Batı Dünyası Hizbullah'a Karşı Yeni Bir Suriye Denklemine mi Hazırlanıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Hizbullah ile mücadelede Suriye'nin rol üstlenebileceğini ima ederek bölgesel denklemde değişim sinyali verdi. Washington'ın Şam'ı yeniden güvenlik sürecine dahil etme eğilimi dikkat çekiyor.

Haber Giriş Tarihi: 16.06.2026 18:33
Haber Güncellenme Tarihi: 16.06.2026 18:33
https://haberdeger.com/

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hizbullah'a ilişkin son açıklamaları, Ortadoğu'daki dengelerin sessizce yeniden kurulduğuna işaret eden yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Trump'ın, İsrail'in Lübnan'daki askeri operasyonlarına mesafeli yaklaşarak Suriye'nin Hizbullah karşısında rol üstlenebileceğini ima etmesi, Washington'ın bölgesel önceliklerinde dikkat çekici bir değişim yaşandığı yorumlarına neden oldu.

Trump, şunları söyledi:

“Suriye’de göreve getirdiğimiz lider harika bir iş çıkarıyor. Hizbullah konusunda da çok başarılı. İsrail uzun süredir Hizbullah ile savaşıyor ve çok fazla insan hayatını kaybetti. İsrail’e ‘Bırakın Hizbullah ile Suriye ilgilensin’ dedim. Açık konuşmak gerekirse İsrail’den daha iyi bir iş çıkarırlar.

Uzun yıllar boyunca Washington'ın Suriye politikası, Esad yönetiminin tecrit edilmesi ve ülkenin uluslararası sistemden dışlanması üzerine kuruluydu. Ancak son dönemde ortaya çıkan yeni tablo, Beyaz Saray'ın önceliklerinin değiştiğini gösteriyor. İran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması, Hizbullah'ın askeri kapasitesinin zayıflatılması ve İsrail'in yürüttüğü geniş çaplı operasyonların kontrol altına alınması, yeni dönemin temel başlıkları arasında yer alıyor.

Bu çerçevede Trump'ın, Hizbullah meselesinde Şam'ı işaret etmesi dikkat çekici bulundu. Financial Times, Washington'un yeni Suriye yönetimine yönelik yaklaşımının son aylarda belirgin biçimde değiştiğini ve ABD'nin Şam'ı bölgesel güvenlik denklemine yeniden dahil etmeye başladığını belirtiyor. Gazeteye göre, Trump'ın sözleri bu eğilimin şimdiye kadarki en açık siyasi ifadesi niteliğinde.

Batı dünyasında bu gelişme iki farklı perspektiften okunuyor.

İlk yaklaşım, "pragmatik normalleşme" anlayışına dayanıyor. Bu görüşe göre İran'la yapılan anlaşmanın sürdürülebilir olabilmesi için Hizbullah'ın Lübnan'daki hareket alanının daraltılması gerekiyor. Ancak İsrail'in yoğun bombardımanları hem uluslararası kamuoyunda tepki topluyor hem de diplomatik kazanımları riske atıyor. Bu nedenle, Suriye'nin belirli ölçüde denkleme dahil edilmesi, Washington açısından daha az maliyetli bir seçenek olarak görülüyor.

İkinci yaklaşım ise bu senaryonun ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor.

Lübnan'ın modern siyasi hafızasında Suriye'nin özel bir yeri bulunuyor. Şam yönetiminin yaklaşık otuz yıl boyunca Lübnan üzerindeki askeri ve siyasi etkisi, toplumun önemli kesimlerinde hâlâ tartışmalı bir miras olarak görülüyor. Bu nedenle Suriye'nin yeniden Lübnan güvenliğinde rol üstlenmesi, eski fay hatlarını harekete geçirebilir ve yeni bir meşruiyet krizine yol açabilir.

Gerçekten de son dönemde Washington ile Tel Aviv arasında alışılmadık bir ton farkı ortaya çıkmış durumda. Guardian'ın aktardığına göre Trump, Lübnan'daki saldırıların İran'la yürütülen diplomatik süreci zora sokabileceğini düşünüyor ve sivil kayıpların artmasının İsrail'in uluslararası konumunu zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor. Bu yaklaşım, İsrail'e koşulsuz destek veren geleneksel Cumhuriyetçi çizgiden belirli ölçüde ayrışıyor.

Bununla birlikte Batılı uzmanların önemli bir kısmı, Trump'ın Şam çıkışının doğrudan askeri bir plan anlamına gelmediği görüşünde birleşiyor. Yeni Suriye yönetiminin öncelikleri arasında ekonomik toparlanma, uluslararası meşruiyetin güçlendirilmesi ve iç istikrarın korunması bulunuyor. Hizbullah'la açık bir çatışma ise Suriye'yi yeniden bölgesel vekâlet savaşlarının merkezine çekebilir.

Ortadoğu siyaseti, son yıllarda eski düşmanlıkların yerini pragmatik iş birliklerine bıraktığı bir döneme girdi. Bir dönem "rejim değişikliği" hedefinin merkezinde bulunan Suriye'nin bugün Batılı çevrelerde Hizbullah'a karşı olası bir denge unsuru olarak tartışılması, bu dönüşümün ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.

Trump'ın birkaç cümlesiyle başlayan tartışma, aslında çok daha büyük bir soruyu gündeme taşıyor: İran'la yeni uzlaşının ardından Ortadoğu'nun güvenlik mimarisi nasıl şekillenecek? İsrail'in askeri üstünlüğüne dayalı eski düzen mi devam edecek, yoksa Washington bölgesel aktörler arasında yeni bir güç dağılımı mı inşa etmeye çalışacak?

Bu sorunun cevabı henüz net değil. Ancak Batı basınının ortaklaştığı nokta şu: Şam, uzun yıllar sonra ilk kez Ortadoğu'nun geleceğine ilişkin hesapların dışında değil, tam merkezinde yer alıyor.