Amerika Toplumunun Yarısı Faşist

YouGov tarafından 11 Eylül'ün 25. yılı öncesinde yapılan araştırma, Amerikan halkının emperyalist cinayetlere bakışını ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 48’i, İslâm beldelerine karşı girişilen askerî operasyonların ve ülke içindeki polis devleti uygulamalarının "bedeline değdiğini" savundu. Yüzde 27’lik bir kesim kararsız kalırken, yalnızca yüzde 25’lik bir azınlık bu vahşet politikalarını onaylamadı.

Haber Giriş Tarihi: 04.09.2026 13:40
Haber Güncellenme Tarihi: 04.09.2026 13:46
https://haberdeger.com/

ABD dış politikasında uygulanan müdahaleci stratejiler, Amerikan toplumunun sosyolojik yapısında derin çatlaklar oluşturmaya devam ediyor. Kamuoyu araştırmaları, toplumun önemli bir bölümünün Orta Doğu ve çevresinde yürütülen askeri operasyonları desteklemeyi sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Bu eğilim, özellikle Hristiyan Siyonizmi, Evanjelik taban ve neomuhafazakâr (neocon) elitler arasındaki ideolojik ittifaklarla şekillenen radikal bir siyasal hat üzerinden eleştiriliyor.

Evanjelik Etki ve 'Kutsal Savaş' Söyleminin Yükselişi

ABD siyasetinde özellikle Cumhuriyetçi Parti tabanında belirleyici rol oynayan Evanjelik Hristiyan gruplar, dış politikayı sık sık teolojik ve kıyamet merkezli anlatılarla okumaktadır. İsrail’in bölgesel politikalarına koşulsuz destek sunulması ve Orta Doğu’daki askeri varlığın meşrulaştırılması, bu kesimler tarafından dini bir gereklilik olarak görülmektedir. Bu teo-politik yaklaşım, siyasal literatürde "yeni haçlı zihniyeti" veya saldırgan bir sivil milliyetçilik olarak nitelenen güvenlikçi dalganın zeminini güçlendirmektedir. Çatışmacı dilin ana akım siyasete taşınması, toplumsal alanda ötekileştirici ve ayrımcı pratiklerin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

İç Güvenlik Aygıtları ve Aşırı Sağın Güçlenmesi

11 Eylül sonrasında yasalaşan Patriot Yasası ve kurulan devasa iç güvenlik teşkilatları, devletin birey üzerindeki denetim mekanizmalarını kalıcı hale getirdi. Güvenlik politikalarının sivil özgürlüklerin önüne geçmesi, Amerikan aşırı sağı ve radikal milliyetçi hareketler için elverişli bir zemin sundu. Dışarıda yürütülen askeri harekatların içeriye yansıması; göçmen karşıtlığı, azınlık gruplara yönelik sistematik şüphe ve özellikle Müslüman toplulukları hedef alan İslamofobik tutumların kurumsallaşması oldu. Sosyolojik çalışmalar, güvenlik devleti anlayışının otoriter refleksleri tetiklediğini ve aşırı sağcı ideolojilerin kamuoyundaki meşruiyet alanını genişlettiğini ortaya koymaktadır.

Trilyonlarca Dolarlık Harcama ve Çöken Toplumsal Doku

Müdahaleci politikaların mali ve insani faturası büyürken, içerideki refah devleti mekanizmalarının aşınması dikkat çekiyor. Brown Üniversitesi’nin "Costs of War" araştırması, 2001 sonrası çatışmaların milyonlarca can kaybına ve trilyonlarca dolarlık kamu kaynağının savunma sanayisine akmasına neden olduğunu vurguluyor. Sağlık, barınma ve eğitim gibi temel kamusal hizmetlerin geri plana itilmesi, ekonomik eşitsizlikten kaynaklanan toplumsal öfkeyi körüklüyor. Bu öfkenin sistemik sorunlar yerine azınlıklara ve dış hedeflere yönlendirilmesi ise kutuplaşmayı tırmandırarak otoriter ve dışlayıcı siyaset modellerinin beslenmesine yol açıyor.