Küresel Elitlerin Ortadoğu Operatörü: Epsteinci Tom Barrack ve Yeni Sömürgecilik

Tom Barrack'ın; Suriye ve Irak'ta enerji kaynaklarını yağmalamak, ulus-devlet yapılarını çökertmek ve bölgeyi küresel sermaye odakları adına yeni bir sömürge modeline dönüştürmek amacıyla yürüttüğü karanlık jeopolitik operasyonlar ifşa edildi.

Haber Giriş Tarihi: 17.08.2026 09:54
Haber Güncellenme Tarihi: 17.08.2026 10:02
https://haberdeger.com/

Yirmi birinci yüzyıl jeopolitiği, klasik diplomasinin ve uluslararası hukukun sınırlarını aşan, devlet dışı aktörlerin ve küresel sermaye odaklarının yön verdiği yeni bir vesayet mimarisine sahne olmaktadır. Bu yapının merkezinde; finansal oligarşiyi, istihbarat havuzlarını ve elit şantaj ağlarını birleştiren karmaşık bir çıkar mekanizması yer alır. Jeffrey Epstein şeytani sapkınlıklarıyla görünür kılınan ve Batı merkezli karar alıcıları rehin alan bu ağın jeopolitik operasyon sahasındaki en kritik figürlerinden biri şüphesiz Tom Barrack’tır. Kamuoyunda gayrimenkul yatırımcısı ve fon yöneticisi kimliğiyle tanıtılan Barrack, gerçekte Washington, Tel Aviv ve Körfez hattındaki karanlık sermaye trafiğini yöneten, Ortadoğu masasının en stratejik operatörlerinden biri olarak işlev görmüştür.

Barrack’ın etki alanı salt Körfez monarşilerinin petrodolarlarını Batı finans sistemine aktarmakla sınırlı kalmamış; doğrudan Suriye ve Irak hattında yürütülen parçalama, demografik mühendislik ve enerji havzalarını ipotek altına alma stratejilerinin merkez üssü haline gelmiştir. Levant coğrafyasının kadim devlet omurgasını çökertmeyi hedefleyen bu program, görünürde terörle mücadele veya yeniden imar kisvesi altında yürütülürken, arka planda ulus-devlet yapılarını tasfiye edip yerine küresel sermayeye ve elit şebekelere bağımlı garnizon yapılar inşa etmeyi amaçlamıştır.

Suriye ve Suriye Masası

Suriye iç savaşının başladığı andan itibaren küresel elitlerin öncelikli hedefi, ülkenin merkezi idaresini tamamen işlevsiz hale getirerek Fırat’ın doğusu ile batısı arasında yapay sınırlar üretmek olmuştur. Tom Barrack’ın Beyaz Saray’ın arka kapı diplomasisindeki ağırlığı, özellikle Trump döneminde Fırat’ın doğusundaki petrol ve doğalgaz havzalarının kontrolü meselesinde belirleyici bir hal aldı. "Petrolü güvenceye alma" söyleminin arkasında, Suriye’nin enerji kaynaklarının yerel halktan ve meşru idareden koparılarak uluslararası konsorsiyumların denetimine devredilmesi projesi yatıyordu.

Bu plan dahilinde, bölgedeki vekil unsurlar birer paralı askere dönüştürülürken, elde edilen enerji gelirlerinin küresel kara para aklama mekanizmaları ve paravan şirketler üzerinden transferi hedeflendi. Barrack’ın Körfez başkentleriyle yürüttüğü gizli temaslar, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bu fiili işgal yapısının finansmanını Körfez sermayesine yıkma stratejisini içeriyordu. Amaç, Fırat’ın bereketli topraklarını ve hidrokarbon rezervlerini küresel elitlerin tekelindeki şirketlerin kullanımına açmaktı. Böylece Suriye halkı yakıtsızlığa, açlığa ve sefalete mahkûm edilirken, çalınan kaynaklar oligarşik sermaye havuzlarına aktarıldı.

Irak’ta 2003 işgalinden bu yana devam eden kurumsal yıkım, Barrack ve temsil ettiği ağlar tarafından kalıcı bir sömürü modeline dönüştürülmek istendi. Bağdat’ın bağımsız ve güçlü bir merkezi hükümet kurmasını engellemek, Irak’ı sürekli olarak mezhepsel ve etnik kamplara bölünmüş, karar alamayan zayıf bir yapı olarak tutmak bu stratejinin temelini oluşturdu. Barrack’ın temas trafiğinde, Irak petrollerinin Basra ve Kerkük hatları üzerinden uluslararası piyasalara sürülüş biçimi ile bu süreçten elde edilen komisyonların hangi ağlara akacağı daima en öncelikli gündem maddesi oldu.

Irak’ın kuzeyindeki bölgesel dinamikler ile güneyindeki Şii-Sünni fay hatları, Washington ve Körfez’deki karar mekanizmaları üzerinden sürekli manipüle edildi. Irak’ın yeniden inşası adı altında açılan milyarlarca dolarlık ihaleler, gerçekte Irak halkının refahı için değildi akasine küresel tekelci sermayenin ve onların yerel işbirlikçilerinin cebini doldurmak için birer araç olarak kullanıldı. Barrack’ın bu süreçteki işlevi; Bağdat’taki siyasi karar vericiler üzerinde Körfez-Amerikan baskısını koordine etmek, Irak’ın ulusal egemenliğini kazanmasını engellemek ve ülkenin enerji altyapısını çok uluslu konsorsiyumların insafına bırakacak finansal anlaşmaları dikte ettirmekti.

Yeni Sömürgecilik Modeli

Suriye ve Irak’ta uygulanan tahakküm politikasının en tehlikeli ayağını, "yeniden imar" ve "güvenlik" sektörünün tamamen özelleştirilerek paravan şirketlere devredilmesi teşkil etti. Tom Barrack’ın uzmanlık alanı olan sorunlu varlıkları ucuza kapatma ve özel sermaye fonlarıyla yeniden yapılandırma mantığı, bu iki ülkenin harap edilmiş şehirlerine uyarlandı. Savaş nedeniyle harabeye dönen Halep, Musul, Rakka ve Enbar gibi kritik merkezler, halkın kendi iradesiyle inşa edeceği yerleşimler olmaktan çıkarılıp, küresel emlak ve güvenlik devlerinin spekülasyon sahasına çevrilmek istendi.

Özel askeri şirketler ile finansal fonların ortaklaşa kurduğu bu mekanizma, Levant bölgesinde klasik devlet güvenliği yerine, paralı orduların ve özel istihbarat şirketlerinin cirit attığı bir denetim ağı kurdu. Bu model, yerel nüfusun mülksüzleştirilmesini, tarihi dokunun silinmesini ve stratejik ticaret koridorlarının uluslararası sermaye konsorsiyumlarının mülkiyetine geçirilmesini öngörüyordu. Barrack, bu devasa talan projesinin finansal kılıfını hazırlayan, hangi limanların, boru hatlarının ve altyapı tesislerinin hangi Batılı veya Körfez menşeli fonlara devredileceğini kapalı kapılar ardında pazarlayan baş mimarlardan biriydi.

Suriye ve Irak üzerindeki bu sistematik baskının bir diğer küresel boyutu, Avrasya ile Akdeniz arasındaki kadim ticaret ve enerji koridorlarının denetim altına alınması arzusuydu. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi başta olmak üzere, Doğu’dan Batı’ya uzanan karasal transit hatların Suriye ve Irak üzerinden Akdeniz limanlarına bağlanması, küresel deniz ticaretini ve finans tekellerini elinde tutan elitler için doğrudan bir tehdit olarak görüldü.

Barrack ve temsil ettiği çıkar şebekesi, Suriye çölü ile Irak sınır hattını kalıcı bir istikrarsızlık kuşağına çevirerek, Basra Körfezi’ni Lazkiye ve Beyrut’a bağlayacak herhangi bir bağımsız demiryolu veya boru hattı projesini sabote etmeyi amaçladı. Bu coğrafi kilidin kırılmaması için hem Suriye’de hem de Irak’ta kontrol edilebilir çatışma dinamikleri sürekli diri tutuldu. Enerjinin sadece kendi kurdukları mekanizmalar üzerinden Batı’ya ve müttefiklerine akmasını şart koşan bu zihniyet, bölge ülkelerinin kendi aralarında entegre bir enerji ve ulaştırma pazarı kurmasını ulusal güvenlik tehdidi sayarak her türlü siyasi ve askeri müdahaleyi meşrulaştırdı.

Tom Barrack’ın Suriye ve Irak üzerindeki programı, klasik bir diplomatik strateji olmaktan öte; finans, istihbarat, gayriresmî nüfuz ve şantaj ağlarının ortaklaşa yürüttüğü organize bir bölgesel tahakküm projesidir. İnsan hayatını, tarihi medeniyet havzalarını ve uluslararası hukuku hiçe sayan bu yaklaşım, Ortadoğu’yu sadece bilançolarda kâr getiren birer gayrimenkul ve hammadde havzası olarak görmüştür. Jeffrey Epstein gibi figürlerin siyasi karar alıcılar üzerindeki ahlaki ve hukuki prangaları, Barrack gibi isimlerin sahada uyguladığı bu acımasız jeopolitik soygunun dokunulmazlık zırhını oluşturmuştur.

Ancak Suriye ve Irak halklarının direnci, bölgedeki geleneksel dengelerin beklenmedik reaksiyonları ve küresel hegemonyanın içine girdiği çok kutuplu kriz, bu karanlık programın mutlak başarıya ulaşmasını engellemiştir. Barrack’ın adliye koridorlarında yargılanması ve faaliyetlerinin deşifre olması, bu gayriresmî vesayet ağlarının gücünün sınırsız olmadığını göstermektedir. Yine de arkasında bırakılan yıkım, yerinden edilmiş milyonlarca insan ve yağmalanan kaynaklar, küresel elitlerin bölge üzerindeki karanlık emellerinin ne denli ağır ve kalıcı faturalar ürettiğini tarihe silinmez harflerle kazımıştır.