Kuzey Kore’de rejimin asıl düşmanı içeride mi?

Foreign Affairs’te yayımlanan Jieun Baek imzalı “Kuzey Kore'nin İç Düşmanları” analiz, Kim Jong Un yönetiminin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden birinin dışarıdaki rakiplerinden ziyade kendi iktidar çevresinde biriken hoşnutsuzluk olabileceğine dikkat çekiyor. Kuzey Kore’de yıllardır sürdürülen sadakat gösterilerinin arkasında, rejimin geleceğine ilişkin kaygılar ve sessiz bir çözülme ihtimali bulunuyor.

Haber Giriş Tarihi: 02.11.2026 11:04
Haber Güncellenme Tarihi: 02.11.2026 11:07
https://haberdeger.com/

Dış dünyaya kapalı yapısı, güçlü güvenlik aygıtı ve nükleer silah kapasitesiyle ayakta kalan Kuzey Kore, uluslararası kamuoyunda çoğunlukla Kim Jong Un’un mutlak kontrolü üzerinden değerlendiriliyor. Ancak Foreign Affairs’in analizinde Jieun Baek, bu görünürdeki istikrarın arkasındaki kırılganlıklara odaklanıyor. Yazının temel sorusu, rejimin en ayrıcalıklı kesimlerinin Kim yönetimine ne kadar süre daha bağlı kalacağı.

İmtiyazların arkasındaki korku ve güvensizlik

Kuzey Kore’de iktidara yakın olmak, ayrıcalıklara erişmek anlamına gelmiyor. Sürekli gözetim altında yaşamak, siyasi tasfiyelerden korkmak ve aile üyelerinin güvenliğini rejimin devamlılığına bağlamak anlamına geliyor.

Jieun Baek’in analizinde eski Kuzey Koreli diplomat Thae Yong Ho’nun deneyimi dikkat çekici bir örnek olarak ele alınıyor. Thae, 2015 yılında Londra’da görev yaparken Kim Jong Un’un ağabeyi Kim Jong Chol’un Eric Clapton konserine katılımıyla ilgilenmek üzere görevlendiriliyor. İktidar ailesine hizmet etmek, Kuzey Kore bürokrasisinde büyük bir prestij ve ayrıcalık kaynağı olarak görülüyor. Ancak bu ayrıcalıklar, rejimin gerçeklerine ilişkin sorgulamaları ortadan kaldırmıyor.

Kim Jong Un’un iktidara gelişinden sonra yaşanan siyasi tasfiyeler de yönetici sınıfın güvensizliğini derinleştiriyor. Rejimin önemli isimlerinden ve Kim’in amcası Jang Song Thaek’in 2013 yılında idam edilmesi, iktidarın en yakın çevresindeki kişilerin dahi güvende olmadığını gösteren önemli bir dönüm noktasıydı.

Bu durum, Kuzey Kore’de sadakatin yalnızca ideolojik bağlılıkla açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Rejimin üst kademelerinde görev yapan kişiler, sahip oldukları ekonomik ve sosyal imtiyazları korumak isterken aynı zamanda siyasi tasfiye ihtimalini de hesaba katmak zorunda kalıyor.

Görünürdeki sadakat ve “tercih sahtekarlığı”

Analizin önemli kavramlarından biri, siyaset bilimi ve sosyal psikolojide kullanılan “tercih sahtekarlığı”. Bu kavram, insanların gerçek düşüncelerini gizleyerek otoritenin beklediği görüşleri açıkça savunmaları anlamına geliyor.

Kuzey Kore’de yöneticilerin, bürokratların ve parti üyelerinin sergilediği sadakat gösterileri bu açıdan yeniden değerlendiriliyor. Gerçek düşüncelerini açıklamanın ağır sonuçlar doğurabileceği bir sistemde, rejime bağlılık görüntüsü oluşturmak hayatta kalmanın temel koşullarından biri haline geliyor.

Özeleştiri toplantıları, ideolojik bağlılığın sürekli yeniden kanıtlanması ve kamusal yas törenleri, bu mekanizmanın farklı örnekleri olarak öne çıkıyor. İnsanlar yalnızca devletin denetimi altında bulunmuyor; birbirlerinin davranışlarını da izlemek ve siyasi açıdan güvenli görünmek zorunda kalıyor.

Bununla birlikte, Kuzey Kore elitleri arasındaki hoşnutsuzluğun yalnızca siyasi baskılardan kaynaklanmadığı belirtiliyor. Ekonomik özgürlüklerin sınırlılığı, çocukların geleceğine ilişkin kaygılar, devletin sunduğu güvencelerin yetersizliği ve uzun yıllar hizmet etmiş kişilerin imtiyazlarını bir anda kaybedebilmesi, yönetici sınıfın rejimle kurduğu ilişkiyi zayıflatıyor.

Rejimin kırılganlığı nerede ortaya çıkabilir?

Kuzey Kore’de geniş çaplı bir halk hareketinin ortaya çıkmasını zorlaştıran çok sayıda mekanizma bulunuyor. Güvenlik kurumlarının yaygın denetimi, muhbirlik sistemi ve kolektif cezalandırma uygulamaları, toplumsal muhalefetin örgütlenmesini son derece güçleştiriyor.

Buna karşılık Kim Jong Un yönetiminin dış ilişkilerde elde ettiği kazanımlar, rejimin ekonomik ve askeri dayanıklılığını artırıyor. Rusya ve Çin ile geliştirilen ilişkiler, Kuzey Kore’nin uluslararası izolasyonunu belirli ölçülerde aşmasına ve güvenlik kapasitesini desteklemesine yardımcı oluyor.

Ancak dışarıdan gelen destek, içerideki siyasi bağlılığın kalıcı olduğu anlamına gelmiyor. Baek’in analizinin ortaya koyduğu temel mesele, rejimin istikrarının yalnızca güvenlik aygıtının gücüne değil, yönetici elitlerin mevcut düzenin kendileri açısından sürdürülebilir olduğuna inanmasına da bağlı olması.

Kuzey Kore’de olası bir siyasi kırılma, kitlesel bir halk ayaklanmasından ziyade iktidarın yakın çevresindeki sadakat bağlarının çözülmesiyle başlayabilir. Ekonomik kriz, liderlik mücadelesi veya ciddi bir güvenlik sorunu, bugüne kadar rejimi ayakta tutan itaat mekanizmasını zayıflatabilir. Böyle bir durumda yönetici kadroların emirleri yerine getirmeyi reddetmesi ya da rejimden uzaklaşması, siyasi dengeleri değiştirebilir.