
Azerbaycan’da siyasal iktidarın belirlenmesi ve kamu erkinin meşru kılınması amacıyla düzenlenen seçimler, uzun yıllardır kâğıt üzerindeki anayasal prosedürler ile sahadaki pratikler arasında ciddi uçurumlar barındırmaktadır. 2024 yılının Şubat ayında gerçekleşen erken cumhurbaşkanlığı seçimi ve takip eden erken genel seçimler, ülkedeki siyasal iklimin ve seçim mimarisinin ulaştığı noktayı açıkça gözler önüne sermektedir. Uluslararası toplum, insan hakları örgütleri ve bağımsız gözlemciler tarafından hazırlanan raporlar, Azerbaycan’daki seçim dönemlerinin katımcı ve çok sesli bir demokrasiden ziyade, mevcut iktidar yapısının güçlendirilmesine hizmet eden tek taraflı bir sürece dönüştüğünü göstermektedir. Siyasi partilerin maruz kaldığı idari engeller, seçim günlerinde belgelenen ihlaller ve özgür medyaya yönelik yargısal baskılar, bu sistemin somut dinamiklerini teşkil etmektedir.
Muhalefetin Cenderesi
Azerbaycan siyasal hayatında iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi’ne (YAP) karşı mücadele eden köklü muhalefet odakları, hareket alanlarının tamamen daraltıldığı bir hukuki ve siyasi cenderede varlık göstermeye çalışmaktadır. Ali Kerimli liderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi Partisi (AXCP) ve Müsavat Partisi, ülkedeki en belirgin geleneksel muhalefet kanatlarını temsil etmektedir. Ancak her iki parti de seçim dönemlerinde sistematik olarak imza toplama zorlukları, toplantı ve gösteri yürüyüşü kısıtlamaları ve kamu yayın organlarına erişim engelleriyle karşılaşmaktadır.
Eşit ve adil bir yarış zemininden yoksun olunduğunu belirten AXCP ve Müsavat, 2024 erken seçimlerinde sandığı boykot etme kararı almıştır. Muhalefet liderleri, seçmen kütüklerinin şeffaf olmaması, ilçe seçim kurullarının tamamen iktidar partisinin kontrolünde bulunması ve kampanya imkânlarının eşitsizliği nedeniyle sandığa gitmenin antidemokratik yapıyı meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını savunmuştur. Parlamentosunda temsil edilen Vatandaş Dayanışması Partisi veya Büyük Azerbaycan Partisi gibi yapılar ise uluslararası raporlarda eleştirel bir muhalefet odağından ziyade, sistemin meşruiyet ihtiyacını karşılayan "sadık muhalefet" aktörleri olarak nitelendirilmektedir.
Sandık Başındaki Somut İhlaller ve Sahadaki Engeller
Seçim günlerinde yaşanan usulsüzlükler ve şeffaflık sorunları, soyut iddiaların ötesine geçerek uluslararası gözlemcilerin tutanaklarına giren somut vakalarla belgelenmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesindeki Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (ODIHR) gözlemcileri ile bölgesel sivil toplum kuruluşları, seçim sahasında doğrudan tanık oldukları usulsüzlükleri raporlaştırmıştır. Bu raporlarda öne çıkan en yaygın vakalardan biri, aynı kişilerin birden fazla sandıkta oy kullanmasını ifade eden "karusel" yöntemi ve sandık kutularına toplu pusula atılması olaylarıdır.
Bunun yanı sıra, adaylık başvuru süreçlerinde bağımsız veya iktidar dışı figürlerin elenmesi için idari mekanizmalar sıkça devreye sokulmaktadır. İlçe Seçim Kurulları, bağımsız adayların topladığı binlerce imzayı "geçersiz" veya "sahte" ilan ederek seçim yarışının dışına itmektedir. Oy sayım aşamasında ise şeffaflığı sağlamakla yükümlü bağımsız gözlemcilerin ve gazetecilerin hareket kabiliyeti kısıtlanmaktadır. OC Media ve EPDE gibi kurumların kayıt altına aldığı vakalarda, sandık sayımını izlemek isteyen sivil toplum temsilcilerinin salondan çıkarıldığı, fiziki engellemelere maruz kaldığı ve kayıt yapmalarının engellendiği somut örnekler yer almaktadır.
Siyasi Suçlar
Azerbaycan’daki seçim ikliminin en ağır ve somut boyutunu, seçim öncesinde muhalif seslere ve bağımsız medya organlarına yönelik başlatılan yargısal operasyonlar oluşturmaktadır. Siyasi gücün eleştirilmesini engellemeye dönük bu hamleler, toplumda bir korku ve çekince iklimi yaratarak siyasal katılımı doğrudan baltalamaktadır. Bunun en somut örneği, üst düzey kamu yolsuzluklarını araştıran bağımsız yayın organı AbzasMedia’ya yönelik tutuklama dalgasıyla yaşanmıştır.
Seçim sürecine girilirken AbzasMedia Direktörü Ulvi Hasanlı, Genel Yayın Yönetmeni Sevinç Vagıfqızı ve araştırmacı gazeteci Hafız Babalı gibi kilit basın mensupları, "döviz kaçakçılığı" suçlamalarıyla gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Benzer şekilde Kanal 13 ve Kanal 11 gibi bağımsız internet yayın organlarının yöneticileri ve sivil toplum aktivisti Anar Mammadli gibi isimler de uydurma adli iddialarla cezaevine gönderilmiştir. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yayımlanan raporlarda, bu isimlere yöneltilen suçlamaların tamamen siyasi saiklere dayandığı ve seçim öncesinde eleştirel haberciliği tamamen bitirmeyi amaçladığı vurgulanmıştır.
Azerbaycan’da gerçekleştirilen seçimler, halkın özgür iradesiyle yönetimi belirlediği demokratik bir süreç olmaktan uzaktır. Ana muhalefetin sandığı boykot etmek zorunda kaldığı, bağımsız adayların bürokratik engellerle elendiği, gazetecilerin siyasi suçlamalarla tutuklandığı ve sandık şeffaflığının ihlal edildiği bu yapı, ülkede seçimlerin demokratik yarıştan ziyade mevcut vesayet sistemini pekiştiren bir prosedür olarak işlemesine neden olmaktadır.