
Eylül ayında Saksonya-Anhalt eyaletinde tarihi bir seçim zaferi elde eden AfD, Almanya genelindeki anketlerde de en güçlü siyasi parti konumuna yükseldi. Partinin 2029 sonrasında federal hükümete katılma ihtimali giderek güçlenirken, AfD yönetimi Avrupa Birliği’ni tamamen terk etme hedefi yerine, mevcut yapıyı kendi siyasi anlayışına göre dönüştürme seçeneğine ağırlık veriyor.
AfD’nin kuruluş ideolojisi değişiyor
2013 yılında avro krizinin ardından kurulan AfD, başlangıçta Avrupa Birliği’nin borç krizindeki ülkelere yönelik mali kurtarma politikalarına karşı çıkıyordu. Partinin temel talepleri arasında Almanya’nın ortak para biriminden ayrılması ve Avrupa Birliği’nin mevcut yapısının sona erdirilmesi bulunuyordu.
Ancak göç karşıtlığı üzerinden genişleyen siyasi hareket, zaman içerisinde Avrupa siyasetinin en etkili aşırı sağ aktörlerinden biri haline geldi. Partinin yükselişi, Avrupa genelinde benzer siyasi çizgideki hareketlerin güç kazanmasıyla paralellik gösteriyor.
AfD içerisinde giderek daha fazla siyasetçi, Avrupa Birliği’nden ayrılmanın yerine mevcut kurumları içeriden dönüştürmenin daha etkili olabileceğini savunuyor. Parti milletvekili Sebastian Münzenmaier, Avrupa Birliği’nin kendi siyasi hedefleri doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi için İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en elverişli dönemin yaşandığını ileri sürüyor.
AfD’nin genç kuşağı ise Avrupa karşıtlığının partinin iktidara ulaşmasını zorlaştırabileceğini düşünüyor. Özellikle gençlik yapılanması Generation Deutschland’ın başındaki Jean-Pascal Hohm, Avrupa politikasındaki sert tutumun muhafazakâr Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile gelecekte kurulabilecek siyasi işbirliğini güçleştirebileceğine dikkat çekiyor.
“Avrupa’nın ulusları” projesi gündemde
AfD Eşbaşkanı Alice Weidel, geçen ay Avrupa Parlamentosu’nun Strasbourg kentinde Avrupa’nın Egemen Ulusları (ESN) grubundaki müttefikleriyle birlikte “Avrupa için Yeni Anlaşma” başlıklı bir strateji belgesi sundu.
Belge, Avrupa Birliği ve avrodan ayrılma hedefini geri plana iterek, birlik anlaşmalarının yeniden müzakere edilmesini ve daha gevşek bir Avrupa yapılanmasının oluşturulmasını öneriyor.
AfD’nin yeni yaklaşımında, Avrupa ülkelerinin ortak politikalar karşısında daha geniş hareket alanına sahip olması öngörülüyor. Savunma harcamaları ve göç politikaları gibi alanlarda ortak kararlara katılmak istemeyen ülkelere istisna tanınması, önerinin temel unsurları arasında yer alıyor. Buna karşılık bütçe kurallarının daha sıkı uygulanması ve avronun korunması ihtimali de gündemde tutuluyor.
Weidel, AfD’nin ve müttefiklerinin “ulusların Avrupa’sını” savunduğunu belirtirken, Almanya’nın avrodan veya Avrupa Birliği’nden ayrılması konusunda kesin bir tutum ortaya koymadı. Reform girişimlerinin başarısız olması durumunda ise Almanya’nın Avrupa’daki geleceğinin referandum yoluyla belirlenmesi öneriliyor.