Enfal'de Ne Yaşandı? Kürt Hafızasında Hâlâ Neden Bu Kadar Derin Bir Yara?

Enfal denildiğinde hafızalara en çok kazınan olay, 16 Mart 1988’deki Halepçe kimyasal saldırısı oldu.

Haber Giriş Tarihi: 14.04.2026 15:41
Haber Güncellenme Tarihi: 14.04.2026 15:41
https://haberdeger.com/

1988’de Irak’ın kuzeyinde yaşanan Enfal, modern Ortadoğu tarihinin en kapsamlı sivil imha kampanyalarından biriydi. Saddam Hüseyin rejimi, İran-Irak Savaşı’nın son evresinde Kürt bölgelerini “güvenlik tehdidi” olarak tanımladı ve bu çerçevede köylerin boşaltılması, zorunlu göç, toplu infaz ve kimyasal saldırılarla sonuçlanan sistematik bir şiddet mekanizması kurdu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), bu süreci açık biçimde “soykırım” olarak tanımlıyor. Kurumun kapsamlı raporuna göre, kampanyanın merkezinde yalnızca silahlı grupları bastırmak değildi aksine kırsal Kürt varlığını kalıcı biçimde tasfiye etme hedefi vardı.

Enfal adı, Kur’an’daki “ganimetler” anlamına gelen Enfal suresinden alındı. Bu ismin seçimi bile, rejimin operasyonu ideolojik bir meşruiyet zeminiyle yürütmeye çalıştığını gösteriyordu. Fakat sahadaki gerçeklik, “isyan bastırma” söyleminin çok ötesindeydi: Hedef alınanların büyük kısmı silahsız siviller, köylüler, kadınlar, çocuklar ve yaşlılardı.

Ali Hasan el-Mecid’in kurduğu ölüm bürokrasisi

Enfal’in en karanlık yüzü, Saddam Hüseyin’in kuzeni ve kuzey bölgesinden sorumlu Baas yetkilisi Ali Hassan al-Majid üzerinden şekillendi. Kürtler arasında “Kimyasal Ali” olarak anılan el-Mecid, 1987’den itibaren kuzeyde olağanüstü yetkilerle donatıldı.

Human Rights Watch’ın ele geçirdiği Irak devlet belgeleri, el-Mecid’in “yasak bölgelerde bulunan her insan ve hayvanın yok edilmesi” yönünde emirler verdiğini ortaya koyuyor. Belgelerde, güvenlik güçlerine rastgele infaz yetkisi tanındığı, köylerin yakılması ve nüfusun toplama alanlarına sürülmesinin devlet politikası haline getirildiği görülüyor.

Enfal sekiz ayrı askeri dalga halinde yürütüldü. Şubat-Eylül 1988 arasında Süleymaniye, Kerkük, Erbil ve Duhok kırsalında binlerce köy haritadan silindi. Kürt kaynakları 182 bin kişinin kaybedildiğini belirtirken, Human Rights Watch en az 50 bin ila 100 bin arasında sivilin öldürüldüğünü tahmin ediyor. 4 binden fazla köyün yıkıldığı, yüz binlerce insanın yerinden edildiği kaydediliyor.

Dünyanın gördüğü ama durdurmadığı katliam

Enfal denildiğinde hafızalara en çok kazınan olay, 16 Mart 1988’deki Halepçe kimyasal saldırısı oldu. Irak savaş uçakları, kente hardal gazı ve sinir gazlarıyla saldırdı. Birkaç saat içinde binlerce sivil hayatını kaybetti; binlerce kişi kalıcı hastalıklarla yaşamaya mahkûm edildi.

Asıl büyük yıkım, çoğu zaman kameralara yansımayan dağ köylerinde yaşandı. Erkekler toplu halde götürülüp infaz edildi; kadınlar ve çocuklar kamplara sürüldü; köyler yakıldı; mezarlar toplu çukurlara dönüştü.

Uluslararası sessizlik neden kırılmadı?

Enfal’in en çarpıcı boyutlarından biri, yaşandığı sırada dünyanın gösterdiği sessizlikti. 1980’lerin sonunda Batı dünyası için öncelik, İran devriminden sonra bölgede Irak’ın “dengeleyici güç” olarak kalmasıydı. Bu nedenle Saddam rejiminin Kürtlere karşı yürüttüğü baskılar uzun süre ya görmezden gelindi ya da sınırlı diplomatik tepkilerle geçiştirildi.

Bu sessizlik, uluslararası çıkar hesaplarının da bir trajedisi haline getirdi. Bugün insan hakları örgütleri ve çok sayıda parlamentonun Enfal’i soykırım olarak tanıması, geç kalmış bir vicdan muhasebesi olarak okunuyor. Avrupa Parlamentosu ve çeşitli ulusal meclisler, Kürtlere yönelik bu kampanyayı açık biçimde soykırım olarak nitelendirdi.

Yargılama, adalet ve eksik kalan hesaplaşma

2003 sonrası Irak’ta açılan davalar, Enfal’in hukuki boyutunu gündeme taşıdı. Saddam Hüseyin’in rejiminin üst düzey isimleri yargılandı. Ali Hasan el-Mecid, Enfal kampanyası ve Halepçe katliamındaki rolü nedeniyle soykırım ve insanlığa karşı suçlardan mahkûm edildi; 2010’da idam edildi. Diğer taraftan toplu mezarların önemli kısmı hâlâ tam anlamıyla açığa çıkarılmadı. Enfal’in bıraktığı yara bugün hâlâ canlı. Halepçe’de ve Irak Kürdistanı’nın birçok bölgesinde hayatta kalanlar, travmanın kuşaklar boyunca sürdüğünü anlatıyor.

Enfal, Kürtler için kimlik, hafıza ve siyasal bilinç üzerinde belirleyici bir eşik. Bu nedenle Enfal’in hatırlanması, geçmişe dönük bir yas tutma meselesinden daha fazlası: İnkârın ve cezasızlığın hangi koşullarda kitlesel yıkıma dönüşebileceğini hatırlatan tarihsel bir uyarı.