
Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kamuoyuyla paylaştığı son makalesinde Türkiye’deki "çözüm" tartışmalarına ve Ankara’daki güç dengelerine dair ezber bozan bir projeksiyon sundu. Gramsci’nin hegemonya teorilerinden Meclis kapısındaki Kürtçe krizine uzanan geniş bir yelpazede kaleme alınan metin, alışılagelmiş muhalefet dilinin ötesinde, yeni dönemin aktörlerini ve stratejik parametrelerini tanımlayan profesyonel bir siyasi manifesto niteliği taşıyor.
Şimdinin Canavarları ve Devletin “Taktik” Aklı
Demirtaş, analizine makro bir perspektifle, İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin ünlü "Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor, şimdi canavarlar zamanı" sözüyle başlıyor. Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu ABD hegemonyasının sona erdiğini ve önümüzdeki on yılların "kesintisiz bir değişkenlik ve akışkanlık" dönemi olacağını belirten Demirtaş, Türkiye’nin bu değişim fırtınasından güçlenerek çıkma çabasını rasyonel bir temele oturtuyor. Türk devlet aklının bu şekilde çalışmasını "kendi içinde tutarlı ve normal" bulduğunu ifade eden yazar, geleneksel toptancı devlet eleştirisinden sapan jeopolitik bir esneklik sergiliyor.
Ancak eleştiri tam da bu noktada derinleşiyor. Demirtaş, yürütülen yeni süreci devlet kanadı için ana stratejiye katkı sunan "önemli bir taktik" olarak tanımlıyor. Devletin hatasının süreci jeopolitik bir hamle, bir taktik olarak görmesi olduğunu savunan Demirtaş, bunun yerine Irak ve Suriye’deki Kürtleri de kapsayacak kucaklayıcı, bölgesel bir "stratejiye" geçilmesi gerektiğini söylüyor. Yazara göre, sınır ötesindeki Kürtlerin hakkını ve hukukunu gözetmeyen hiçbir bölgesel denklem, Türkiye’ye küresel fırtınada kalıcı bir hegemonya ya da güvenlik sağlayamaz.
Bahçeli’yi Merkeze Koymak
Metnin şüphesiz en çarpıcı ve siyaseten en kritik virajı, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye ayrılan bölüm. Demirtaş, Meclis’te bir Kürt gazetecinin ve annenin yaşadığı mazlumiyet üzerinden, iktidarı doğrudan hedef alan sert bir retorik kurmak yerine, Bahçeli’ye kurucu ve birleştirici bir rol biçiyor.
Bahçeli’nin bu durumdan haberi olması halinde bizzat Meclis kapısına giderek gazetecinin elini tutacağını ve "Gel kardeşim, burası senin meclisindir. Kimse senin anadilini engelleyemez, horlayamaz. Çünkü sen olmadan ben var olamam, ben olmadan da sen var olamazsın" diyeceğini tahayyül eden Demirtaş, Devlet Bahçeli’nin son dönemdeki çıkışlarına yönelik ciddi bir siyasi ümit ve beklenti beslediğini gizlemiyor.
Bu durum Türkiye’de kalıcı bir çözümün ancak ve ancak devletin kırmızı çizgilerini temsil eden en sağ ve milliyetçi aktörlerin rızası ve kuruculuğuyla gerçekleşebileceğini kabul eden son derece realist bir yaklaşımın ürünü. Demirtaş, Bahçeli’yi kendi söylemleri ve "bin yıllık kardeşlik" vurgusu üzerinden tarihi bir sorumluluğa davet ederken, bu hamleyle milliyetçi cenahın çözüm konusundaki tabularını ve korkularını yıkmayı hedefliyor.
Bilinmezlik Krizi ve Somut Adımlar
Demirtaş, mevcut tablonun en zayıf noktasını "şeffaflık ve somut veri eksikliği" olarak tanımlıyor. Sürecin Kürtlerin haklarına, 90 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının demokratik yaşamına ve hepsinden önemlisi ülke ekonomisine tam olarak ne getireceğinin bilinmediğini vurguluyor. Ne olması gerektiğine dair entelektüel ve siyasi bir mutabakat olsa da, bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair derin bir şüphe iklimi hakim. Buna rağmen Demirtaş, devletin son dönemdeki bölgesel savaş kasırgasından (Suriye ve Irak'taki istikrarsızlıklardan) bu diyalog zemini sayesinde uzak durmasını büyük bir kazanım olarak tescilliyor. Ancak makro düzeydeki bu stratejik başarı, mikro düzeyde yaşanan hak ihlalleri ve sembolik dışlamalarla gölgeleniyor.
Metnin en sarsıcı toplumsal eleştirisi, sistemin kılcal damarlarındaki ayrımcı pratiklerin ifşa edilmesiyle somutlaşıyor. Büyük barış ve kardeşlik nutukları atılırken, Meclis Komisyonunda Kürtçe konuşamayan bir annenin ve üzerinde Kürtçe yazı bulunan çantası nedeniyle Meclis’e alınmayan bir Kürt gazetecinin varlığı, sürecin samimiyet testini oluşturuyor.
"Bizler birlikte güzel bir gelecek kurmak için çabalarken bize reva görülen şey bu çağ dışı, onur kırıcı yaklaşım mı olacak?"
Demirtaş, Kürt sorununun özünün zaten anadili ve kimlik saygısı olduğunu hatırlatarak, bu tür bürokratik engelleri "incitici ve hor görücü" olarak nitelendiriyor.
Hücreden Gelen Satır Arası Mesajlar
Yeni bir siyaset zemini kurma çağrısı yaparken muhatap aldığı liderleri açıkça sıralayan Demirtaş; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli’nin yanına üçüncü aktör olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i yerleştiriyor ama Kemal Kılıçdaroğlu’ndan hiç söz etmemektedir.
Selahattin Demirtaş, hapishaneden paylaştığı bu yazıyla hem Ankara’daki kurumsal siyasetin aktörlerini yeniden konumlandırıyor hem de kendi tabanına moral aşılıyor. Yazının sonundaki "Biz varız, çare biziz... Ona da az kaldı" çıkışı, Ankara’daki liderlerin cesaret edemediği ya da tıkandığı noktada, Kürt toplumunun sivil ve demokratik kanadının her an oyun kurucu olarak sahneye çıkmaya hazır olduğunun bir ilanı.
Demirtaş; statükoyu sarsmak için Bahçeli’ye kredi veren, CHP’deki yeni liderlik gerçekliğini bütünüyle kabul eden ve devleti taktiksel hamlelerden somut, demokratik reformlara zorlayan, olgunlaşmış ve oldukça realist bir siyasi hat inşa ediyor. Bu yeni stratejinin Ankara'daki yankıları, önümüzdeki dönemin siyasi iklimini belirleyecek en önemli parametre olmaya aday görünüyor.