
İranlı yetkililer ve Hizbullah kaynaklarından gelen mesajlar, Tahran’ın Lübnan’ı olası bir anlaşmanın dışında bırakmak istemediğini gösteriyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Hizbullah’a gönderdiği mesajda desteğin süreceğinin belirtilmesi ve Lübnan’ın herhangi bir ateşkes denklemine dahil edilmesi talebi bunun en açık göstergelerinden biri oldu.
Bunun temel nedeni, Lübnan’ın İran açısından bölgesel caydırıcılık mimarisinin merkezlerinden biri olmasıdır. İran, yıllardır İsrail’e karşı oluşturduğu “direniş ekseni” stratejisinin en güçlü halkasını Hizbullah üzerinden kurdu. Irak’taki Şii direniş grupları, Yemen’deki Ensarullah hareketi ve Filistin’deki çeşitli hareketlerle birlikte düşünüldüğünde, Hizbullah İran’ın bölgesel nüfuzunun en kurumsallaşmış ve askeri kapasitesi en yüksek unsuru olarak görülüyor. Bu nedenle Lübnan’dan geri çekilmek, İran’ın onlarca yılda oluşturduğu jeopolitik savunma hattının da parçalanması anlamına geliyor.
İsrail’in son haftalarda Litani Nehri’nin kuzeyine doğru ilerlemesi ve operasyon alanını genişletmesi, İran’ın kaygılarını daha da artırmış durumda. Tel Aviv yönetimi Hizbullah’ın askeri kapasitesini uzun vadeli olarak tasfiye etmeyi hedefleyen bir strateji izliyor. İsrail birliklerinin Güney Lübnan’da daha derine ilerlemesi ve Bekaa Vadisi ile Beyrut çevresindeki saldırıları yoğunlaştırması, Tahran’da “Lübnan cephesinin düşmesi” senaryosunu yeniden gündeme taşıdı.
Ancak İran’ın önündeki tablo geçmiş yıllara göre daha karmaşık. Hizbullah hâlâ bölgenin en organize silahlı yapılarından biri olsa da 2024 sonrasında ciddi kayıplar yaşadı. Uluslararası analizler, örgütün komuta yapısını yeniden organize ettiğini ve İran Devrim Muhafızları ile koordinasyonunu artırdığını belirtse de eski hareket alanına sahip olmadığına dikkat çekiyor. Özellikle lider kadrolardaki kayıplar, ekonomik baskılar ve Lübnan iç siyasetindeki değişim, Hizbullah’ın hareket kabiliyetini sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.
Lübnan içinde de dengeler değişiyor. Beyrut yönetimi ilk kez bu kadar açık biçimde Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini sınırlama ve devlet otoritesini yeniden tesis etme yönünde adımlar atıyor. Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ve Başbakan Nevvaf Selam’ın açıklamaları, devletin savaş ve barış kararlarını tekeline alma isteğini ortaya koyuyor. Bu durum, İran’ın Lübnan üzerindeki geleneksel etki alanını daraltabilecek gelişmeler arasında değerlendiriliyor.
Buna rağmen Tahran geri adım atmıyor. Çünkü İran açısından mesele İsrail ile gelecekte yaşanabilecek daha büyük bir çatışmanın dengeleri. İranlı stratejistler uzun yıllardır savaşın kendi topraklarında değil, çevre cephelerde tutulması gerektiğini savunuyor. Hizbullah’ın elindeki füze ve insansız hava aracı kapasitesi, İran’ın doğrudan çatışma yaşamadan İsrail üzerinde baskı kurabilmesini sağlıyor. Bu kapasitenin ortadan kalkması, İran’ın caydırıcılık doktrininde büyük bir boşluk yaratabilir. Bazı askeri analizler, Hizbullah’ın bugün ucuz İHA’lar ve hassas güdümlü mühimmatlarla İsrail’in savunma sistemlerine ciddi maliyet yüklediğini ve bu nedenle Tahran’ın örgütü vazgeçilmez gördüğünü belirtiyor.
Diğer taraftan Washington ile Tahran arasında yürütülen görüşmeler de İran’ın Lübnan politikasını doğrudan etkiliyor. Son günlerde gündeme gelen geçici anlaşma taslakları, İran’ın nükleer programı ve bölgesel gerilimlerin azaltılması üzerine yoğunlaşıyor. Ancak Tahran, Hizbullah’ın tasfiye edilmesini ya da Lübnan dosyasının tamamen İsrail-Amerikan eksenine bırakılmasını kabul etmeye yanaşmıyor. Çünkü böyle bir taviz, İran kamuoyunda ve bölgesel müttefikleri nezdinde stratejik bir geri çekilme olarak algılanabilir.
Bugün ortaya çıkan tablo, İran’ın Lübnan’da mutlak bir zafer aradığından öte en azından Hizbullah’ın ayakta kaldığı, İsrail’in ise tam anlamıyla stratejik üstünlük kuramadığı bir dengeyi korumaya çalıştığını gösteriyor. Tahran açısından mesele İran’ın Ortadoğu’daki nüfuz haritasının geleceği.
Bu nedenle İran’ın Lübnan’dan geri adım atmaması, ideolojik bağlılıktan çok jeopolitik zorunluluk olarak okunuyor. Çünkü Lübnan cephesinde yaşanacak büyük bir kırılma İran’ın son kırk yılda inşa ettiği bölgesel güç mimarisinin de sorgulanmasına yol açabilir. Ortadoğu’daki yeni pazarlık masalarında konuşulan asıl konu da tam olarak bu: İran, Lübnan’ı kaybetmeden bir anlaşmaya varabilir mi, yoksa Lübnan savaşı bölgesel düzenin yeniden şekillendiği daha büyük bir hesaplaşmanın başlangıcı mı olacak?