
Bu değerlendirme, The New Arab platformunda yayımlanan ve Mısırlı gazeteci Saleh Salem imzasını taşıyan kapsamlı analizden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Salem’in aktardığı veriler ve bölgesel gözlemler, Etiyopya ile Eritre arasında tırmanan çatışma riskinin yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren lokal bir sınır anlaşmazlığı olmadığını; aksine Kızıldeniz ve Nil Havzası dengelerini kökten sarsabilecek geniş çaplı bir jeopolitik depremin habercisi olduğunu ortaya koymaktadır.
Etiyopya İçindeki Çatlaklar ve Yeni İttifak Arayışları
Etiyopya'da Başbakan Abiy Ahmed yönetiminin karşı karşıya kaldığı iç krizler, ülkeyi yeniden derin bir belirsizliğin eşiğine sürüklemektedir. 2022 yılında yaklaşık 600 bin insanın hayatını kaybetmesine yol açan ve 21. yüzyılın en kanlı çatışmalarından biri olarak kayıtlara geçen Tigray savaşı, sağlanan barış anlaşmasına rağmen kalıcı bir istikrar getirememiştir. Kuzey Etiyopya'da geçmişte birbiriyle çatışan grupları da içeren yedi farklı silahlı yapının Abiy Ahmed hükümetini devirmek amacıyla tek bir çatı altında birleşmesi, barış sürecinin tamamen ortadan kalkma riskini doğurmuştur.
Bu iç sıkışmışlık, Etiyopya yönetimi tarafından dış politika kartlarının daha agresif oynanmasına neden olmaktadır. Addis Ababa yönetimi, bölgesel yalnızlığını kırmak ve ekonomik büyümesini sürdürmek bahanesiyle denize erişim söylemlerini sertleştirirken, muhalif grupların Eritre ve çevre ülkelerden destek aldığı iddialarını gündemde tutmaktadır. Bu durum, Etiyopya ordusunun hem iç isyanlarla hem de olası bir dış çatışmayla aynı anda yüzleşmek zorunda kalabileceği tehlikeli bir tablo yaratmaktadır.
Nil Suları Üzerindeki Egemenlik Mücadelesi
Etiyopya ile Mısır arasındaki en temel gerilim noktası, Mısır’ın adeta can damarı niteliğinde olan Nil Nehri üzerindeki kontrol mücadelesidir. Etiyopya’nın Mavi Nil üzerinde inşa ettiği Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (GERD), Mısır tarafından ulusal güvenliğe yönelik doğrudan bir tehdit olarak algılanmaktadır. Nüfusu 120 milyonu aşan ve tatlı su ihtiyacının neredeyse tamamını Nil’den karşılayan Mısır, barajın su akışını kontrol etme kapasitesinden ciddi şekilde endişe duymaktadır.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Nil sularının ülkesi için bir "varoluş meselesi" olduğunu her fırsatta vurgulamaktadır. Addis Ababa’nın elektrik üretimi ve kalkınma gerekçesiyle Nil üzerinde yeni baraj projeleri planlaması, Kahire’nin diplomatik ve jeopolitik baskılarını artırmasına yol açmıştır. On yılı aşkın süredir devam eden müzakerelerin sonuçsuz kalması nedeniyle Mısır, deniz suyu arıtma ve atık su geri dönüşüm tesisleri gibi milyarlarca dolarlık alternatif projeleri hayata geçirmek zorunda kalmıştır. Mısır için Etiyopya’nın Nil üzerindeki tek taraflı tasarrufları, kabullenilemez bir bölgesel vesayet girişimidir.
Deniz Ticareti Kaygısı
Gerilimin bir diğer kritik boyutunu ise Etiyopya’nın Kızıldeniz’e doğrudan erişim sağlama arzusu oluşturmaktadır. Denize kıyısı olmayan en kalabalık ülke konumundaki Etiyopya, 1993 yılında Eritre’nin bağımsızlığını kazanmasıyla kaybettiği kıyı şeridini tarihsel bir kayıp ve "komplo" olarak nitelendirmektedir. Özellikle Eritre’nin kontrolündeki Assab Limanı, Addis Ababa’nın stratejik hedeflerinin merkezinde yer almaktadır.
Etiyopya’nın Kızıldeniz’de bir liman veya askeri varlık elde etme girişimleri, Süveyş Kanalı üzerinden küresel deniz ticaretinin hayati bir koridorunu elinde tutan Mısır için doğrudan bir tehdit anlamına gelmektedir. Kahire, Etiyopya’nın bu sularda güç kazanmasının, Süveyş Kanalı’nın güvenliğini ve ekonomik getirilerini riske atacağını hesaplamaktadır. Bu nedenle Mısır, Etiyopya’nın denize açılma hedeflerini sınırlandırmak adına Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerle ilişkilerini hızla derinleştirmektedir.
Olası Bir Vekalet Savaşı
Etiyopya ile Eritre arasında patlak verebilecek olası bir savaş, Doğu Afrika ve Kızıldeniz havzasındaki tüm aktörleri içine çekecek bir vekalet savaşına dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Mısır, Etiyopya’yı çevreleme stratejisi kapsamında Somali, Eritre, Cibuti ve Sudan ile askeri ve diplomatik bağlarını güçlendirmiştir. Mısır’ın Somali’ye Afrika Birliği misyonu kapsamında asker konuşlandırmaya hazırlanması ve Mısır-Eritre-Somali-Sudan arasında gerçekleşen dörtlü zirveler, Addis Ababa’ya karşı oluşturulan bölgesel blokun somut göstergeleridir.
Diğer taraftan, İsrail gibi aktörlerin Etiyopya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarına destek veren açıklamaları, bölgedeki denklem ve rekabeti daha da karmaşık hale getirmektedir. Eritre ordusunun, Etiyopya sınırına yakın nokt konuşlanması ve Tigray unsurlarıyla kurduğu öne sürülen temaslar, sınır hattında her an patlamaya hazır bir ortam yaratmaktadır. Saleh Salem’in analizinde dikkat çekildiği üzere, bu kriz diplomasi yoluyla çözülmediği takdirde, yalnızca iki ülke ile sınırlı kalmayıp Doğu Afrika’dan Kızıldeniz’e kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebilir.