
Tunus'ta mahkemenin Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi hakkında müebbet hapis cezası verdi. Bu karar aslında Arap Baharı'nın son büyük siyasi miraslarından birinin tasfiyesi anlamına geliyor. Son yıllarda farklı davalardan aldığı cezalarla birlikte Gannuşi'nin toplam mahkûmiyet süresi onlarca yılı aşmış durumda. Son kararlarla birlikte Tunus muhalefeti, ülkenin en etkili siyasi figürlerinden birinin sistem dışına itildiğini savunurken, Cumhurbaşkanı Kays Said yönetimi ise bunun hukuki bir süreç olduğunu öne sürüyor.
Şüphesiz ki Gannuşi'nin hikâyesi modern İslamcılığın, Arap Baharı'nın ve demokratik İslam düşüncesinin yükseliş ve gerileyiş öyküsüdür.
Nahda Hareketi Nasıl Doğdu?
Nahda Hareketi'nin kökleri 1970'lerin sonuna uzanıyor. O dönem Tunus, Habib Burgiba'nın katı laiklik politikaları altında bulunuyordu. Genç bir düşünür olan Gannuşi, İslam ile modern siyaseti bir araya getirecek yeni bir hareket inşa etmeye çalışıyordu.
1981 yılında kurulan "İslami Yöneliş Hareketi" daha sonra Nahda adını aldı. Hareket, klasik Arap İslamcılığından farklı bir çizgi geliştirdi. Şiddeti reddediyor, çok partili sistemi savunuyor ve seçimlere katılmayı benimsiyordu. Bu yaklaşım onu hem radikal selefi hareketlerden hem de silahlı İslamcı örgütlerden ayırdı.
Gannuşi'nin düşünsel dünyası da alışılmış İslamcı liderlerden farklıydı. Şam'da felsefe eğitimi aldı, Avrupa'da yaşadı, Batılı düşünürleri okudu. Marx'tan Sartre'a, Freud'dan modern demokrasi teorilerine kadar geniş bir entelektüel yelpazeden etkilendi. Bu nedenle birçok araştırmacı onu "Müslüman demokrat" olarak tanımladı.
1987'de iktidara gelen Zeynel Abidin Bin Ali başlangıçta reform vaat etse de kısa sürede otoriter bir rejim kurdu.
Nahda Hareketi ağır baskılarla karşılaştı. Binlerce üyesi tutuklandı. Gannuşi hakkında müebbet kararı verildi ve ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık 22 yıl boyunca Londra'da sürgünde yaşadı.
Bu dönem Nahda'nın ideolojik dönüşüm süreci açısından kritik öneme sahipti. Cezayir'de seçimleri kazanan İslamcıların askeri darbeyle karşılaşması ve ardından ülkenin iç savaşa sürüklenmesi, Gannuşi üzerinde derin etkiler bıraktı. Bu süreçten sonra Nahda, demokratik uzlaşma ve çoğulculuk fikrine daha fazla ağırlık verdi.
Arap Baharı ve Nahda'nın Altın Çağı
2011 yılında Tunus'ta başlayan halk ayaklanması sadece Bin Ali rejimini devirmedi aksine Arap dünyasının siyasi haritasını değiştirdi. 22 yıllık sürgünün ardından Gannuşi Tunus'a döndüğünde havaalanında binlerce kişi tarafından karşılandı. Nahda kısa sürede ülkenin en büyük siyasi gücüne dönüştü.
2011 seçimlerinde birinci olan hareket hükümetin kurulmasında merkezi rol oynadı. Nahda'nın başarısı tüm Ortadoğu için dikkat çekiciydi. Çünkü ilk kez demokratik seçimlerle iktidara gelen ve demokrasiye bağlı kalacağını ilan eden bir İslamcı hareket ortaya çıkmıştı. Batı'daki birçok araştırmacı Nahda'yı "Müslüman Kardeşler sonrası dönemin yeni modeli" olarak tanımlıyordu.
Nahda'nın Büyük Dönüşümü
2016 yılında Nahda tarihi bir karar aldı. Parti, siyasi faaliyet ile dini faaliyetleri birbirinden ayıracağını açıkladı. Gannuşi bunu "siyasi İslamdan Müslüman demokrasiye geçiş" olarak tanımlıyordu.
Bu karar, Nahda'nın Avrupa'daki Hristiyan Demokrat partilere benzeyen bir çizgiye yöneldiği şeklinde yorumlandı. Hareket şeriat talebinden uzaklaştı, laik kesimlerle uzlaşma aradı ve koalisyon siyasetini benimsedi. Fakat tam da bu noktada Nahda tabanında çatlaklar oluşmaya başladı. Bir kesim, hareketin fazla taviz verdiğini düşünüyordu. Diğer kesim ise Tunus'un kırılgan yapısında uzlaşmanın zorunlu olduğunu savunuyordu.
2021 yılı Tunus için dönüm noktası oldu. Cumhurbaşkanı Kays Said parlamentoyu askıya aldı, hükümeti görevden uzaklaştırdı ve olağanüstü yetkileri kendi elinde topladı.
Muhalefet bunu açık bir darbe olarak tanımladı. Said ise ülkeyi yıllardır felç eden siyasi kaosu sona erdirdiğini savundu. Bu süreçten sonra Nahda Hareketi sistematik biçimde hedef alınmaya başladı. Parti yöneticileri, gazeteciler, iş insanları ve muhalif siyasetçiler hakkında çok sayıda dava açıldı. Gannuşi 2023 yılında tutuklandı ve peş peşe gelen kararlarla onlarca yıllık hapis cezalarına çarptırıldı.
Gannuşi'nin Mahkûmiyeti Ne Anlama Geliyor?
Bugün mesele Nahda'nın geleceği değildir. Daha büyük soru şudur: Arap Baharı'nın demokratik deneyimi tamamen sona mı eriyor?
Tunus uzun süre Arap Baharı'nın tek başarı hikâyesi olarak gösterildi. Mısır'da darbe yaşandı. Libya parçalandı. Yemen iç savaşa sürüklendi. Suriye büyük bir yıkım yaşadı. Tunus ise nispeten demokratik kurumlarını koruyabilmişti.
Bugün ise uluslararası insan hakları kuruluşları, Tunus'ta muhalefete yönelik baskıların arttığını ve demokratik alanın daraldığını savunuyor. Gannuşi'nin cezaevindeki durumu da bu tartışmaların merkezinde yer alıyor. 84 yaşındaki siyasetçinin sağlık durumunun kötüleştiği ve hastaneye kaldırıldığı bildiriliyor. Nahda Hareketi bunun siyasi bir tasfiye süreci olduğunu ileri sürerken, Tunus yönetimi tüm davaların hukuk çerçevesinde yürütüldüğünü savunuyor.
Bu karar, Arap Baharı'nın en önemli siyasi deneylerinden biri olan Nahda hareketinin tarihsel serüveninde yeni bir kırılma noktasıdır. Bir zamanlar İslam ile demokrasi arasında köprü kurmaya çalışan, seçimlerle iktidara gelen ve Arap dünyasında yeni bir model olarak gösterilen Nahda bugün ağır baskılar altında bulunuyor.
Tunus'ta yaşananlar, sadece bu ülkenin iç siyasetiyle ilgili değildir. Aynı zamanda Ortadoğu'da demokratik İslam, çoğulculuk ve siyasal uzlaşma fikrinin geleceğine ilişkin çok daha büyük bir tartışmanın parçasıdır. Gannuşi'nin cezaevi hücresinde geçen her gün, aslında Arap Baharı'nın mirasının da yeniden yargılandığı bir döneme işaret ediyor.