
Euronews haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ile Avrupa’nın güvenlik mimarisini de kapsayan geniş kapsamlı bir anlaşma üzerinde çalışıldığına ilişkin açıklamaları, Avrupa ülkelerinin tepkisini çekti. Trump’ın Ukrayna savaşının ötesine geçerek Avrupa’nın tamamını ilgilendiren bir anlaşmadan söz etmesi, kıtanın güvenlik geleceği konusunda Washington ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıklarını yeniden görünür hale getirdi.
Trump, 5 Kasım’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in özel temsilcisi Kirill Dmitriyev ile Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, üzerinde çalışılan anlaşmanın Avrupa’nın tamamını kapsayabileceğini söyledi. Trump’ın “büyük ve güzel bir anlaşma” olarak nitelendirdiği girişimin içeriğine ilişkin ayrıntılar ise henüz açıklanmadı.
ABD yönetiminin bu girişimi, Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların daha geniş bir güvenlik düzenlemesine dönüştürülmesi anlamına geliyor. Ancak Avrupa açısından asıl tartışma, Rusya ile bir anlaşma yapılıp yapılmayacağından çok, Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren kararların hangi aktörler tarafından alınacağı üzerinde yoğunlaşıyor.
Avrupa: Putin’in güvenlik üzerinde veto hakkı yok
Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Trump’ın açıklamalarına karşı Avrupa’nın mevcut güvenlik mimarisinin korunması gerektiğini belirtti. Kallas, Avrupa’nın güvenliğinin Rusya’nın talepleri doğrultusunda yeniden şekillendirilemeyeceğini vurgulayarak, Putin’in kıtanın güvenliği üzerinde veto hakkı bulunmadığını ifade etti.
Kallas’a göre Avrupa’nın güvenlik düzeni NATO ve Avrupa Birliği gibi kurumlar üzerinden şekilleniyor. Rusya’nın geçmişte imzaladığı anlaşmaları ihlal etmesi, Avrupa’nın güvenlik kaygılarının temel nedenlerinden biri olarak görülüyor.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren bir anlaşmanın kıta ülkeleri dışında hazırlanmasına karşı çıktı. Sikorski, Ukrayna ve Avrupa’nın geleceğine ilişkin kararların Avrupa’nın katılımı olmadan alınmasının hem siyasi hem de pratik açıdan mümkün olmadığını belirtti.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha ise Moskova’nın Avrupa güvenliğinin garantörü olarak değerlendirilmesine karşı çıkarak, önceliğin Rusya ile nüfuz alanları pazarlığı yapmak yerine Avrupa’yı Rus saldırganlığına karşı korumak olması gerektiğini savundu.
Avrupa liderlerinin açıklamaları, Washington’un diplomatik girişimine karşı ortak bir kaygıyı ortaya koyuyor: Avrupa’nın güvenlik geleceğinin, kıtanın kendi iradesi dışında şekillendirilmesi.
Trump’ın girişimi Avrupa’da neden kaygı yaratıyor?
Trump yönetiminin Rusya ile daha geniş bir güvenlik anlaşması arayışı, Avrupa’da Soğuk Savaş sonrasında oluşan düzenin yeniden tartışmaya açılabileceği endişesini doğuruyor.
Rusya, 2022’de Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı saldırısından önce NATO’nun doğuya genişlemesinin durdurulmasını ve 1997 sonrasında ittifaka katılan ülkelerdeki NATO askeri varlığının sınırlandırılmasını talep etmişti. Moskova’nın bu talepleri, Avrupa ülkeleri tarafından egemen devletlerin kendi güvenlik tercihlerini belirleme hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendiriliyor.
Trump yönetiminin Rusya ile Avrupa’yı kapsayan bir güvenlik çerçevesi oluşturma girişimi, bu nedenle yalnızca Ukrayna savaşının sona erdirilmesiyle sınırlı görülmüyor. Böyle bir anlaşmanın NATO’nun askeri konumunu, ABD’nin Avrupa’daki varlığını ve Rusya’nın Doğu Avrupa üzerindeki etkisini yeniden şekillendirme ihtimali bulunuyor.
Avrupa başkentlerinde özellikle ABD’nin kıtadaki askeri varlığını azaltabileceği yönündeki kaygılar dikkat çekiyor. Washington’un Avrupa güvenliğine ilişkin yaklaşımını değiştirmesi, NATO üyelerinin savunma politikalarını ve Rusya karşısındaki stratejik konumlarını doğrudan etkileyebilir.
Bu tartışmanın bir diğer boyutu ise Avrupa’nın kendi savunma kapasitesi. ABD’nin güvenlik garantilerine bağımlılığın azaltılması gerektiğini savunan Avrupa çevreleri, Trump’ın girişimini kıtanın stratejik özerkliği açısından yeni bir sınav olarak değerlendiriyor.
Abu Dabi görüşmeleri yeni dönemin işareti olabilir
ABD, Ukrayna ve Rusya arasında gelecek hafta Abu Dabi’de yapılması planlanan üçlü görüşmeler, Trump yönetiminin diplomatik girişimlerinde yeni bir aşama olarak görülüyor. Washington, Ukrayna savaşını sona erdirecek bir anlaşma oluşturmak ve çatışmanın yeniden başlamasını önleyecek güvenlik mekanizmaları geliştirmek istiyor.
Ancak tarafların temel pozisyonları arasındaki mesafe oldukça geniş. Ukrayna, Rusya’nın gelecekteki saldırılarını önleyecek somut güvenlik garantileri talep ederken, Moskova NATO’nun bölgedeki varlığının sınırlandırılmasını ve Ukrayna’nın askeri kapasitesinin azaltılmasını istiyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de Avrupa’nın güvenlik geleceğine ilişkin bir anlaşmanın Avrupa’nın katılımı olmadan yapılmasının tehlikeli sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Avrupa’nın gelecekteki güvenlik görüşmelerinde yer alması gerektiğini kabul etmekle birlikte, Avrupa ülkelerinin kendilerini temsil edecek ortak bir aktör belirlemekte zorlandığını ileri sürdü. Bu açıklama, Moskova’nın Avrupa içindeki siyasi ayrılıkları diplomatik süreçte bir avantaj olarak değerlendirebileceğine işaret ediyor.
Önümüzdeki görüşmelerin temel sorusu, Ukrayna savaşının sona erdirilmesinden daha geniş bir anlam taşıyor. ABD ve Rusya, Avrupa’nın güvenlik düzenini yeniden şekillendirebilecek bir anlaşma üzerinde uzlaşabilecek mi? Avrupa ise kendi geleceğini belirleyecek müzakerelerde bağımsız bir aktör olarak masada kalabilecek mi?
Trump’ın girişimi, Avrupa’nın güvenlik politikalarında yeni bir dönemin kapısını aralarken, kıtanın ABD’ye bağımlılığı, NATO’nun geleceği ve Rusya’nın Avrupa üzerindeki etkisi arasındaki gerilimi de derinleştiriyor.