AKP–DEM İttifakı mı, Geçici Zorunluluk mu?

Ankara'da AKP ve DEM Parti arasında yeni anayasa, erken seçim ve 'Terörsüz Türkiye' hedefiyle konjonktürel bir iş birliği kurulduğu iddia ediliyor. Sürecin, Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve muhalefeti yeniden dizayn etme stratejisiyle ilişkili olduğu konuşuluyor.

Haber Giriş Tarihi: 26.05.2026 11:22
Haber Güncellenme Tarihi: 26.05.2026 11:22
https://haberdeger.com/

Ankara’da uzun süredir ilk kez bu kadar yoğun biçimde aynı soru konuşuluyor: İktidar ile DEM Parti arasında görünmeyen bir siyasi hat mı kuruluyor? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı, yeni anayasa tartışmaları, “Terörsüz Türkiye” söylemi ve Meclis merkezli yeni süreç iddiaları başkent koridorlarında AKP-DEM ilişkisini siyasetin merkezine taşımış durumda.

Özellikle son haftalarda yayılan kulis bilgileri, klasik bir ittifaktan çok daha karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Çünkü Ankara’da konuşulan senaryo, seçim ortaklığından ziyade; anayasa, çözüm süreci ve parlamenter denge üzerinden şekillenen kontrollü bir temas modeli. Bugün tartışılan asıl mesele, Türkiye’de yeni dönemin hangi siyasal mimari üzerine kurulacağı.

Yeni Anayasa mı, Erken Seçim mi?

Türkiye siyasetinin kilitlendiği temel nokta Erdoğan’ın yeniden adaylığı. Mevcut anayasal çerçevede Erdoğan’ın tekrar aday olabilmesi için ya anayasa değişikliği gerekiyor ya da Meclis’in erken seçim kararı alması gerekiyor. İşte tam bu noktada DEM Parti’nin parlamentodaki ağırlığı kritik hale geliyor.

AKP kulislerinde konuşulan en dikkat çekici iddialardan biri şu: İktidar, doğrudan bir seçim ittifakı yerine, belirli başlıklarda DEM Parti ile “konjonktürel iş birliği” arıyor. Bunun merkezinde ise üç ana başlık olduğu belirtiliyor: Yeni anayasa, çözüm süreci/yasal güvence, erken seçim formülü.

Özellikle bazı kulislerde, AKP içinden bazı isimlerin CHP’deki krizleri ve “mutlak butlan” tartışmalarını da hesaba katarak Meclis aritmetiğini yeniden okumaya çalıştığı ifade ediliyor. Bu nedenle Ankara’daki tartışma doğrudan Erdoğan sonrası değil, Erdoğan’la devam edecek yeni iktidar formülünün nasıl kurulacağıyla ilgili.

İktidar cephesi artık açık biçimde “Terörsüz Türkiye” söylemini öne çıkarıyor. Erdoğan’ın son aylardaki açıklamalarında Meclis’in “lokomotif rol” üstleneceğini vurgulaması ve “risk almaktan kaçınmayacağız” mesajı vermesi, yeni bir süreç hazırlığı olarak yorumlandı. Ancak bu süreç, 2013-2015 dönemindeki klasik çözüm sürecinden farklı görünüyor.

Çünkü AKP artık: Milliyetçi tabanı kaybetmek istemiyor. MHP ile ittifakı bozmak istemiyor ama aynı zamanda Kürt seçmeni tamamen CHP eksenine bırakmak da istemiyor. Bu nedenle Ankara’da konuşulan modele göre iktidar, “kontrollü normalleşme” adı verilen yeni bir çizgi arıyor. Yani: PKK’nın silahsızlandırılması, bazı hukuki düzenlemeler, yerel yönetimlerde sınırlı reform, kültürel alanda kontrollü açılımlar.

DEM Parti kaynaklarının ise özellikle “yasal güvence” konusunu öne çıkardığı aktarılıyor. Çünkü DEM çevrelerinde, geçmiş çözüm sürecinin çöküşünün temel nedenlerinden birinin hukuki güvence eksikliği olduğu düşünülüyor.

DEM Parti İçinde de Büyük Bir Tartışma Var

Ankara’daki tabloya bakıldığında DEM Parti’nin kendi içinde de ciddi bir stratejik tartışma yaşadığı görülüyor.

Bir kesim: CHP merkezli muhalefet hattının Kürt sorununda çözüm üretmediğini, Ulusalcı Kemalist grubun hiçbir zaman samimi olmayacağı, her ne olursa olsun bu fırsatın değerlendirilip barışın kutsanması gerektiğinden söz etmektedir.

Diğer kesim ise AKP ile kurulacak herhangi bir yakınlaşmanın: Kürt tabanında büyük kırılma yaratabileceğini, Partiyi ciddi bir temelde zayıflatabileceğini, İktidardan uzaklaşmak gerektiğini, CHP ile demokratik blok ilişkisini sürdürülmesi gerektiğini konuşuyor.

DEM’in içinde ki büyük bir kitle ise daha milliyetçi bir perspektife kaymış durumda. Öcalan paradigmasını ve Türkiyelileşme girişimlerini eleştirmekte, Rojava süreciyle artık kimseye güvenilmemesi gerektiğinden, Kürt milli hassasiyetler ile siyaset yapılması gerektiğinden söz etmektedir. Bu yüzden DEM Parti’nin mevcut çizgisi açık ittifaktan özellikle kaçınmak üzerine kurulu görünüyor.

Asıl Hedef CHP, MHP Bu Denklemin Neresinde?

Konuşulan bir başka senaryo ise şu: AKP yalnızca DEM Parti ile temas kurmaya çalışmıyor; aynı zamanda CHP’yi sistem içinde yalnızlaştıracak yeni bir siyasi eksen oluşturmak istiyor.

Son dönemde CHP’ye yönelik yargı süreçleri, parti içi krizler ve muhalefet üzerindeki baskılar da bu tartışmayı büyüttü. Bu nedenle iktidarın stratejisi üç aşamalı olabilir: CHP’yi kurumsal kriz içine sürüklemek, DEM Parti ile CHP ilişkisini bitirmek, yeni anayasa veya erken seçim denkleminde gerekli çoğunluğu oluşturmak.

Asıl kritik soru burada başlıyor. Çünkü AKP-DEM yakınlaşmasının sınırlarını belirleyecek temel aktör hâlâ Devlet Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi.

Şu ana kadar MHP doğrudan sert bir kopuş sinyali vermedi. MHP hem süreçten tamamen haberdar hem de süreç MHP’nin kırmızı çizgilerini aşmayacak kadar sınırlı tutuluyor.

Zaten iktidarın kullandığı dil de buna göre şekilleniyor. “Çözüm süreci” yerine “Terörsüz Türkiye” ifadesinin tercih edilmesi tesadüf değil. Bu söylem, hem devlet merkezli güvenlik paradigmasını koruyor hem de yeni temas kanallarına alan açıyor.

Öcalan ve Bahçeli arasında ki ilişki ise şaşırtıcı bir şekilde devam etmektedir. Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yönelik son dönemde kullandığı dilin geçmiş yıllardan belirgin biçimde farklılaşması oldu. Özellikle Bahçeli’nin çeşitli açıklamalarında Öcalan için “PKK’nin kurucu önderi” ifadesini kullanması, hem milliyetçi tabanda hem de muhalefet çevrelerinde büyük tartışma yarattı. Öcalan’ın Bahçeli’ye kilim hediye etmesi ise bu ilişkinin zirvesini gösterdi. Dolayısıyla MHP bugün daha pragmatik ve sonuç odaklı bir devlet dili kurmaya çalışmaktadır.

Türkiye Yeni Bir Siyasal Eşiğe mi Giriyor?

Asıl mesele artık şu: Türkiye, 2015 sonrası kurulan sert güvenlik merkezli siyasal mimariden, kontrollü ve pragmatik yeni bir denge modeline mi geçiyor?

AKP ile DEM Parti arasında resmi bir ittifak henüz yok. Fakat tüm siyasi atmosfer, devlet aklının yeni bir denge arayışında olduğunu gösteriyor. Bu arayışın merkezinde ise: Erdoğan’ın siyasi geleceği, Kürt meselesinin yeniden yönetilmesi, yeni anayasa ve Türkiye’de muhalefetin yeniden dizaynı bulunuyor.

Önümüzdeki aylarda özellikle; Meclis’teki anayasa tartışmaları, infaz/yargı paketleri, Kürt meselesine dair yeni söylemler ve erken seçim sinyalleri konuşulacak.

AKP-DEM hattındaki gerçek ilişkinin ne olduğunu daha görünür hale getirecek. Şimdilik görünen ise şu: Ankara’da artık kimse bu ihtimali tamamen imkânsız görmüyor.