devlet açısından CHP’nin yükselişi iki farklı biçimde okunuyor. Birinci okuma, muhalefetin sandık yoluyla iktidara gelme ihtimalinin artık yönetilmesi gereken gerçek bir senaryo olduğudur. İkinci okuma ise CHP’nin iktidara gelmesi halinde devletin tamamını dönüştürme kapasitesinin sınırlanması gerektiğidir. Bu yüzden bürokrasi, yargı ve güvenlik kurumları içinde “devamlılık” refleksi güçleniyor.

AK Parti sonrası döneme hazırlık, muhalefeti tamamen engellemekten çok, muhalefetin iktidara gelse bile hangi alanlarda hareket edemeyeceğini önceden belirleme çabasına benziyor.

Kürt Meselesi: Devletin Geçiş Sigortası

AK Parti sonrası döneme hazırlığın en hassas başlıklarından biri Kürt meselesi. Çünkü Kürt meselesi, Türkiye’de devletin güvenlik mimarisini, ittifak siyasetini, Suriye politikasını ve iç iktidar dengelerini belirleyen ana eksendir.

Devlet açısından mesele artık yalnızca PKK’nin silahlı kapasitesi değildir. Asıl mesele, Kürt siyasal alanının Türkiye’nin geleceğinde nasıl bir rol oynayacağıdır. Çünkü son on yılda ortaya çıkan tablo, Kürt seçmen iradesinin ülke çapında iktidar belirleyen bir ağırlığa dönüştüğünü gösterdi. İstanbul seçimlerinden yerel seçimlere kadar birçok kritik eşikte Kürt seçmen davranışı, Türkiye’nin siyasal yönünü etkileyen stratejik faktörlerden biri haline geldi.

Bu nedenle Ankara’da devlet aklı, AK Parti sonrası dönemi konuşurken aslında şu sorunun cevabını arıyor: Kürt siyasal ağırlığı nasıl yönetilecek?

Burada temel amaçlardan biri, Kürt meselesini tamamen muhalefetin belirleyici alanı olmaktan çıkarmaktır. Çünkü devlet, özellikle CHP-DEM Parti yakınlaşmasının ileride yeni bir siyasal blok oluşturmasından çekiniyor. İstanbul ve büyükşehir seçimlerinde ortaya çıkan fiili işbirliği, Ankara’da dikkatle takip edildi. Devlet açısından risk şudur: Eğer Kürt siyasal hareketi Türkiye muhalefetiyle kalıcı stratejik ortaklık kurarsa sadece seçim dengeleri değil devletin ideolojik merkezi de değişebilir.

Bu nedenle yeni dönemde devletin hedefi, Kürt siyasal alanını tamamen bastırmaktan uzaktır. Onu kontrollü biçimde yeniden şekillendirmektir.

Suriye Faktörü

Bugün Kürt meselesi artık Diyarbakır, Van ya da Mardin eksenli okunmuyor. Ankara’nın güvenlik perspektifinde esas belirleyici unsur Suriye’dir.

SDG’nin Kuzey Suriye’de kurduğu yapı, devletin Kürt meselesine yaklaşımını kökten değiştirdi. Çünkü Ankara ilk kez sınırının hemen yanında fiili bir Kürt yönetim modelinin ortaya çıktığını düşünüyor. Bu nedenle Türkiye’de Kürt meselesine dair atılan her adım, aynı zamanda Suriye denklemine göre hesaplanıyor.

Ankara’nın son dönemde zaman zaman “yumuşama” mesajları vermesi sadece iç siyasetten kaynaklanmıyor. ABD’nin bölgedeki pozisyonu, İsrail-İran gerilimi, Irak-Suriye hattındaki yeni enerji koridorları ve Rusya’nın etkisi de devletin hesaplarını değiştiriyor.

Devlet açısından bugün temel soru şudur: Türkiye içindeki Kürt meselesi sert güvenlik modeliyle mi yönetilecek, yoksa bölgesel dengeler nedeniyle daha esnek bir formül mü üretilecek? Henüz bu sorunun net cevabı verilmiş değil. Bu yüzden Ankara’da aynı anda hem operasyon dili hem de diyalog dili kullanılabiliyor.

Devlet İçinde İki Ayrı Yaklaşım

Kürt meselesi konusunda devlet içinde de tam bir fikir birliği olduğu söylenemez. Güvenlik bürokrasisinin bir bölümü meselenin yalnızca askeri ve istihbari yöntemlerle kontrol altında tutulabileceğini savunurken, başka bir kesim bunun artık sürdürülebilir olmadığını düşünüyor.

Özellikle ekonomik kriz, genç nüfusun artan huzursuzluğu, göç, bölgesel savaş riski ve uluslararası baskılar nedeniyle devletin bazı kesimlerinde “kontrollü siyasal açılım” fikrinin yeniden konuşulduğu değerlendiriliyor.

Dolayısıyla Ankara’daki yeni yaklaşım, eski çözüm sürecinin tekrarından çok farklı görünüyor. Yeni model, daha çok düşük yoğunluklu çatışmanın sürdüğü ama siyasetin tamamen kapanmadığı “kontrollü gerilim” modeline benziyor.

Ayrıca muhalefet açısından Kürt seçmen desteği olmadan merkezi iktidarı değiştirmek oldukça zor görünüyor. İktidar açısından ise Kürt siyasal alanının tamamen muhalefet eksenine kayması büyük risk olarak değerlendiriliyor.

Bu yüzden önümüzdeki dönemde Ankara’da Kürt meselesine dair şu başlıklar daha fazla konuşulabilir:

Kayyum modelinin yeniden düzenlenmesi,

Yerel yönetim yetkilerinin sınırlı biçimde genişletilmesi,

Cezaevi ve siyasal yasak dosyalarında kontrollü adımlar,

Kültürel haklar alanında sembolik açılımlar,

DEM Parti ile dolaylı temas kanallarının genişlemesi,

Suriye Kürtleri konusunda yeni pazarlık formülleri.

Türkiye’de artık herkes aynı soruyu soruyor: Kürt meselesi çözülmeden yeni bir siyasal düzen kurulabilir mi? Ankara’nın bugünkü sessiz hazırlığı, devletin bu soruya “hayır” cevabını vermeye başladığını düşündürüyor.

Erken Seçim Senaryosu ve Kontrollü Takvim Arayışı

AK Parti sonrası döneme hazırlığın en önemli araçlarından biri seçim takvimidir. Erdoğan ve Bahçeli “seçim zamanında” dese de Ankara kulislerinde Mayıs-Haziran 2027 senaryosu konuşulmaya devam ediyor.

Bu senaryo önemlidir. Çünkü erken seçim, iktidarın yenilgiye sürüklenmeden önce kontrollü bir takvim kurma ihtimalini gündeme getirir. Ekonomi kısmen toparlanırsa, Kürt meselesinde kontrollü bir ilerleme sağlanırsa, muhalefet üzerindeki yargı baskısı sonuç üretirse ve AK Parti teşkilatlarında yenilenme yapılırsa, iktidar sandığa daha uygun bir momentte gitmek isteyebilir. Bu bakımdan devletin hazırlığı aktif bir mühendislik sürecidir. Takvim, adaylık, yargı kararları, ittifak dengeleri, medya atmosferi ve ekonomi programı aynı bütünün parçalarıdır.

Erdoğan sınırlı rol alabilir

AK Parti sonrası dönem muhalefetin iktidara gelişi anlamına gelmeyebilir ki bu da pek mümkün görünmüyor. Bir başka senaryo da AK Parti içinde Erdoğan sonrası ya da Erdoğan’ın daha sınırlı rol üstlendiği yeni bir merkezin oluşmasıdır. Uluslararası analizlerde 2025 ve 2026’daki siyasal tartışmaların giderek “halefiyet” meselesi tarafından belirlendiği ifade ediliyor. Bu nedenle devletin hazırlığı iki ihtimali aynı anda gözetiyor: Birincisi muhalefetin iktidara gelmesi; ikincisi AK Parti bloğunun Erdoğan sonrası yeni bir biçimde devam etmesi. Her iki durumda da amaç, devletin stratejik yönelimlerinde ani kırılma yaşanmamasıdır.

Türkiye artık klasik anlamda “iktidar değişimi olur mu” sorusunu geride bırakıyor. Asıl soru şudur: İktidar değişirse, devlet ne kadar değişecek? Bugünkü işaretler, devletin bu soruya şimdiden cevap aradığını gösteriyor. AK Parti sonrası dönem hazırlanıyor; fakat bu hazırlık, yeni bir demokratik başlangıçtan çok, eski gücün yeni koşullarda nasıl korunacağına dair soğuk ve hesaplı bir devlet refleksi taşıyor.