
Aradan geçen yaklaşık sekiz yılın ardından dosya yeniden gündemde. Ancak bu kez merkez İstanbul değil, Paris. Fransız yargısı, Kaşıkçı cinayetine ilişkin yeni bir soruşturma başlatırken Avrupa medyasında dikkat çeken soru artık “cinayeti kim işledi” değil. Asıl tartışma şu: Türkiye’de fiilen kapanan bir dosya, neden şimdi Fransa’da yeniden açılıyor? Ve bu süreç, Ankara’nın son yıllarda izlediği bölgesel normalleşme politikasını nasıl etkileyebilir?
Reuters ve Fransız hukuk çevrelerine dayandırılan bilgilere göre Paris’te bir soruşturma hâkimi, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman hakkında yapılan suç duyurularını incelemeye başladı. Başvurular, uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından “işkenceye iştirak” ve “zorla kaybetme” suçlamalarıyla yapıldı.
Bu gelişme Avrupa’da bazı hukuk çevreleri Kaşıkçı cinayetini artık “uluslararası suç” kategorisine sokmaya çalışıyor. İşte sürecin kritik tarafı da burada başlıyor.
İstanbul’da başlayan kriz nasıl küresel bir dosyaya dönüştü?
Kaşıkçı cinayeti ilk günlerden itibaren sıradan bir diplomatik kriz gibi görülmedi. Çünkü olayın niteliği, klasik devlet operasyonlarının çok ötesindeydi.
Washington Post yazarı olan Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de evlilik işlemleri için İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girdi. Türk istihbarat birimlerinin daha sonra ortaya koyduğu bulgulara göre konsolosluk binasında öldürüldü, cesedi parçalandı ve izleri yok edilmeye çalışıldı.
Cinayetin ardından Türkiye’nin yürüttüğü süreç uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Türk güvenlik bürokrasisinden servis edilen bilgiler dünya medyasının gündemini haftalar boyunca belirledi. Özellikle ses kayıtları, konsolosluk içindeki hareketlilik ve Suudi Arabistan’dan gelen özel tim iddiaları küresel basında geniş yer buldu.
O dönem Ankara’nın yürüttüğü strateji dikkat çekiciydi. Türkiye, dosyayı tamamen kapatmıyor ancak kontrollü biçimde uluslararası gündemde tutuyordu. Bu süreçte Amerikan medyası, Avrupa basını ve Birleşmiş Milletler raportörleri İstanbul merkezli bilgilere yoğun şekilde başvurdu.
Birleşmiş Milletler raportörü Agnes Callamard’ın hazırladığı rapor, cinayetin “devlet sorumluluğu” boyutuna dikkat çekmişti. ABD istihbarat raporları ise operasyonun Suudi Veliaht Prensi’nin onayı olmadan gerçekleşmesinin zor olduğu sonucuna ulaşıyordu.
Ancak birkaç yıl sonra tablo değişti.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yeniden normalleşmeye başladı. Bölgesel denklem değişmişti. Körfez ülkeleriyle ilişkilerin yeniden kurulması Ankara açısından ekonomik ve diplomatik öncelik haline geldi. Enerji krizi, yatırım ihtiyacı, Körfez sermayesi ve yeni bölgesel denge arayışları Kaşıkçı dosyasının tonunu da değiştirdi. 2022’de Türkiye’deki dava Riyad’a devredildi.
Bu karar uluslararası insan hakları örgütlerinde ciddi tepki yarattı. Çünkü birçok hukukçuya göre Kaşıkçı cinayetinin işlendiği yer Türkiye’ydi ve dosyanın devredilmesi, yargısal egemenlik açısından tartışmalıydı. Bugün Fransa’daki soruşturmanın yeniden gündeme gelmesinin temel nedeni de tam olarak burada yatıyor.
Fransa neden şimdi harekete geçti?
Fransız medyasında dosyanın yeniden açılması insan hakları perspektifiyle değerlendirilmiyor. Paris’in son yıllarda Ortadoğu’da izlediği yeni stratejik çizgiyle birlikte okunuyor.
Fransa, son dönemde Suudi Arabistan’la ilişkilerini derinleştiren ülkelerden biri. Savunma anlaşmaları, enerji yatırımları, teknoloji iş birlikleri ve Körfez merkezli finans projeleri Paris-Riyad hattını güçlendirdi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da son yıllarda Muhammed bin Selman’la doğrudan diplomatik temaslarını artırdı.
Bu nedenle Fransız yargısının böyle bir dönemde dosyayı yeniden açması dikkat çekici bulundu.
Le Monde, Mediapart ve France24 gibi Fransız yayın organlarında yapılan değerlendirmelerde iki ihtimal öne çıkıyor.
İlk ihtimal, Avrupa’daki insan hakları çevrelerinin uzun süredir sürdürdüğü baskının etkili olması. Özellikle Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’da “uluslararası hukuk” söyleminin yeniden güç kazanması, Kaşıkçı dosyasının da tekrar gündeme taşınmasına neden olmuş olabilir.
İkinci ihtimal ise daha stratejik. Avrupa’da son dönemde devletlerin sınır ötesi operasyonları konusunda artan bir güvenlik kaygısı bulunuyor. Rus muhaliflere yönelik suikast girişimleri, İran bağlantılı operasyon iddiaları, Çin’in yurtdışındaki baskı ağları ve Körfez ülkelerinin küresel etkisi Avrupa güvenlik bürokrasisinde yeni bir tartışma yarattı. Fransa’daki yeni soruşturmanın zamanlaması da bu nedenle dikkat çekiyor.
Türkiye açısından neden hassas bir dosya?
Paris’te başlayan yeni süreç Ankara açısından doğrudan bir kriz anlamına gelmeyebilir. Ancak Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika çizgisini yeniden tartışmaya açabilecek bir potansiyel taşıyor. Çünkü Kaşıkçı dosyası Türkiye için bölgesel güç mücadelesinde kullandığı önemli diplomatik araçlardan biriydi.
2018 sonrası süreçte Türkiye, Suudi Arabistan üzerinde ciddi uluslararası baskı kurulmasını sağladı. Dünya medyasının önemli kısmı haftalar boyunca İstanbul merkezli bilgi akışıyla çalıştı. Ankara bu süreçte hem Batı kamuoyunda hem de İslam dünyasında dikkat çekici bir diplomatik alan kazandı. Ancak daha sonra bölgesel dengeler değişti.
Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki normalleşme süreci başladı. Ardından Riyad-Ankara hattı yeniden açıldı. Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi açısından taşıdığı önem arttı. Enerji ve yatırım başlıkları ön plana çıktı.
Bu nedenle Kaşıkçı dosyasının geri plana itilmesi Ankara’nın daha geniş bir bölgesel stratejisinin parçası olarak değerlendirildi. Şimdi Fransa’daki soruşturma bu dengeyi yeniden tartışmalı hale getirebilir. Özellikle Avrupa medyasında şu sorunun yeniden gündeme gelmesi bekleniyor: “Türkiye neden kendi topraklarında işlenen bu dosyayı kapattı?”
Çünkü Fransa’daki soruşturma ilerledikçe İstanbul’daki eski deliller, Türk savcılığının topladığı bilgiler ve o dönem yürütülen operasyonlar yeniden gündeme gelebilir. Avrupa’daki hukuk çevreleri Türkiye’den adli iş birliği talebinde bulunabilir. Bu da Ankara’yı zor bir pozisyona sürükleyebilir. Bir tarafta Riyad’la bozmak istemediği ilişkiler bulunuyor. Diğer tarafta ise uluslararası hukuk ve insan hakları baskısı.
Avrupa’da değişen atmosfer ve yeni “evrensel yargı” tartışması
Kaşıkçı dosyasının yeniden açılması Avrupa’daki daha büyük dönüşümün de parçası olarak görülüyor. Son yıllarda Avrupa ülkelerinde “evrensel yargı” tartışmaları yeniden hız kazandı. Almanya’nın Suriyeli rejim görevlileri hakkında açtığı davalar, Fransa’nın bazı Afrika ülkeleriyle ilgili soruşturmaları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi etrafındaki yeni tartışmalar bunun işaretleri arasında görülüyor.
Paris’teki Kaşıkçı soruşturması da bu çizginin devamı olarak değerlendiriliyor. Avrupa’daki bazı hukukçulara göre devlet destekli siyasi cinayetler artık yalnızca ilgili ülkenin iç meselesi sayılamaz. Özellikle gazeteciler, muhalifler ve sürgündeki siyasi figürlere yönelik operasyonlar “uluslararası güvenlik sorunu” olarak ele alınmalı. Bu yaklaşım güçlenirse Kaşıkçı dosyası gelecekte başka ülkeleri de etkileyebilecek emsal bir dava haline dönüşebilir.
Ankara önümüzdeki süreçte nasıl bir pozisyon alabilir?
Türkiye’nin bu süreçte büyük ihtimalle doğrudan sert bir açıklama yapmaktan kaçınacağı değerlendiriliyor. Ankara son yıllarda Körfez’le kurduğu ekonomik ve diplomatik hattı korumaya çalışıyor. Özellikle yatırım, enerji ve bölgesel güvenlik meseleleri Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde yeni bir dönemi beraberinde getirdi.
Bu nedenle Kaşıkçı dosyasının yeniden uluslararası gündeme taşınması Ankara açısından istenmeyen bir gelişme olarak görülebilir. Ancak dosya Fransa’da büyürse Türkiye tamamen sessiz kalmakta da zorlanabilir. Çünkü cinayet hâlâ İstanbul’da işlendi. Delillerin önemli kısmı Türkiye’de toplandı. Operasyonun ilk aşamalarına ilişkin en kritik bilgiler Türk makamlarının elinde bulunuyor.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte Avrupa basınında ve uluslararası hukuk çevrelerinde Türkiye’ye yönelik yeni çağrılar yapılması beklenebilir. Ve belki de en kritik soru yeniden masaya gelecek: İstanbul’da başlayan dosya neden Paris’te devam ediyor?