Trump Sonrası Dünya İçin Üç Senaryo

Hal Brands, 23 Mart 2026'da Foreign Policy'de yayımlanan analizinde, Trump sonrası dünya için üç senaryo çizdi: Yeni bir Soğuk Savaş, etki alanlarına bölünmüş dünya veya dağınık, çok kutuplu bir sistem. Dünyanın üçüncü senaryoya ilerlediğini belirtti.

Haber Giriş Tarihi: 02.06.2026 18:39
Haber Güncellenme Tarihi: 02.06.2026 18:39
https://haberdeger.com/

Foreign Policy dergisinde 23 Mart 2026'da yayımlanan ve stratejist Hal Brands tarafından kaleme alınan analiz, Trump sonrası dünyanın nasıl şekillenebileceğine dair üç temel senaryo ortaya koyuyor. Yazının temel tezi şu: Sorun Trump'ın kendisinden çok, onun hızlandırdığı tarihsel dönüşüm. ABD merkezli liberal düzen çözülüyor ve yerine hangi sistemin geleceği henüz belli değil.

Birinci Senaryo: Yeni Bir Soğuk Savaş

Bu senaryoda dünya yeniden iki büyük blok etrafında kutuplaşıyor. Bir tarafta ABD'nin liderlik ettiği Batı kampı, diğer tarafta ise Çin merkezli ve Rusya tarafından desteklenen Avrasya ekseni bulunuyor. Küresel ticaret ağları parçalanıyor, teknolojik sistemler ayrışıyor ve ülkeler taraf seçmeye zorlanıyor.

Yirminci yüzyılın ABD-Sovyetler Birliği rekabetinden farklı olarak bu kez mücadele ideolojik olmaktan çok teknolojik, ekonomik ve jeopolitik alanlarda yaşanıyor. Yapay zekâ, yarı iletkenler, enerji koridorları, uzay teknolojileri ve kritik madenler yeni rekabet alanlarına dönüşüyor.

Bu senaryoda Avrupa yeniden Washington'un etrafında kenetlenirken, Çin Rusya, İran ve çeşitli Avrasya aktörleriyle daha sıkı bir blok oluşturuyor. Küreselleşme tamamen sona ermese de ciddi biçimde parçalanıyor. Devletler güvenliği ekonomik verimliliğin önüne koyuyor.

Böyle bir dünyada Kürtler, Tayvan, Ukrayna ve Filistin gibi bölgesel meseleler büyük güç rekabetinin vekâlet alanlarına dönüşebilir. Yerel sorunlar küresel kamplaşmanın bir parçası hâline gelir.

İkinci Senaryo: Etki Alanlarına Bölünmüş Dünya

Brands'in en dikkat çekici senaryolarından biri budur. Burada dünya iki kutba ayrılmaz; aksine büyük güçlerin kendi nüfuz alanlarını oluşturduğu yeni bir jeopolitik harita ortaya çıkar. ABD Batı Yarımküre'yi, Çin Doğu Asya'yı, Rusya ise eski Sovyet coğrafyasını kendi doğal etki alanı olarak görmeye başlar.

Bu modelde uluslararası hukuk ve evrensel normlar giderek zayıflar. Güçlü devletler kendi bölgelerinde daha serbest hareket eder. NATO, Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı kurumlar etkilerini kaybeder.

Trump döneminde sıkça gündeme gelen "Amerika kendi kıtasına odaklansın", "Avrupa güvenliğini kendisi sağlasın", "Rusya'nın yakın çevresindeki çıkarları kabul edilmeli" gibi görüşler bu yaklaşımın işaretleri olarak görülüyor.

Bu senaryo özellikle Ortadoğu açısından önemlidir. Çünkü bölgesel güçler kendi etki alanlarını genişletmeye çalışırken küçük ve orta ölçekli aktörler daha kırılgan hale gelir. Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel güçlerin hareket alanı genişleyebilir.

Ancak bu model aynı zamanda yeni krizleri de beraberinde getirebilir. Çünkü nüfuz alanlarının sınırları net değildir. Ukrayna, Tayvan, Güney Çin Denizi, Kafkasya ve Ortadoğu gibi bölgeler büyük güçlerin çakışan çıkar alanlarına dönüşebilir.

Üçüncü Senaryo: Dağınık ve Çok Kutuplu Bir Dünya

Üçüncü senaryoda ne yeni bir Soğuk Savaş ortaya çıkar ne de istikrarlı etki alanları oluşur. Bunun yerine güç merkezlerinin çoğaldığı, ittifakların sürekli değiştiği ve küresel düzenin parçalandığı bir dönem yaşanır.

ABD, Çin ve Rusya güçlü olmaya devam eder ancak Avrupa Birliği, Hindistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Brezilya ve diğer orta güçler de daha bağımsız hareket etmeye başlar. Devletler kalıcı bloklar yerine konu bazlı ittifaklar kurar.

Bu sistemde uluslararası ilişkiler daha öngörülemez hale gelir. Bir ülke güvenlik konusunda ABD ile çalışırken enerji alanında Çin'le, ticarette ise Avrupa'yla ortaklık geliştirebilir.

Brands'e göre günümüz dünyası aslında bu üçüncü senaryoya doğru ilerliyor. Çünkü ne ABD eski liderlik kapasitesine sahip ne de Çin tek başına yeni bir düzen kurabilecek güçte görünüyor. Sonuç olarak dünya giderek daha karmaşık, daha parçalı ve daha rekabetçi bir yapıya sürükleniyor.

Asıl Soru: Amerikan Yüzyılı Sonrası Ne Gelecek?

Hal Brands'in analizinin en önemli yanı, Trump'ı bir neden değil bir hızlandırıcı olarak görmesidir. Yazara göre Trump, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Amerikan merkezli düzenin çözülme sürecini hızlandırdı. Fakat bu dönüşüm yalnızca Trump'ın tercihleriyle açıklanamaz; Çin'in yükselişi, Rusya'nın meydan okuması, Avrupa'nın stratejik arayışları ve küresel ekonomik parçalanma daha derin yapısal süreçlerin ürünüdür.

Bu nedenle önümüzdeki on yılın temel sorusu "Trump'tan sonra kim gelecek" sorusu değil. Asıl soru, Amerikan hegemonyasının gerilemesinden sonra ortaya çıkacak yeni dünya düzeninin hangi biçimi alacağıdır. Yeni bir Soğuk Savaş mı, etki alanlarına bölünmüş bir dünya mı, yoksa dağınık ve çok kutuplu bir sistem mi? Foreign Policy'nin ortaya koyduğu tabloya göre bugün için üç ihtimal de masada duruyor.