
2003 yılında ABD öncülüğündeki işgalle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana Irak’ta göreve gelen hükümetler, Lübnan Hizbullah 'ı ile her zaman yakın ve köklü ilişkiler sürdürdü. Ancak son dönemde Bağdat koridorlarında yaşanan gelişmeler, bu geleneksel dış politika çizgisinde kırılgan bir dönüşümün işaretlerini veriyor. Washington ile Tahran arasındaki bölgesel nüfuz savaşının tam merkezinde yer alan Bağdat yönetimi, bir yandan ABD baskılarına yanıt üretmeye çalışırken diğer yandan İran destekli yerel güçleri karşısına almamak adına riskli bir dengeleme stratejisi güdüyor.
Bankacılık Talimatları ve Sınırda Silah Sevkiyatı Krizleri
Irak Maliye Bakanlığı’nın temmuz ayı ortasında ülke genelindeki bankalara sessizce gönderdiği talimat, Hizbullah bağlantılı kişi ve şirketlere yönelik ABD Hazine yaptırımlarının uygulanmasını öngörüyordu. Bu adım, Kasım 2025’te Hizbullah ve Yemen’deki Ensarullah (Husi) hareketinin Irak Resmi Gazetesi’nde terör listesine alınıp ardından "yazım hatası" denilerek alelacele geri çekildiği skandalı yeniden hatırlattı. Her ne kadar Hizbullah yanlısı Lübnan basını bu yeni bankacılık genelgesinin iptal edildiğini öne sürse de Bağdat’tan resmi bir yalanlama gelmemesi, hükümetin ABD’nin terör finansmanıyla mücadele baskısına boyun eğmek zorunda kaldığı izlenimini güçlendiriyor.
Finansal alandaki bu sıkışma güvenlik hattında da kendini gösterdi. 16 Temmuz’da Suriye gümrüğünün El-Tanf sınır kapısında bir petrol tankerinin içine gizlenmiş uzun menzilli füzeler, roketler ve insansız hava araçlarından oluşan gelişmiş bir silah sevkiyatını ele geçirmesi tansiyonu artırdı. Sevkiyatın Lübnan’a gittiğinin değerlendirilmesi üzerine Irak güvenlik güçleri, operasyona aracılık ettiği iddia edilen iki kişiyi gözaltına alarak hem Tahran’ı hem de yerel milis ağlarını tedirgin eden somut bir adım attı.
Genç Başbakanın Zorlu Sınavı: Ali ez-Zeydi Yönetimi
Eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem adaylığına Washington’ın doğrudan karşı çıkması ve ekonomik yaptırım tehdidinde bulunması sonrası, iktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından uzlaşı adayı olarak nisan ayında göreve getirilen 41 yaşındaki iş insanı Ali ez-Zeydi, kendisini çetin bir jeopolitik denklemde buldu. Siyasi geçmişi bulunmayan Zeydi’nin, Washington yönetimiyle yakınlaşma arayışında olduğu ve Irak’ı İran-Hizbullah ekseninden tedricen uzaklaştırmaya çalıştığı değerlendiriliyor.
Fakat Başbakan Zeydi’nin hareket alanı iç dinamikler nedeniyle son derece sınırlı. Şii Koordinasyon Çerçevesi bünyesindeki partilerin İran destekli silahlı gruplarla olan derin bağları, hükümetin radikal kararlar almasını engelliyor. Özellikle Ketaib Hizbullah gibi yapılar, silahlı grupların Irak resmi güvenlik mimarisine tam entegrasyonu çağrılarına sert biçimde direniyor.
Husiler ve Hizbullah Arasındaki Operasyonel Fark
Irak topraklarında Tahran öncülüğündeki 'Direniş Ekseni' aktörleri homojen bir yapıda bulunmuyor. Hizbullah ile karşılaştırıldığında Yemenli Husilerin Irak’taki operasyonel varlığı çok daha somut ve riskli bir boyuta ulaşmış durumda. Necef gibi kutsal şehirlerde ofis ve evleri bulunan Husiler, Haşdi Şabi unsurlarıyla ortak operasyon odaları kurarak koordineli saldırılar düzenleyebiliyor. 29 Temmuz’da ABD ve Suudi Arabistan’ın Haşdi Şabi üslerine düzenlediği ve yaklaşık 20 kişinin öldüğü hava saldırılarında bir Husi savaşçısının da bulunması, bu entegrasyonun boyutunu gözler önüne serdi.
Hizbullah’ın ise Irak sahasında benzer bir askeri konuşlanması bulunmuyor; ilişki daha ziyade siyasi, lojistik ve finansal düzeyde yürütülüyor. Bu durum, Bağdat’ın Hizbullah’a yönelik hamlelerini doğrudan sahada değil, daha az risk barındıran bankacılık ve ticaret kanallarında sınırlandırmasına olanak tanıyor.
Gizli Diplomasi ve Kritik 30 Eylül Eşiği
Bölgesel gerilimlere rağmen Bağdat yönetimi kendisini dışlayan bir cepheleşme yerine kritik bir arabulucu rolüne soyunmaya çalışıyor. Temmuz ayı başında Hizbullah’tan üst düzey bir heyetin Bağdat’ta Başbakan Zeydi ile gizli bir görüşme gerçekleştirdiği ve Zeydi’nin Washington ile Hizbullah arasında doğrudan temaslara ev sahipliği yapma teklifinde bulunduğu iddia ediliyor. Nitekim ABD kanadından gelen, Lübnan Cumhurbaşkanı’nın talep etmesi halinde Hizbullah liderleriyle diyaloğa açık kapı bırakan açıklamalar da bu diplomatik trafiğin zemin bulabileceğini gösteriyor.
Aynı dönemde Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın Bağdat ziyaretinde Kerkük-Banyas boru hattının Trablus Limanı’na uzatılması gibi ortak ekonomik projelerin ele alınması, Washington’ın ekonomik teşviklerinin iki ülke ilişkilerine entegre edildiğini gösteriyor.
Bağdat yönetimi şu ana kadar Washington’ın beklentilerine şeklen karşılık verirken, içeride Hizbullah müttefiki gruplarla köprüleri atmayarak zaman kazanmayı başardı. Ancak silahlı grupların devlet denetimine alınması için belirlenen 30 Eylül son tarihi yaklaşırken, Ketaib Hizbullah gibi aktörlerin teslim olmayı reddetmesi bu denge politikasının sınırlarını zorluyor. Irak hükümetinin bugüne kadar ustalıkla ötelediği bu keskin tercihler, yakın gelecekte Bağdat’ın stratejik tarafsızlığını sürdürülemez kılabilir.