
Orta Doğu’da tırmanan bölgesel kriz ve küresel piyasaları sarsan ABD-İran savaşı yeni bir yol ayrımına sürüklenirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun tek taraflı askeri hamle ihtimalini masada tuttuğu öne sürülüyor. El Cezire için Simon Speakman Cordall tarafından kaleme alınan analizde, Netanyahu’nun Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukayı kaldırmaya yönelik geçici bir anlaşmaya yaklaşıldığı bir dönemde savaşı tek başına sürdürme sinyalleri verdiği ve bu durumun müttefiki ABD ile ilişkilerinde derin çatlaklar oluşturduğu vurgulanıyor.
Netanyahu’nun Güvenlik Söylemi ve İç Politika Hesapları
Yaklaşan kritik genel seçimler öncesinde koltuğunu ve süregelen yolsuzluk davaları nedeniyle kişisel özgürlüğünü koruma mücadelesi veren Netanyahu, İran’ın nükleer tehdidini yeniden varoluşsal bir mesele olarak gündeme taşıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Ahmed Vahidi’nin nükleer silah geliştirmeye devam edeceklerine dair açıklamalarda bulunduğunu iddia eden Netanyahu, Tahran yönetiminden bu yönde resmi bir doğrulama gelmemesine rağmen sert mesajlar vermeyi sürdürüyor.
Kudüs’teki devlet töreninde konuşan Netanyahu, Amerika Birleşik Devletleri’ni "İsrail’in en büyük müttefiki" olarak nitelendirse de İsrail’in güvenliğini sağlamak adına "ne gerekiyorsa yapmaya" hazır olduğunu ifade etti. Ancak gözlemciler ve ABD Başkanı Donald Trump, Netanyahu’nun bu çıkışlarının arkasında Washington’ı İran’a karşı yürütülen askeri operasyonların içinde tutma çabası yattığını değerlendiriyor. Netanyahu’nun Natanz yakınlarındaki bir tesiste İran’ın uranyum stokladığına dair yeni istihbarat raporlarını Beyaz Saray’a sunma planına tepki gösteren Trump, İsrail Başbakanı’nı kamuoyu önünde açıkça eleştirerek ABD’nin savaşa müdahil kalması için baskı yapıldığını ima etti.
İsrail Güvenlik Bürokrasisi: "Tek Başına Mücadele" Seçeneği
Şubat ayında ABD ve İsrail’in ortak hava saldırısıyla başlayan ve İran Dini Lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesiyle tırmanan savaş, analize göre stratejik bir başarısızlıkla sonuçlanma riski taşıyor. ABD ve İsrail’in İran rejimini devirme veya Hürmüz Boğazı konusunda taviz almaya zorlama hedeflerine ulaşamaması, küresel ekonomiyi ağır bir krizin eşiğine getirdi.
İran’ın hayati önemdeki Hürmüz Boğazı’nı ablukaya alması petrol fiyatlarının fırlamasına, sıvılaştırılmış doğal gaz, gübre ve petrokimya hammaddeleri tedarikinde küresel çapta aksamalara yol açtı. King’s College London Savaş Çalışmaları Bölümü’nden İsrailli güvenlik analisti Ahron Bregman, sürecin askeri bir felakete dönüştüğünü ve Trump’ın önceliğinin ekonomik tahribatı durdurarak Boğaz’ı ne pahasına olursa olsun yeniden trafiğe açmak olduğunu belirtiyor.
İsrail içindeki güvenlik yaklaşımı ise küresel ekonomik kaygılardan ziyade İran ve bölgesel müttefiklerinin oluşturduğu doğrudan tehdide odaklanıyor. İsrail güvenlik bürokrasisinde baskın olan görüş, ABD ve İran arasındaki müzakerelerin kalıcı bir bölgesel güvenlik getirmeyeceği yönünde.
İsrail Misgav Ulusal Güvenlik Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Kobi Michael, Tahran’ın halen nükleer eşiğe yakın olduğunu ve balistik füze üretimini sürdürdüğünü vurguluyor. Michael’a göre İsrail için mevcut tablo stratejik bir fiyasko niteliğinde ve telafi edilmesi gereken tek yol, gerekirse ABD desteği olmadan da olsa doğrudan tehdidin merkezine müdahale etmekten geçiyor.
Washington-Tel Aviv Hattında Diplomatik Çatlaklar
Diğer taraftan, İsrail’in ABD onayını almadan İran’a tek taraflı geniş çaplı bir saldırı düzenleme ihtimalini gerçekçi bulmayan uzmanlar da mevcut. Eski ABD’li diplomat ve yazar Aaron David Miller, Washington ile Tahran arasında diplomatik bir çözüme bu kadar yaklaşılmışken İsrail’in tek başına hareket etmesinin neredeyse imkansız olduğunu savunuyor.
Miller, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin en üst seviyede olmasına karşın, diplomatik ilişkilerin belki de hiç olmadığı kadar gergin ve kırılgan bir dönemden geçtiğine dikkat çekiyor. Trump’ın Netanyahu’ya yönelik sızan sert eleştirileri, Gazze konusunda doğrudan yürütülen temaslar ve İsrail’in itirazlarına rağmen Suriye’ye yönelik yaptırımların esnetilmesi, müttefiklik ilişkisinde köklü bir dönüşüme işaret ediyor. Miller’a göre savaşı başlatan süreçte kritik rol oynayan Netanyahu, savaşın bundan sonraki evresinde ve diplomatik kapanışında belirleyici bir aktör olma imkanını kaybetmiş durumda.
İsrail’de yaklaşan seçimler ve ABD’deki ara seçim süreçleri, iki ülke arasındaki krizin seyrinde belirleyici unsur olmaya devam edecek. Netanyahu’nun içerideki sağ seçmeni konsolide etmek amacıyla benimsediği şahin tutum, Trump yönetiminin küresel pazarları rahatlatma ve savaştan çıkış stratejisiyle doğrudan çatışıyor. Diplomatik kulislerde, ABD'nin İsrail'e sağladığı uzun vadeli askeri yardımların ve uluslararası platformlardaki koşulsuz diplomatik desteğin ilk kez bu kadar açık bir pazarlık konusu haline geldiği, Netanyahu’nun tek taraflı bir adım atması durumunda Tel Aviv’in tarihinin en ağır diplomatik yalnızlığıyla karşı karşıya kalabileceği konuşuluyor.