
Başbakanlık koltuğunun "Egemenlik Günü" ilan etmeye hazırlandığı bu kritik dönemeçte, Şii siyasi blokların çatı kuruluşu olan Koordinasyon Çerçevesi bünyesinde kurulan üçlü uzlaşı komitesi, silahların hükümete devredilmesi konusunda gruplardan beklediği tavizi alamadı. Başlangıçta Amerikan askeri varlığının sona ermesiyle eş zamanlı olarak gayriresmi silahların tümüyle devlete teslim edilmesi hedeflenirken, masadaki müzakerelerin sonuçsuz kalması Bağdat'ta güvenlik ve siyaset koridorlarını yeniden alarma geçirdi.
Direniş Silahının "Kutsallığı" ve İdeolojik Direnç
Masadaki tıkanıklığın merkezinde, silahlarını bırakmayı kategorik olarak reddeden Nüceba Hareketi ve Hizbullah Tugayları gibi etkili milis unsurları yer alıyor. Nüceba Hareketi Siyasi Konseyi Başkanı Ali el-Esedi, Koordinasyon Çerçevesi'nin önde gelen aktörleriyle yürüttüğü temasların ardından kamuoyuna yaptığı açıklamada, bölgesel tehlikeler karşısında "direniş silahının kutsallığına" asla dokunulmayacağını kesin bir dille bildirdi. Silahlı yapılarının sadece Irak sınırlarıyla sınırlı olmadığını, bölgesel bir ideolojik misyon taşıdığını savunan bu gruplar; Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi) dokunulmaz bir ulusal kurum olarak kalması gerektiğini ve ekonomik düzen Amerikan hegemonyasından tamamen kurtulana dek silah bırakmayacaklarını vurguluyor. Bu tavır, devlet mekanizmasının dışında bağımsız askerî güçlerin varlığını koruma kararlılığını pekiştiriyor.
Ordunun Tutumu ve Dış Dinamiklerin Baskısı
Gelişmeler karşısında Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Sabah en-Numan, ordunun siyasi tartışmaların ve gürültünün uzağında kalarak görevini yirmi dört saat aralıksız icra ettiğini duyurdu. Çekilme takviminin yaklaşmasını fırsat bilerek toplumda korku ve kaos algısı yaratmaya çalışan şüpheli odaklara karşı uyarıda bulunan ordu yetkilileri, devlet kurumlarının halkın desteğiyle her türlü sarsıntıya göğüs gerecek güçte olduğunu ifade ediyor. Buna karşın askerî strateji uzmanı Muhalled Hazım, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte tarafların seçeneklerinin sanıldığı kadar geniş olmadığını hatırlatıyor. Hazım'a göre, silahların devlet tekelinde toplanması artık sadece Irak'ın iç dengeleriyle sınırlı bir mesele olmaktan çıkmış durumda; Suriye, Lübnan ve Yemen ekseninde dayatılan uluslararası ve bölgesel gerçeklikler, Bağdat'taki iktidar sahiplerini silah tekeli ile siyasi meşruiyet kaybı arasında kesin bir tercihe zorluyor.
Siyasi Kanattaki Çatlaklar
Koordinasyon Çerçevesi'nin müzakere heyetinde yer alan eski Başbakan Nuri el-Maliki ile Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri'nin son çıkışları ise kamuoyundaki kuşkuları daha da derinleştirdi. Maliki, grupların silahlarının tamamen toplanmayacağını, yalnızca devlet nezdinde düzenlemeye tabi tutulacağını belirterek süreci belirsiz bir takvime havale etti. Hadi el-Amiri'nin ise 2019 yılındaki kanlı Tişrin protestolarına atıfta bulunarak, silahlı grupların o dönem ayaklanmayı bastırarak siyasi sistemi koruduğunu savunması yeni bir hukuk tartışması başlattı. Aktivist ve akademisyen Dr. Faris Haram, Amiri'nin bu itiraf niteliğindeki sözlerinin Batılı raporlarda yer alan sivil infaz iddialarını doğruladığını belirterek, Irak yargısının ve başsavcılığının yıllardır süregelen cezasızlık zırhını kaldırıp bu itirafların üzerine gitmesi gerektiğini savundu.
Çekilme Eşiğinde Kürtlerin Durumu
Irak'ta merkezi otorite ile milis güçleri arasındaki bu güç savaşı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ve Kürt siyaseti açısından son derece kırılgan bir tablo yaratmaktadır. Erbil yönetimi, Amerikan muharip güçlerinin ülkeden çekilmesini Peşmerge güçleri ve bölgesel statü için ciddi bir güvenlik boşluğu tehdidi olarak değerlendiriyor. Tahran destekli milis grupların silahsızlandırılamaması, Erbil ile Bağdat arasındaki gelirleri, bütçe payı ve 140. Madde kapsamındaki tartışmalı bölgeler (özellikle Kerkük ve Sincar) üzerindeki baskıyı tırmandırmaktadır. Geçmişte Erbil Uluslararası Havalimanı ve stratejik enerji tesislerinin insansız hava araçlarıyla hedef alınması hafızalardaki tazeliğini korurken; Şii milislerin devlet denetiminden bağımsız olarak silahlarını muhafaza etmesi, Kürtlerin federal anayasal haklarını ve bölgesel güvenliğini savunmasız bırakma riskini doğuruyor. Kürt liderler, uluslararası koruma kalkanının zayıfladığı bir senaryoda, kontrolsüz silahların Erbil üzerindeki siyasi ve askerî şantaj aracına dönüşmesinden derin endişe duyuyor.
ABD güçlerinin planlanan çekilme tarihi kapıya dayanmışken, Bağdat sokaklarında "Egemenlik Günü" kutlamaları ile iç çatışma kaygıları birbirine karışmış vaziyette. Silahların devlet çatısı altında tekelleştirilmesi şartına direnen grupların tutumu, sadece merkezi hükümetin otoritesini sarsmakla kalmıyor, Irak'ın kırılgan mezhepsel ve etnik dengelerini de yeni bir bilinmeze sürüklüyor.