
Elazığ Eti Gümüş ve Doruk Madencilik bünyesinde çalışan alacaklı işçilerin hak mücadelesi kapsamında düzenlenen eylemde gözaltına alınan ve üç günlük gözaltı sürecinin ardından serbest bırakılan Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, nezarethanede Süleymancıların tutuklu lideri Alihan Kuriş ile geçirdiği saatlerin perde arkasını ilk kez Odatv’ye anlattı. Türkiye’nin iki zıt kutbunu aynı hücre koridorlarında bir araya getiren gözaltı sürecinde; emek sömürüsünden tarikatların devletle ilişkisine, Orta Doğu jeopolitiğinden dini yapıların holdingleşmesine kadar uzanan çarpıcı tartışmalar yaşandı.
Aynı Nezarette İki Ayrı Dünya
Maden işçilerinin hak arayışına öncülük ederken gözaltına alınan Başaran Aksu, serbest kaldıktan sonra sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Süleymancıların lideri Alihan Kuriş ile aynı yerde tutulduklarını açıklamıştı. Kuriş’in kendisine yönelik dile getirdiği iddia edilen “Artık ben de solcuyum” ifadesi kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Odatv söz konusu gecenin perde arkasında yaşanan tüm diyalogların detayına ulaştı.
Nezarethaneye ilk getirildiklerinde karşılaştıkları manzarayı aktaran Başaran Aksu, Alihan Kuriş’i gördüğü ilk anlarda Süleymancı liderin oldukça tedirgin, şaşkın ve ne yapacağını bilemez bir ruh hali içinde olduğunu ifade etti. İşçilerin ve sendikacıların nezarethaneye girerken sloganlar attığını belirten Aksu, Kuriş ve beraberindekilerin bu kararlı duruş karşısında şaşkınlık yaşadığını, ardından da selam vererek iletişime geçmeye çalıştıklarını dile getirdi.
'Devlet değişti, sonucuna katlanacaksınız'
Gözaltı hücresinde başlayan ilk diyaloglarda Kuriş’in operasyona dair savunması siyasi gerekçelere dayandı. Alihan Kuriş, kendilerine ve cemaate yönelik gerçekleştirilen bu kapsamlı operasyonun temel sebebinin iktidarla birlikte hareket etmemeleri olduğunu öne sürdü. Bu gerekçelendirmeye sert bir dille karşı çıkan Aksu ise cemaatlerin Türkiye'deki ekonomik ve sınıfsal konumunu hatırlatarak tartışmanın fitilini ateşledi.
Aksu, cemaat yapılarının tamamının devasa servetler biriktirdiğini ve kurulu sömürü düzeninde doğrudan bir işlev üstlendiğini Kuriş’in yüzüne karşı söyledi. Kuriş’in bu eleştirilere "Biz servete veya güce bakmadan sadece Allah’a ve Kur’an’a hizmet etmek, dini sevdirmek gayretindeyiz" şeklinde yanıt vermesi üzerine tartışma daha da derinleşti. Aksu, bu savunmaya karşı şu ifadeleri kullandı:
"Senin bu gayretin Anadolu'nun emekçi halkında bir tür şükürcülük geliştirdi. Toplumsal düzeyde Anadolu'nun emekçi yoksul çocukları, sonuçta bu Kur'an kurslarında, yurtlarda uysallaşıyor, bir kadercilik çizgisini oluşturan sonuç üretiyor. Siz de bugüne kadar devletle iç içe bir yerdeydiniz. Şimdi demek ki devlet dediğimiz şey değişip dönüştüğü için siz bunun dışında kalmışsınız ve bunun sonuçlarına katlanacaksınız"
Orta Doğu Ve İran Tartışması Fikirleri Böldü
Nezarethane koridorundaki ideolojik yüzleşme kısa sürede dış politika ve Orta Doğu eksenine taşındı. Bölgedeki savaşlar, emperyalizm ve mezhepsel dinamiklerin masaya yatırıldığı sohbette iki isim İran konusunda derin bir görüş ayrılığı yaşadı.
Aksu’nun aktardığına göre Kuriş, bölgedeki çatışmalarda tamamen Şii karşıtı ve İran’ı doğrudan suçlayan klasik Sünni-muhafazakar bir söylemi benimsedi. Buna karşılık Aksu, İran’ın doğrudan Amerikan emperyalizmine ve İsrail’in bölgedeki yayılmacılığına karşı direnç gösteren bir aktör olduğunu savundu. Asıl eleştirilmesi gereken odağın ise ABD ve İsrail ile örtülü ve açık ittifak yürüten Sünni rejimler olduğunu dile getirdi. Aksu, tartışmanın devamında Kuriş’in bölgedeki Sünni halkların bu rejimlerle aynı düşüncede olmadığını savunsa da, mevcut yönetimlerin ABD ve İsrail ekseninde politika izlediğini kabul etmek zorunda kaldığını aktardı.
'Artık Ben De Solcuyum' Sözünün Perde Arkası
Sosyal medyada ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan "Artık ben de solcuyum" cümlesinin arka planına dair detayları da paylaşan Aksu, bu ifadenin tam da Orta Doğu ve emperyalizm tartışmasının hemen ardından geldiğini belirtti.
Aksu, Kuriş’in bu ifadeyi ciddi bir siyasi dönüşümden ziyade yarı şaka yarı ironi içeren bir üslupla söylediğini ifade etti:
"Orta Doğu tartışmasının ardından Alihan Kuriş bir espri yaparak 'Ben sizi biliyorum, ben de artık solda olacağım' dedi. Bu açık bir ironiydi. Biz de kendisine 'Elbette soldayız ama biz doğrudan işçi sınıfı devrimcileriyiz. Genel geçer sol anlayışlarla bütünleşik bir çizgide değiliz' yanıtını verdik."
Kuriş’in gözaltı sürecinde kurulan bu temasın ardından "Buradan çıkarsam sizlerle yeniden bir araya gelmek, uzun uzun tartışmak ve konuşmak isterim" dediğini de aktaran Aksu, böyle bir görüşmenin ancak belirli şartlar dahilinde mümkün olabileceğini ifade etti.
'Hesabını Vermeden, Özür Dilemeden Masaya Oturmayız'
Cemaat liderinin serbest kaldıktan sonraki olası diyalog talebine kapıyı net şartlarla kapatan Başaran Aksu, tarikatların bugüne kadar yarattığı tahribata dikkat çekti. Cemaatlerin yalnızca siyasal değil, ağır bir insani ve toplumsal faturası olduğunu hatırlatan Aksu, şunları kaydetti:
"Hepsi böyle büyük paralar çeviriyorlar. holdinglere hizmet için, rejime hizmet için. Bunlara göz yumuldu ama buralarda yurtlarda öldürülen çocuklar, tacize uğrayanlar, bütün hepsi açısından söylüyorum sadece Süleymancılar değil. Önce bunların hesabını verecekler ki onlara dair topluma öz eleştirel, özür dileyen bir tavırla takılacaklar ki biz görüşelim. Birinin vurduğuna biz vurmayız. Bekleriz, bakarız duruma"
'Peygamber Gibi Muamele Ediyorlar'
Başaran Aksu, gözaltı süresi boyunca dikkatini çeken en çarpıcı noktalardan birinin de Süleymancı müritlerin ve cemaat mensuplarının Kuriş’e karşı sergilediği tutum olduğunu belirtti. Nezarethane koşullarında dahi liderlerine adeta doğaüstü ve kutsal bir kişilik gibi yaklaşıldığını vurgulayan Aksu, gözlemlerini şu sözlerle noktaladı:
"İçeride kendisine adeta bir peygamber gibi muamele ediyorlar. Onu aniden karşılarında gördüklerinde, kelebeklerin güçlü bir ışık gördüğünde verdiği tepkiler gibi şaşırıp ne yapacaklarını bilemiyorlar; herkes telaşla sağa sola kaçışıyor, saygı duruşuna geçiyor. Biz koğuştaki diğer cemaat mensuplarına 'Alihan Hoca ile doğrudan görüştük, konuştuk' dediğimizde şaşkınlıktan donakaldılar; 'Siz gerçekten görüştünüz mü, ne konuştunuz, ne dedi?' diyerek büyük bir hayretle tepki verdiler. Ona atfedilen o körü körüne kutsallığı, o baskıcı hiyerarşiyi hücrede bile tüm çıplaklığıyla hissediyorsunuz."