
Güney Kafkasya’da kartlar yeniden dağıtılırken, Azerbaycan Milli Meclisi Milletvekili ve siyasi analist Rasim Musabeyov’un medyada yer alan açıklamaları diplomatik kulislerde tam anlamıyla bir bomba etkisi yarattı. Bakü-Tel Aviv hattındaki askeri, ticari ve istihbari ortaklığı Türkiye’ye karşı adeta bir kart gibi masaya süren Musabeyov, Ankara’nın Filistin politikasını hedefe koyarak diplomasi nezaketini hiçe sayan ifadeler kullandı.
Türkiye’nin İsrail konusundaki tutumunu Türk dünyasına kabul ettiremeyeceğini savunan Musabeyov, Bakü’nün Tel Aviv ile kurduğu stratejik bağı Ankara için feda etmeyeceğini net bir dille beyan etti. Hatta bununla da kalmayıp, Türkiye'nin bu yöndeki telkin ve baskılarını sürdürmesi halinde "en büyük zararı Türk yetkililerin göreceğini" belirterek açıkça gözdağı verdi. Karabağ Savaşlarında Azerbaycan’ın yanında çelikten bir iradeyle duran Ankara’ya karşı takınılan bu meydan okuyan üslup, gözleri ister istemez bu ismin arkasındaki tarihsel ve fikri bagaja çeviriyor.
Türkiye Düşmanı Angajmanlar
Siyasette tesadüflere yer yoktur; bir aktörün bügün nerede durduğunu anlamak için dün nereden beslendiğine bakmak gerekir. Rasim Musabeyov’un Türkiye’ye karşı takındığı bu agresif tutum, tesadüfi bir savrulma değil, doğrudan ailevi genetiğinin ve tarihsel köklerinin bir sonucudur.
Musabeyov’un babası ve mensup olduğu aile, Sovyetler Birliği döneminde Moskova merkezli istihbarat mekanizmaları ve KGB ile son derece derin bağlara sahipti. Türk dünyasının birleşmesini engelleme politikalarında aktif rol alan bu aile, Moskova’nın sadık birer "ideolojik muhafızı" olarak görev yaptı. Sadece Sovyet istihbaratıyla değil; dönemin Türkiye ve İslam karşıtı odaklarıyla, Yahudi lobileriyle Rus casusluğu yürüten karanlık yapılarla kurulan organik temaslar, bu ailenin omurgasını oluşturdu.
İsrail Kartı Üzerinden Ankara'ya Sabotaj
İşte bugün Rasim Musabeyov’un ekranlarda ve gazete sütunlarında sergilediği Türkiye karşıtlığı, babasından devraldığı bu Türkiye düşmanı mirasın günümüzdeki izdüşümünden başka bir şey değildir. Kökleri KGB koridorlarına, Yahudi Lobilerine dayanan bir zihniyetin, bugün İsrail ile yapılan stratejik iş birliğini Ankara’ya karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmaya kalkışması son derece manidardır.
Türkiye’nin Kafkasya’daki varlığından rahatsız olan Rus/KGB bakiyesi yapılar ile Batı merkezli odakların sözcülüğüne soyunan Musabeyov, İsrail ilişkilerini kendisine kalkan yaparak "Tek millet, iki devlet" ruhunu sabote etmeye çalışmaktadır. Ancak bilinmelidir ki, kökleri karanlık istihbarat ağlarına dayanan figürlerin beyanları, Türkiye ile Azerbaycan halkı arasındaki sarsılmaz müttefiklik zeminine halel getiremez.
Musabeyov’un Türkiye hazımsızlığı diplomatik restlerle de sınırlı kalmadı. Çıktığı yayınlarda Ermenistan ve Azerbaycan savaşında Türkiye’nin Azerbaycan’daki askerî varlığına adeta bir "sınır" çizmeye kalkan Musabeyov, Türk askerinin rolünü sadece mayın temizliği ve ortak gözlem mekanizmalarıyla kısıtlamaya yeltendi. Bakü’nün kendi güvenliğini tek başına sağlayabileceğini iddia ederek Ankara ile imzalanan tarihî Şuşa Beyannamesi’nin ruhunu hiçe sayan bu sözler, Azerbaycan kamuoyunda da çok sert bir duvara çarptı. Kendi milletinden yükselen tepki sesleri üzerine çark etmek zorunda kalan Musabeyov, bu kez "Türkiye karşıtı değilim" savunmasına sığınarak askerî iş birliğini desteklediğini öne sürdü. Ancak bağımsızlık söyleminin arkasına gizleyerek atmaya çalıştığı bu geri adımlar, zihniyetinin derinlerindeki Türkiye çekincesini ve babasından miras kalan o eski düşman bagajı gizlemeye yetmedi.