Iraklı Kürtlerden İran ile Kürt Muhalefeti Arasında Barış Süreci Önerisi

Irak Kürt Bölgesi'ndeki siyasi aktörler, İran yönetimi ile İranlı Kürt muhalif örgütleri arasında uzun yıllardır devam eden çatışmayı sona erdirmek amacıyla yeni bir diyalog sürecinin başlatılmasını gündeme getirdi.

Haber Giriş Tarihi: 30.10.2026 11:33
Haber Güncellenme Tarihi: 30.10.2026 11:36
https://haberdeger.com/

Middle East Eye'da 15 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan, Ali Naghieh ve Wladimir van Wilgenburg imzalı habere göre, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafel Talabani, İranlı yetkililerle bu konuda kapsamlı görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı. Önerilen sürecin, Türkiye'de PKK ile devlet arasında yürütülen siyasi çözüm arayışına benzer bir model üzerinden şekillenmesi öngörülüyor. Ancak dikkat çekici olan, İranlı Kürt siyasi hareketlerinin önemli bir bölümünün söz konusu görüşmelerden haberdar olmadıklarını açıklaması ve Tahran'ın gerçek niyetlerine ilişkin ciddi kuşkular taşıması.

Bafel Talabani, Erbil'de düzenlenen Orta Doğu Araştırma Enstitüsü (MERI) yıllık forumunda yaptığı açıklamada, İran ile Kürt muhalefeti arasındaki sorunun siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini belirtmişti. Talabani, KYB'nin İranlı yetkililerle benzer bir barış süreci üzerinde görüştüğünü ifade ederek, "Bu, bizim de başlattığımız ve hazır olduğumuz bir süreçtir. Uzun bir süreç olacak ancak başarılı olacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

Talabani'nin açıklamaları, Irak Kürt Bölgesi yönetiminin İran ile ilişkilerinde yeni bir diplomatik pozisyon geliştirmeye çalıştığını gösteriyor. Özellikle İran'ın Irak Kürdistan Bölgesi'nde bulunan İranlı Kürt muhalif grupların üslerini hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları, bölgesel yönetimin güvenlik kaygılarını artırmış durumda. Erbil ve Süleymaniye yönetimleri, bir taraftan Tahran ile ilişkilerini korumaya çalışırken diğer taraftan kendi topraklarının bölgesel çatışmaların doğrudan sahasına dönüşmesini engellemek istiyor.

Kürt Muhalefetinde Güven Sorunu

Bununla birlikte, İranlı Kürt muhalif örgütlerin açıklamaları, söz konusu girişimin henüz taraflar arasında ortaklaşılmış bir müzakere sürecine dönüşmediğini ortaya koyuyor. Middle East Eye'a konuşan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) mensubu bir yetkili, İran ile Kürtler arasında diyalog zemininin bulunmadığını belirterek, "Şu anda Kürt milleti ile İran arasında herhangi bir diyalog zemini olmadığı gibi, böyle bir diyaloğun yakın zamanda gerçekleşeceğine dair de hiçbir işaret bulunmuyor" dedi.

Aynı yetkili, İran yönetiminin geçmişteki tutumuna dikkat çekerek, siyasi manevralar ve yerine getirilmeyen vaatler üzerinden Kürt hareketinin manipüle edilmesine izin vermeyeceklerini ifade etti. Bu açıklama, İranlı Kürt siyasi çevrelerinde müzakere fikrine yönelik temel sorunun diyalog karşıtlığı değil, Tahran'ın güvenilir bir muhatap olup olmadığı meselesi olduğunu gösteriyor.

Sol çizgideki Komala hareketinin genel sekreter yardımcısı Fariba Mohammadi de Middle East Eye'a yaptığı değerlendirmede, herhangi bir müzakere teklifinin kendilerine ulaşmadığını belirtti. Mohammadi, "Komala Kürdistan Partisi açısından bakıldığında, gerek İran'dan gerekse üçüncü bir taraftan herhangi bir diyalog önerisi veya teklifi almadık. Böyle bir sürece ilişkin hiçbir iletişim gerçekleşmedi" ifadelerini kullandı.

Mohammadi'nin açıklaması, Talabani'nin İranlı yetkililerle yürütüldüğünü söylediği görüşmelerin Kürt muhalefetinin bütün bileşenlerini kapsamadığına işaret ediyor. İran'daki Kürt siyasi hareketlerinin ortak bir müzakere mekanizması oluşturmadan böyle bir sürece dahil edilmesi, temsil ve meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirebilir.

Bununla birlikte Mohammadi, Kürt hareketlerinin müzakere fikrine kategorik olarak karşı olmadığını da vurguladı. İran yönetiminin yaklaşık yarım asırdır Kürtlerin haklarını ihlal ettiğini, Kürtlerde militarizasyonu artırdığını ve binlerce Kürt gencinin idam edilmesine neden olduğunu belirten Mohammadi, bu koşullarda diyalog zemini oluşturmanın kolay olmayacağını söyledi. Ancak söz konusu açıklamada, "Ne biz ne de diğer Kürt muhalefet partileri müzakereyi veya diyaloğu hiçbir zaman reddettik. Aksine, diyaloğu siyasi mücadelenin yöntemlerinden biri olarak görüyoruz" değerlendirmesini yaptı.

İran ile Kürt siyasi hareketleri arasındaki güvensizliğin tarihsel bir arka planı bulunuyor. 13 Temmuz 1989'da İranlı yetkililerle yürütülen görüşmeler sırasında İran Kürdistan Demokrat Partisi lideri Abdul Rahman Ghassemlou, Viyana'da öldürüldü. 17 Eylül 1992'de ise aynı partinin eski liderlerinden Sadegh Sharafkandi, Berlin'de düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetti. Bu iki olay, İranlı Kürt hareketlerinin Tahran ile yürütülecek diplomatik temaslara yaklaşımında belirleyici bir tarihsel hafıza oluşturdu.

2011 yılında ise Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ile İran arasında bir ateşkes anlaşmasına varılmıştı. İran'ın Kürt siyasi tutukluların idamlarını durdurmayı kabul etmesi karşılığında PJAK'ın silahlı faaliyetlerini durdurmasını öngören anlaşma, taraflar arasındaki sorunları kalıcı biçimde çözemedi. 2019 yılında da iki Komala ve iki PDKI fraksiyonunun dahil olduğu İranlı Kürt siyasi oluşumları ile Tahran arasında Norveç merkezli bir çatışma çözümü kuruluşunun aracılığıyla görüşmeler gerçekleştirildi. Ancak bu girişim de sonuçsuz kaldı.

Bölgesel Arabuluculuk ve Olası Müzakerenin Geleceği

Stockholm merkezli İranlı Kürt analist ve PJAK'ın eski dış ilişkiler sorumlusu Shamal Bishir, yeni bir müzakere sürecinde Abdullah Öcalan'ın rolünün önem kazanabileceğini belirtti. Bishir'e göre Öcalan, İran'daki Kürt meselesine ilişkin konuyu DEM Parti heyetiyle yaptığı görüşmelerde gündeme getirdi ve Bafel Talabani ile Neçirvan Barzani'nin PJAK ile İran arasında arabuluculuk yapabileceğini değerlendirdi.

Bishir, "Eğer Öcalan onay verirse PJAK'ın İran ile böyle bir süreci yürütmede öncü rol üstlenebileceğine inanıyorum" ifadelerini kullandı. Bu değerlendirme, Türkiye'deki çözüm sürecinin yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki Kürt meselesini değil, İran'daki siyasi gelişmeleri de etkileyebilecek bölgesel bir boyuta sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak İranlı Kürt muhalefetinin parçalı yapısı, olası bir müzakerenin önündeki en önemli engellerden biri olarak görülüyor. Irak Kürt Bölgesi Peşmerge Bakanlığı eski genel sekreteri Jabar Yawar, İran'daki Kürt muhalefetinin Türkiye'deki PKK örneğinden farklı olarak çok sayıda siyasi ve örgütsel yapıdan oluştuğunu belirtti. PJAK, Komala, PDKI ve Khabat gibi farklı örgütlerin aynı müzakere masasında buluşturulmasının kolay olmayacağını ifade eden Yawar, "İranlı Kürt muhalefeti parçalı durumda. Bu grupların önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. İran'ın müzakere edebileceği tek bir muhatap yok" değerlendirmesinde bulundu.

Bu parçalı yapı, olası bir müzakerenin Kürt siyasi hareketleri içerisindeki dengeleri de etkileyebilir. Özellikle PJAK'ın kendi başına bir anlaşmaya yönelmesi, İranlı Kürt siyasi güçleri arasında yakın dönemde oluşturulan ortaklığın zayıflamasına neden olabilir.

ABD merkezli Foreign Policy Research Institute bünyesinde görev yapan ve Kürt meselesi üzerine çalışan Mohammed A. Salih ise çözümün esas olarak Tahran'ın yaklaşımına bağlı olduğunu belirtti. Salih'e göre Kürtlerin talepleri yeni veya belirsiz talepler değil. Bu talepler arasında Kürt dilinin ve kültürel hakların tanınması, siyasi faaliyet ve barışçıl örgütlenme özgürlüğü ile anlamlı bir yerel yönetim mekanizmasının oluşturulması bulunuyor.

Salih, "Tahran bu talepleri karşılamaya yönelik gerçek bir irade ortaya koyar ve siyasi katılım için güvenilir koşullar oluşturursa ihtiyatlı bir iyimserlik için kesinlikle zemin oluşacaktır" dedi.

Irak Kürt Bölgesi'nin arabuluculuk girişimi, İran'daki Kürt meselesinin yeniden bölgesel diplomasinin gündemine taşınması bakımından önemli. Ancak geçmişteki suikastlar, başarısız müzakere girişimleri, karşılıklı güvensizlik ve Kürt siyasi hareketlerinin örgütsel farklılıkları dikkate alındığında, henüz somut bir barış sürecinden söz etmek mümkün görünmüyor. Talabani'nin açıklamaları siyasi bir niyetin varlığını ortaya koysa da bu niyetin gerçek bir müzakereye dönüşebilmesi için İran yönetiminin Kürtlerin siyasi, kültürel ve yönetsel haklarını tanıyan somut bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Aksi durumda arabuluculuk girişimi, bölgesel güvenlik kaygılarını geçici olarak yönetmeye yönelik diplomatik bir temasın ötesine geçemeyebilir.