ABD 35 Yıl Sonra Irak Kürt Bölgesinden Çekiliyor

IKBY, 1991'den beri süren ABD koruma kalkanının sona erdiği kritik bir dönemeçte. ABD'nin asker ve Patriot sistemlerini çekmesiyle Erbil ile Bağdat arasında üslerin yönetimi konusunda anlaşmazlık çıkarken, bölgede İran etkisi artıyor.

Haber Giriş Tarihi: 24.08.2026 00:01
Haber Güncellenme Tarihi: 24.08.2026 00:09
https://haberdeger.com/

Şarku'l Avsat’ın Londra merkezli prestijli Al Majalla dergisinden aktardığı kapsamlı analize göre, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) 1991 yılından bu yana kesintisiz olarak yararlandığı Amerikan askeri ve siyasi koruma kalkanının kademeli olarak sona erdiği tarihi bir dönemeçten geçiyor. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’nin özel ofisi ile dış istihbarat teşkilatı Parastın’ın karargahının insansız hava araçlarıyla hedef alınmasının hemen akabinde hız kazanan bu süreç, Washington’ın bölgedeki askeri teçhizatını ve personelini geri çekmeye başlamasıyla yeni bir boyut kazandı. Bağdat merkezi hükümetinin eylül ayı sonuna kadar tamamlanacağını duyurduğu çekilme takvimi, Kuzey Irak semalarında 35 yıldır süregelen güvenlik mimarisini kökten sarsarken arkasında yanıt bekleyen kritik jeopolitik sorular bırakıyor.

Sahadaki Askeri Hareketlilik ve Savunma Sistemlerinin Tahliyesi

Son haftalarda sahada yaşanan askeri hareketlilik, geri çekilmenin sembolik bir düzenlemeden ibaret olmadığını somut bir şekilde ortaya koyuyor. Erbil Uluslararası Havalimanı bitişiğinde yer alan ve 2014 yılından bu yana terörle mücadele operasyonlarının ana lojistik merkezi olarak hizmet veren ABD üssünden, devasa C-17 Globemaster III nakliye uçaklarıyla karadan havaya Patriot füze bataryaları Ürdün’deki üslere sevk edildi. Aynı süreçte Erbil semalarında yıllardır kesintisiz gözetleme yapan radar balonu indirildi ve İngiltere de kendisine ait hava savunma unsurlarını Güney Kıbrıs’a konuşlandırdı. Benzer şekilde, Erbil’in 70 kilometre kuzeydoğusundaki stratejik Harir Hava Üssü de muharip birliklerden arındırılarak yalnızca sınırlı sivil teknik personele bırakıldı.

Washington yönetimi bu adımları Ortadoğu genelindeki savunma konuşlanmasının dinamik ihtiyaçlarına yönelik rutin bir yeniden tanzim olarak nitelendirirken, bölge kaynakları yıllık üretim kapasitesi sınırlı olan Patriot mühimmatlarının tasarrufu ve bölgesel çatışma risklerine karşı kuvvetlerin daha esnek noktalara çekilmesi stratejisine dikkat çekiyor.

Erbil ile Bağdat Arasında Üsler ve Yetki Çekişmesi

Amerikan birliklerinin boşaltacağı askeri tesislerin geleceği, Erbil ile Bağdat arasında derinleşen hukuki ve siyasi bir anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. Federal hükümet, Irak Anayasası’nın 110. maddesine dayanarak savunma ve ulusal güvenlik politikalarının oluşturulması ile hava sahası egemenliğinin yalnızca merkezi otoritenin tekelinde olduğunu vurguluyor. Bağdat yönetimi, boşalan üslerin hava savunma yapıları kapsamına girmesi sebebiyle doğrudan Irak ordusuna teslim edilmesi gerektiğini savunuyor.

Kürt yönetimi ise anayasanın bölgesel idarelere iç güvenlik, polis ve muhafız teşkilatlarını kurma yetkisi tanıyan 121. maddesinin 5. fıkrasını öne sürerek, tahliye edilecek tesislerin Peşmerge güçlerinin denetimine verilmesini talep ediyor. İki taraf arasında süregelen karşılıklı güven bunalımı, havalimanları ve sınır kapılarında olduğu gibi personeli bölgeden oluşan ancak merkezi bakanlıklara bağlı çalışan karma bir idari modelle aşılmaya çalışılsa da hava savunmasının nasıl sağlanacağı sorusu belirsizliğini koruyor. Federal ordunun olası İHA ve füze saldırılarına karşı Erbil’e somut ve sürdürülebilir bir koruma sağlayacak askeri envantere sahip olup olmadığı henüz netlik kazanmış değil.

Bölgesel Güç Dengeleri ve İran Faktörü

Siyaset bilimcilerin ve güvenlik uzmanlarının değerlendirmelerine göre, Amerikan varlığının kademeli olarak küçülmesi Tahran ve ona bağlı yerel milis grupların IKBY üzerindeki baskılarını azaltmayacak. Amerikan üslerinin varlığı yalnızca askeri bir kalkan değil, aynı zamanda diplomatik bir dokunulmazlık alanı teşkil ediyordu. Güvenlik uzmanı Prof. Neval Remo’nun tespitlerine göre, ABD’nin çekilmesi İran açısından Kürdistan Bölgesi’ni doğrudan kendi etki alanına dahil etme fırsatı olarak okunuyor. İran yanlısı unsurların bölgedeki enerji altyapılarına ve kamu kurumlarına yönelik artan asimetrik saldırıları, güç boşluğunun doğurabileceği riskleri şimdiden gözler önüne seriyor.

Bu tehdit ortamında IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin Washington’ın bilgisi ve onayı dahilinde Tahran yönetimi ve Devrim Muhafızları ile yürüttüğü diplomatik temaslar hayati bir önem kazanıyor. Bölgesel bir savaşın doğrudan hedefi haline gelmek istemeyen Erbil, çatışmalarda mutlak bir tarafsızlık siyaseti izleyerek varlığını ve kazanımlarını koruma arayışına girmiş durumda.

1991’den Bugüne Kapanan Parantez ve Yeni Gerçeklik

Körfez Savaşı’nın ardından 1991 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 688 sayılı kararı ve müttefiklerin ilan ettiği uçuşa yasak bölge uygulamasıyla başlayan 35 yıllık koruma dönemi, Erbil açısından yerini tamamen diplomatik manevralara ve çok taraflı bölgesel dengelere bırakıyor. Kürt siyasi çevreleri, Washington’ın Irak’ı stratejik bir merkez olarak tamamen terk etmeyeceğini, eğitim, istihbarat paylaşımı ve lojistik düzeyinde sınırlı bir uluslararası varlığın devam edeceğini öngörse de 1990'ların sağladığı mutlak dokunulmazlık dönemi fiilen geride kaldı.

Erbil, bir yandan Bağdat ile anayasal sınırlarını ve egemenlik haklarını koruma mücadelesi verirken, diğer yandan hava sahasını savunmasız bırakan yeni jeopolitik denklemde Tahran, Ankara ve Bağdat üçgeninde hassas bir denge kurmak zorunda kalacaktır. Bölgenin geleceğini, bu çok katmanlı diplomatik dengelerin ne kadar başarıyla yönetileceği ve Bağdat ile uzlaşılacak ortak güvenlik mimarisinin sahada ne ölçüde işlevsel olacağı belirleyecektir.