
Son birkaç gün içinde Türkiye’de peş peşe yaşanan okul merkezli şiddet olayları, münferit vakaların ötesine geçen daha derin bir toplumsal kırılmaya işaret etmektedir. Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Malatya ve daha önce yine Urfa’da bir öğretmene yönelik saldırı…
Malatya’da 10 Mart’ta bir özel eğitim kurumunda, öğrenciler arasındaki tartışma nedeniyle okula çağrılan bir velinin okul müdür yardımcısı olan öğretmene fiziksel saldırıda bulunduğu bildirildi. Güvenlik kamerası görüntülerine göre öğretmen baygınlık geçirdi. Malatya Valiliği hem adli hem de idari soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Yine Şanlıurfa’da sınıf öğretmeni Tuncay Taha Kandemir, kendisini veli gibi tanıtan bir kişinin demir sopalı saldırısında başından yaralandı. Saldırganın tutuklandığı, öğretmenin de yaşadığı travma sonrası görevinden ayrıldığını duyurduğu bildiriliyor.
En ağır sarsıntı, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşandı. 19 yaşındaki eski bir öğrenci, pompalı tüfekle bir meslek lisesine girerek rastgele ateş açtı. Saldırıda 16 kişi yaralandı; yaralıların arasında öğrenciler, öğretmenler, bir polis memuru ve okul çalışanı vardı. Fail, polis müdahalesi sırasında intihar etti. Görgü tanıkları, saldırganın okul koridorlarında önüne gelen herkese ateş ettiğini anlattı.
Bu olayın üzerinden henüz 24 saat geçmeden, Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki bir ortaokulda bu kez çok daha ağır bir saldırı yaşandı. İlk belirlemelere göre bir ortaokul öğrencisi, babasına ait silahları çantasına koyarak okula girdi; okul bahçesinde ve iki sınıfta ateş açtı. Çok sayıda öğrenci ve öğretmen hayatını kaybetti ya da yaralandı. Olay, Türkiye’de okul güvenliği tartışmasını bir anda ülke gündeminin merkezine taşıdı. Soruşturma sürüyor; failin silahlara nasıl eriştiği ve okulda nasıl bu kadar rahat hareket edebildiği en kritik sorular arasında.
Kötülüğün Sıradanlığı
Ortada daha geniş bir sorun var: Şiddetin gündelik hayatta sıradanlaşması, çocukların çatışma diliyle büyümesi, sosyal medyada dolaşan öfke kültürü, aile içi stres, ekonomik baskılar ve okulun giderek yalnızlaşması.
Türkiye’de okul, uzun süre toplumun en güvenli alanlarından biri sayıldı. Bugün ise okul kapısı, öğretmen için de öğrenci için de belirsizliğin başladığı bir eşiğe dönüşüyor. Asıl tehlike tek tek saldırılardan öte şiddetin yavaş yavaş normalleşmesi.
Bundan dolayı ihtiyaç duyulan şey okul girişlerine polis koymak değildir. Çocuk ruh sağlığını merkeze alan bir eğitim reformu, ailelerle sağlıklı iletişim mekanizmaları, öğretmeni koruyan güçlü hukuki çerçeve ve okulda erken uyarı sistemleri olmalı. Aksi halde bugün Urfa ve Maraş’ta gördüğümüz kırılma, yarın başka şehirlerde yeni trajedilere dönüşebilir.
Yusuf Tekin İstifa!
Bu nedenle kamuoyunda yükselen tepkinin odağında eğitim sisteminin yönetim biçimi de var. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı ve veli grupları, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i sorumluluk almaya çağırıyor. Tepkinin temelinde, son yıllarda okullarda artan disiplin sorunları, psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliği, rehberlik servislerinin etkisizleşmesi ve öğretmenlerin giderek daha savunmasız hale gelmesi yatıyor.
Bu minvalde Türkiye Komünist Partisi tarafından yapılan açıklamada, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin istifaya çağrıldı.
TKP tarafından yapılan açıklama şöyle:
"Daha dün Şanlıurfa’da bir lisede düzenlenen ve 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırıya karşı öğretmenler bugün sokakta ses yükseltirken, bir saldırı haberi de Kahramanmaraş’tan geldi.
Eğitimi tarikat ve cemaatlere terk eden; okulların çetelerin oyun alanı haline dönüşmesine göz yuman AKP iktidarı ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yaşananların asıl sorumlusudur.
Şanlıurfa’daki saldırı sonrası sessizliğini koruyup, ancak ölümler gerçekleştikten sonra Maraş’a doğru yola çıkma zahmetinde bulunan Bakan Yusuf Tekin bir dakika dahi o koltukta oturmamalı, derhal istifa etmelidir!"
Emek Partisi tarafından ise yapılan açıklamada şunlar beyan edildi:
Çocukların, öğretmenlerin can güvenliğinin olmadığı bir ülke ve eğitim sistemi kuran Saray düzeni, Urfa ve Maraş’taki saldırıların sorumlusudur. Her sabah bir belediyeye, sendikacıya, gazeteciye, çevresini korumak isteyene operasyon çeken, yargıyı siyasallaştıran Saray rejimi yaşanan saldırıları önlem almak yerine adeta seyrediyor. Şiddet eylemleri göz göre göre gelirken, onlar ‘ülkenin şahlandığını’, ‘yedi düvele meydan okuduklarını’ söyleyerek gerçeklerin üzerini kararmaya devam ediyor.