İsrail Seçimleri Öncesi Güç Dengesi Değişiyor: Likud'un Tahtı Sallanıyor mu?

İsrail, en geç 27 Ekim 2026'da kritik bir seçime gidiyor. Gazze savaşı ve güvenlik krizleri gölgesindeki seçimlerde Benjamin Netanyahu, Naftali Bennett ve Yair Lapid gibi isimler ülkenin gelecekteki yönetim anlayışı için yarışacak.

Haber Giriş Tarihi: 10.06.2026 21:46
Haber Güncellenme Tarihi: 10.06.2026 21:46
https://haberdeger.com/

İsrail, son yılların en kritik seçimlerinden birine hazırlanıyor. Resmi takvime göre ülke en geç 27 Ekim 2026'da sandık başına gidecek. Ancak yaklaşan seçimler, sadece yeni bir hükümetin belirlenmesinden ibaret değil. Gazze savaşı, İran'la tırmanan gerilim, Hizbullah tehdidi, uluslararası yalnızlaşma ve içeride büyüyen toplumsal kutuplaşma, bu seçimleri ülkenin geleceğine ilişkin bir yol ayrımına dönüştürmüş durumda.

Uzun yıllar boyunca İsrail siyasetinin baskın figürü olan Benjamin Netanyahu, ilk kez bu kadar kırılgan bir siyasi zeminde seçime gidiyor. Bir dönem "güvenliğin garantörü" olarak görülen Netanyahu, bugün aynı güvenlik meselesi üzerinden eleştiriliyor. 7 Ekim saldırıları, İsrail kamuoyunda devletin istihbarat ve savunma kapasitesine ilişkin ciddi sorular doğurdu. Gazze'deki savaşın uzaması ve İsrailli rehinelerin akıbeti konusundaki belirsizlikler de bu sorgulamayı derinleştirdi.

Ancak İsrail'deki tartışma, Netanyahu'nun görevde kalıp kalmaması meselesinden çok daha karmaşık. Ülkenin siyasal haritası incelendiğinde, seçmenlerin aslında birbirinden oldukça farklı İsrail tasavvurlarına sahip olduğu görülüyor.

Netanyahu ve Likud: Eski Gücün Sınavı

Netanyahu'nun liderliğini yaptığı Likud Partisi, İsrail sağının en güçlü siyasi örgütü olmayı sürdürüyor. Parti; güçlü güvenlik devleti, İran'a karşı sert tutum, Filistin devletine mesafeli yaklaşım ve serbest piyasa ekonomisi gibi başlıklar etrafında şekilleniyor.

Likud'un toplumsal desteği büyük ölçüde Mizrahi Yahudiler, taşra kentlerinde yaşayan seçmenler, geleneksel muhafazakârlar ve güvenlik kaygısı yüksek kesimlerden oluşuyor. Netanyahu'nun kişisel liderliği de yıllar içinde partinin kimliğiyle iç içe geçti.

Buna rağmen son dönemde yapılan kamuoyu araştırmaları, Likud'un hâlâ birinci parti görünmesine karşın eski hâkimiyetini kaybettiğine işaret ediyor. Özellikle savaşın maliyetini doğrudan hisseden bölgelerde ve bazı sağ seçmen gruplarında memnuniyetsizlik dikkat çekiyor.

Muhalefet Sol Değil, "Netanyahu'suz Sağ"

İsrail'de dışarıdan bakıldığında sıkça yapılan hatalardan biri, Netanyahu karşıtlarını otomatik olarak sol muhalefet olarak tanımlamak.

Oysa son yıllarda yükselen isimlerden biri olan eski Başbakan Naftali Bennett, ideolojik olarak Netanyahu'nun solunda yer almıyor. Bennett, güvenlik konusunda sert bir çizgiye sahip. İran'a karşı kararlı politikaları destekliyor ve Filistin devletine mesafeli duruyor.

Aradaki temel fark, yönetim anlayışında ortaya çıkıyor. Bennett destekçileri, İsrail'in güvenlik önceliklerinden vazgeçmeden daha işlevsel ve daha az kutuplaştırıcı bir hükümet kurulabileceğini savunuyor.

Bennett'in özellikle teknoloji sektöründe çalışanlar, eğitimli muhafazakârlar, modern dindarlar ve Netanyahu'dan yorulan merkez sağ seçmen arasında destek bulduğu belirtiliyor.

Lapid ve Merkez Siyaset

Muhalefetin bir diğer önemli aktörü Yair Lapid.

Lapid'in temsil ettiği çizgi, Tel Aviv merkezli seküler ve kentli seçmenlerde karşılık buluyor. Yargı bağımsızlığı, devlet kurumlarının güçlendirilmesi, ultra-Ortodoks partilerin ayrıcalıklarının sınırlandırılması ve Batı ile ilişkilerin yeniden dengelenmesi Lapid'in öne çıkardığı başlıklar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte Lapid de güvenlik meselelerinde İsrail siyasetinin genel çerçevesinin dışına çıkan bir politika önermiyor. Bu nedenle seçimlerde yaşanan rekabet, klasik anlamda sağ-sol ayrışması şeklinde okunmuyor.

İsrail siyasetindeki en dikkat çekici dönüşümlerden biri, dini milliyetçi partilerin artan etkisi.

Bu partiler, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesini savunuyor ve Filistin devletine kesin biçimde karşı çıkıyor. Devletin Yahudi karakterinin daha görünür hâle gelmesini isteyen bu kesimlerin etkisi, son yıllarda koalisyon siyasetinde belirgin biçimde arttı.

Özellikle güvenlik kaygılarının yükseldiği dönemlerde bu partilerin "daha sert tedbirler" çağrısı toplumun bir bölümünde karşılık buluyor.

Ultra-Ortodokslar ve Araplar

Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi ultra-Ortodoks partiler de İsrail siyasetinin vazgeçilmez aktörleri arasında bulunuyor.

Bu partiler, dini eğitim kurumlarının korunmasını ve öğrencilerin zorunlu askerlikten muaf tutulmasını savunuyor. Ancak savaşın uzamasıyla birlikte bu muafiyetler daha fazla tartışılır hâle geldi.

İsrail'de birçok aile çocuklarını cepheye gönderirken, Haredi gençlerin askerlikten muaf tutulması özellikle seküler seçmenler arasında tepkiye neden oluyor.

Bu mesele, seçimlerden sonra kurulacak olası koalisyon görüşmelerinin de en zorlu başlıklarından biri olabilir.

İsrail vatandaşlarının yaklaşık beşte biri Araplardan oluşuyor.

Arap partileri, eşit yurttaşlık hakları, yerel yatırımlar ve ayrımcılığın sona erdirilmesi gibi talepleri öne çıkarıyor. Ancak bu partiler arasındaki bölünmüşlük ve bazı Yahudi partilerinin Arap partileriyle iş birliğine mesafeli yaklaşması, etkilerini sınırlandırıyor.

Buna rağmen seçim sonuçlarının başa baş olması durumunda Arap partileri yeniden kilit aktör hâline gelebilir.

Seçimin Gerçek Sorusu

Yaklaşan seçimlerin merkezinde aslında tek bir soru bulunuyor:

İsrail toplumu, Netanyahu sonrası döneme hazır mı?

Anketler, seçmenlerin önemli bir bölümünün mevcut yönetimden memnun olmadığını gösteriyor. Ancak aynı seçmenlerin büyük kısmı güvenlik önceliklerinden vazgeçilmesini de istemiyor.

Bu durum, İsrail siyasetini alışılmış kalıpların dışına taşıyor. Çünkü tartışma, sağ ile sol arasındaki ideolojik rekabetten çok, güvenlik anlayışının kim tarafından ve nasıl yönetileceği üzerine yoğunlaşıyor.

Gazze savaşı sona ermiş değil. İran'la gerilim sürüyor. Rehineler meselesi çözülebilmiş değil. Kuzey sınırındaki belirsizlik de devam ediyor.

Bu nedenle İsrailliler sandık başına giderken sadece yeni bir başbakan seçmeyecek. Diğer taraftan sürekli krizlerle şekillenen bir ülkenin bundan sonra nasıl yönetileceğine karar verecek.

Belki de bu seçimlerin en önemli özelliği burada yatıyor.

İsrail tarihinde bazı seçimler hükümetleri değiştirdi. Bazıları ise ülkenin siyasal yönünü yeniden tanımladı.

2026 seçimleri, ikinci kategoriye girmeye aday görünüyor.