
Amerikan dergisi Newsweek, yayımladığı kapsamlı analizde Küba Devrimi’nin artık tarihsel enerjisini kaybettiğini, ancak Fidel Castro ve Che Guevara etrafında örülen devrim mitinin dünya siyasetinde yaşamaya devam edeceğini yazdı. “Küba Devrimi Neydi? Rüya Bitiyor Ama Efsane Devam Edecek” başlıklı analizde, 1959’da başlayan devrimin Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan öğrenci hareketlerine kadar küresel ölçekte ideolojik bir dalga yarattığı vurgulandı.
Analizde, Küba Devrimi’nin başlangıçta sadece diktatör Fulgencio Batista rejimine karşı bir halk ayaklanması olarak görülmediği; Amerika Birleşik Devletleri’nin Latin Amerika üzerindeki etkisine karşı “anti-emperyalist bir meydan okuma” şeklinde sunulduğu belirtildi. 1950’lerin sonunda genç gerillaların Sierra Maestra dağlarından Havana’ya yürüyüşü, dönemin küresel sol hareketleri açısından romantik bir kurtuluş anlatısına dönüştü. Fidel Castro ve Che Guevara aynı zamanda birer sembol haline geldi.
Newsweek’in analizine göre bugün ise o devrimin geriye bıraktığı tablo oldukça ağır. Küba ekonomisi yıllardır süren yaptırımlar, merkezi planlama krizleri, üretim düşüşü ve enerji altyapısındaki çöküş nedeniyle ciddi bir darboğaz içinde bulunuyor. Elektrik kesintileri, gıda sıkıntısı ve kitlesel göç, ada ülkesinde sosyal çözülmenin hızlandığını gösteriyor. Son yıllarda özellikle genç nüfusun büyük kısmı ülkeden ayrılmaya çalışırken, Havana sokaklarında artık devrim romantizminden çok hayatta kalma mücadelesinin hissedildiği ifade ediliyor.
Analizde dikkat çeken noktalardan biri de şu: Küba Devrimi’nin başarısız olduğu iddia edilse bile, onun yarattığı mitolojik alanın hâlâ çok güçlü olması. Bugün dünyanın birçok yerinde Che Guevara posterlerinin hâlâ satılması, öğrenci hareketlerinde Castro dönemine atıflar yapılması ya da Latin Amerika’daki bazı sol hareketlerin Küba’yı sembolik bir merkez olarak görmesi, bu “mitin” devam ettiğini gösteriyor. Newsweek, gerçek Küba ile zihinlerde yaşayan Küba arasında giderek büyüyen bir uçurum oluştuğunu savunuyor.
Küba Devrimi’nin tarihsel etkisi yalnızca ada ile sınırlı kalmadı. Devrim sonrası süreçte Latin Amerika’daki birçok silahlı örgüt, gerilla savaşı stratejisini Havana’dan ilham alarak şekillendirdi. Afrika’daki bağımsızlık mücadelelerinden Filistin hareketlerine kadar birçok yapı, Küba’yı “direniş modeli” olarak gördü. Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği ile yakınlaşan Havana yönetimi, ABD’nin burnunun dibinde sosyalist bir devlet olarak Washington açısından büyük bir jeopolitik travmaya dönüştü.
Ancak Newsweek’e göre devrim, zamanla kendi iç çelişkilerinin ağırlığı altında sertleşti. Basın üzerindeki baskılar, tek parti yönetimi, muhalif hareketlerin bastırılması ve ekonomik merkeziyetçilik, başlangıçta vaat edilen özgürlük söylemiyle çelişmeye başladı. Özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Küba ekonomisinin ağır biçimde sarsılması, sistemin yapısal kırılganlığını ortaya çıkardı. Buna rağmen rejim tamamen çökmedi; çünkü devrim güçlü bir tarih anlatısı inşa etmişti.
Bugün Küba’da yaşanan krizler nedeniyle halkın önemli bir kısmı değişim talep ediyor. Son yıllarda gerçekleşen protestolar, elektrik kesintileri ve temel ihtiyaç krizleri nedeniyle büyüdü. Buna rağmen devletin kurduğu devrim anlatısı hâlâ eğitim sistemi, medya ve siyasi hafıza üzerinden yaşamaya devam ediyor. Newsweek’in analizinde, “devrim ölse bile hafızası yaşamaya devam edecek” değerlendirmesi öne çıkıyor.
Birçok tarihçiye göre Küba Devrimi artık ekonomik olarak sürdürülebilir bir model olmaktan uzaklaşmış durumda. Fakat devrimlerin semboller ve kolektif hafızayla da yaşadığı gerçeği, Küba örneğinde çok net biçimde görülüyor. Havana’nın yorgun sokaklarında çöken bir ekonomi ile dünyanın dört bir yanında hâlâ tişörtlere basılan Che Guevara yüzü arasındaki çelişki, aslında Küba Devrimi’nin bugünkü durumunu özetliyor.