
Ortadoğu’da dengeleri sarsan askeri operasyonlar, üst düzey lider suikastları ve tedarik zincirlerine yönelik ağır darbelerin ardından, batılı stratejistler ve bölgesel aktörler Tahran yönetiminin bölgesel nüfuz mimarisinin çöküşün eşiğine geldiğini öngörüyordu. İsrail’in Gazze ve Lübnan’da yürüttüğü geniş çaplı askeri harekatlar, Hizbullah’ın komuta kademesinin tasfiye edilmesi, Suriye’deki Esed rejiminin devrilmesi ve İran’ın kendi topraklarına yönelik doğrudan hava saldırıları, "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan yapının sonunu getirecek nihai kırılma anları olarak değerlendirilmişti. Ancak Foreign Affairs dergisinde yayımlanan kapsamlı analiz, durumun yüzeysel askeri raporların ötesinde çok daha karmaşık ve dirençli bir dinamiğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bölgesel ittifak ağının yalnızca bir konvansiyonel askeri yapıdan ibaret olmadığını vurgulayan analiz, bu koalisyonun kriz dönemlerinde biçim değiştirerek varlığını nasıl sürdürdüğünü ve hedeflenen askeri yıkıma rağmen nasıl yeniden toparlandığını derinlemesine inceliyor.
Analize göre, Direniş Ekseni’nin geçmişten günümüze geçirdiği dönüşüm, onun geleneksel bir askeri ittifak veya basit bir vekil örgütler ağı olmadığını gösteriyor. Askeri kayıpların ve siyasi türbülansların ardından ağın bileşenleri, merkezi olmayan yapılara çekilerek, yerel devlet mekanizmalarıyla daha derin entegrasyonlar kurarak ve küresel boyuttaki kayıt dışı finansal kanalları harekete geçirerek kendilerini koruma altına almayı başardı. Yürütülen uluslararası askeri ve ekonomik baskı politikalarının beklenen sonuçları verememesinin temel nedeni ise, batılı politika yapıcıların bu ağı oluşturan aktörleri yalnızca "devlet dışı silahlı gruplar" olarak okuma yanılgısından kaynaklanıyor. Oysa bugün Lübnan’dan Irak’a, Yemen’den Gazze’ye kadar uzanan bu hat, bulundukları ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik dokusuna kök salmış durumdadır.
Klasik Askeri Yapıdan Derin Devlete Entegre Ağlara Geçiş
Direniş Ekseni’nin ağır kayıplara rağmen ayakta kalabilmesini sağlayan en kritik unsurlardan biri, aktörlerin klasik askeri örgütlenme şemalarından esnek, hücresel ve devlet bürokrasisiyle bütünleşmiş yapılara dönüşmüş olmasıdır. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan yıkıcı askeri müdahaleler, örgütlerin üst düzey komuta zincirlerini hedef alarak onları işlevsiz kılmayı amaçlamıştı. Ancak bu yaklaşım, hedeflenen grupların yerel düzeydeki toplumsal ve kurumsal tabanını ortadan kaldırmada yetersiz kaldı. Irak’taki Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) örneğinde görüldüğü üzere, bu yapılar sadece geçici milis güçleri olmaktan çıkıp devletin resmi güvenlik mimarisinin, bütçesinin ve kamu idaresinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu durum, askeri alan haricinde devlete ait ekonomik kaynakların ve siyasi karar alma mekanizmalarının da doğrudan kontrol edilmesine olanak tanımaktadır.
Lübnan ve Yemen’deki dinamikler de benzer bir direnç mekanizmasına işaret ediyor. İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’a yönelttiği ağır darbeler ve lider kadrosunun kaybı, direnişin askeri olarak sınırlandırmış görünse de, grubun ülkedeki sosyal ağları, sivil toplum hizmetleri, eğitim ve sağlık altyapısı ile yerel tabanı üzerindeki etkisi varlığını sürdürüyor. Hizbullah, tek bir karargaha veya lidere bağımlı olmak yerine, yetkilerin yerel hücrelere devredildiği esnek bir operasyonel modele geçiş yaptı. Yemen’deki Ensarullah (Husiler) hareketi ise, yıllarca süren doğrudan askeri müdahalelere ve hava bombardımanlarına rağmen, Kızıldeniz’deki stratejik konumunu koruyarak bölgesel ve küresel deniz ticaretini tehdit edebilecek bir kapasiteyi muhafaza etti. Husilerin Yemen devlet altyapısını fiilen kontrol ediyor oluşu, uluslararası toplumun sadece askeri yöntemlerle hareketi sınırlandırma çabalarını boşa çıkardı. Dolayısıyla Direniş Ekseni, klasik orduların veya tek merkezli örgütlerin aksine, bir parçası kesildiğinde kendini başka bir odaktan yeniden üretebilen organik bir ağ karakteri sergilemektedir.
Suriye’deki rejimin çöküşü gibi Eksen açısından hayati bir lojistik koridorun kaybedildiği senaryolarda bile, yapının merkezi stratejisi derhal adaptasyon sağladı. Şam üzerinden sağlanan kara ikmal hatlarının kesintiye uğramasıyla birlikte İran ve müttefikleri, Irak ve Yemen’deki üslerini ve ortaklıklarını daha aktif hale getirerek stratejik ağırlık merkezini kaydırdı. Bu esneklik, ağın tek bir coğrafi hatta veya tek bir devlet sponsoruna bağımlı olmadığını, bölgesel dinamiklere göre sürekli şekil değiştirebilen bir yapıda örgütlendiğini kanıtlıyor.
Yaptırımları ve Askeri Baskıyı Aşan Gölge Finans
Askeri dayanıklılığın arkasındaki en büyük güç panzehiri, şüphesiz ağın geliştirdiği karmaşık ve uluslararası yaptırımları baypas eden ekonomik destek mekanizmalarıdır. Batı dünyasının İran’a ve müttefik gruplara uyguladığı ağır ekonomik yaptırımlar, finansal akışları tamamen kesmeyi hedeflese de, Direniş Ekseni zamanla sınır ötesi kayıt dışı bir finans ve enerji ağı inşa etmiştir. Bu ağ, geleneksel bankacılık sistemlerinin dışına çıkarak, bölgesel ve küresel ölçekte faaliyet gösteren gölge finansörler, kayıt dışı döviz büroları, denizcilik şirketleri ve üçüncü ülke aracıları aracılığıyla işlem yapmaktadır. Analizler, bu ekonomik ekosistemin sadece askeri harcamaları finanse etmekle kalmayıp, aynı zamanda söz konusu grupların kontrol ettikleri bölgelerdeki nüfusu elde tutmalarını sağlayan sosyal yardım sistemlerini de beslediğini gösteriyor.
Enerji ticareti, Eksen’in finansal sürdürülebilirliğinde merkezi bir rol oynamaktadır. Yasadışı petrol satışı, ham petrolün açık denizlerde gemiden gemiye aktarılması, sahte belgelerle menşe değiştirilmesi ve karmaşık paravan şirketler ağı üzerinden pazarlanması gibi yöntemler, milyarlarca dolarlık nakit akışının ağ içerisindeki aktörlere ulaşmasını sağlamaktadır. Bu finansal döngü, sadece İran’ın devlet bütçesini değil, doğrudan Irak, Lübnan ve Yemen’deki ortak yapıların günlük operasyonlarını ve askeri tedarik süreçlerini finanse ediyor. Batı yaptırımlarının odağında yer alan resmi kurumlar sınırlandırılsa dahi, ağın bireysel tüccarlar, bölgesel aracılar ve yerel iş insanları üzerinden kurduğu esnek ortaklıklar, yaptırımların delinmesini kolaylaştırıyor.
Dahası, bu finansal ağlar sadece bölgesel sınırlarla kısıtlı kalmayıp küresel piyasalarla da entegre olmuş durumdadır. Çin, Rusya ve bazı Körfez ülkelerindeki kayıt dışı piyasa aktörleriyle kurulan dolaylı ilişkiler, Direniş Ekseni’nin nakit akışını güvence altına almaktadır. Siyasi baskılara ve askeri kayıplara rağmen finansal damarların açık kalması, ağ bileşenlerinin yeniden silahlanmasına, operasyonel kapasitelerini tamir etmesine ve sahadaki savaşçılarına düzenli ödeme yapabilmesine imkan tanıyor. Bu durum, sadece askeri güç kullanarak veya kağıt üzerindeki yaptırımları artırarak Direniş Ekseni’nin etkisiz hale getirilemeyeceğini; zira ağın, küresel kapitalist sistemin gri alanlarından beslenme konusunda uzmanlaştığını göstermektedir.
Yeni Bölgesel Gerçeklikte Stratejik Caydırıcılık ve Gelecek Senaryoları
İsrail ve Batı ittifakının askeri hamleleri karşısında İran ve müttefikleri, "stratejik sabır" doktrininden daha aktif ve ceza edici bir caydırıcılık stratejisine geçiş yapmış bulunmaktadır. Geçmişte doğrudan çatışmalardan kaçınan ve vekilleri üzerinden asimetrik bir denge kurmaya çalışan Tahran, bölgesel denklemde hayatta kalabilmek için füze ve insansız hava aracı teknolojilerini Eksen üyeleri arasında yaygınlaştırmıştır. Bugün Gazze, Lübnan, Irak ve Yemen’deki gruplar, sadece basit hafif silahlarla değil, hassas güdümlü füzeler ve uzun menzilli kamikaze İHA’larla donatılmıştır. Bu durum, Eksen’in askeri operasyonel kabiliyetini tek bir merkeze bağlı olmaktan çıkarıp çok cepheli ve eşzamanlı bir tehdit mekanizmasına dönüştürmüştür.
Geleceğe dönük senaryolar değerlendirildiğinde, Batılı politika yapıcıların izlediği geleneksel "parça parça yok etme" stratejisinin yetersiz kaldığı açıkça görülmektedir. Grubun lider kadrolarını hedef alan suikastlar veya sınırlı hava harekatları, kısa vadeli taktiksel başarılar sağlasa da, yapının toplumsal, siyasi ve ekonomik köklerini ortadan kaldıramamaktadır. Ekseni zayıflatmayı hedefleyen yeni stratejilerin, askeri baskıdan ziyade bu grupların devlet bürokrasileri üzerindeki tahakkümünü kırmaya, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarını güçlendirmeye ve bölge halklarının bu yapılara olan ekonomik bağımlılığını azaltacak alternatif yönetim modelleri sunmaya odaklanması gerektiği vurgulanmaktadır.
Ayrıca küresel konjonktürdeki değişimler, Direniş Ekseni’nin geleceğini doğrudan etkilemektedir. Rusya ve Çin gibi küresel güçlerin ABD’nin Ortadoğu’daki baskın rolünü dengeleme arzusu, İran ve bölgesel ağlarına doğrudan veya dolaylı bir hareket alanı sağlamaktadır. Doğu Avrupa ve Asya-Pasifik’teki küresel rekabet derinleştikçe, Tahran’ın inşa ettiği bu ağ, küresel güç mücadelesinin de önemli bir enstrümanı haline gelmektedir. Netice itibarıyla, Direniş Ekseni son dönemin en ağır askeri ve diplomatik sınavlarından geçmiş, ağır yaralar almış ancak çökmemiştir. Ağın esnek yapısı, derin finansal ilişkileri ve toplumsal entegrasyonu, onun Ortadoğu’nun jeopolitik gerçekliğinde uzun süre daha belirleyici bir aktör olarak kalacağını net bir şekilde kanıtlamaktadır.