Peşmergeye ABD Desteğinin Sonu: Irak’ta Kazanan Taraf Tahran mı Olacak?

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın kaleme aldığı ve Independent Arabia’da yayınlanan analize göre, Washington yönetiminin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) sağladığı güvenlik yardımlarını kesme kararı, doğrudan Tahran yönetiminin stratejik hedeflerine hizmet eden kritik bir zemin oluşturuyor.

Haber Giriş Tarihi: 12.09.2026 21:46
Haber Güncellenme Tarihi: 12.09.2026 22:00
https://haberdeger.com/

Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’daki askeri ayak izini küçültme ve bölgesel angajmanlardan kademeli olarak geri çekilme politikası, bölgedeki dengeleri köklü biçimde sarsacak yeni bir dönüm noktasına ulaştı. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın kaleme aldığı ve Independent Arabia’da yayınlanan analize göre, Washington yönetiminin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) sağladığı güvenlik yardımlarını kesme kararı, doğrudan Tahran yönetiminin stratejik hedeflerine hizmet eden kritik bir zemin oluşturuyor. Donald Trump yönetiminin Kürt yetkililere askeri yardımların 30 Eylül itibarıyla sona ereceğini bildirmesi, ABD’nin uzun yıllardır müttefiki konumunda olan Peşmerge güçlerinin yalnız bırakılması ve Washington’ın bölgedeki nüfuzunun gerilemesi olarak yorumlanıyor.

Stratejik Belirsizlik

ABD yönetiminin "bitmeyen savaşları sona erdirme" vaadi doğrultusunda şekillenen izolasyon yanlısı güvenlik politikaları, Ortadoğu genelinde tutarlı ve kapsamlı bir vizyon geliştirilmesini engelliyor. ABD’nin İran ile çatışma sonrası döneme ilişkin somut bir strateji ortaya koyamaması, savaş sahasında net hedeflerin bulunmayışıyla birleştiğinde, bölgedeki geleneksel ortaklıkların kırılgan hale gelmesine yol açıyor. ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi süreciyle eş zamanlı yürütülen Peşmergeye yönelik yardımların kesilmesi adımı, Washington’ın yerel müttefiklerini kritik bir konjonktürde savunmasız bıraktığı izlenimini derinleştiriyor.

Analizler, İran rejiminin 1979 yılından bu yana en zayıf dönemlerinden birini yaşadığı bu süreçte, ABD ve İsrail’in yürüttüğü askeri eylemlerin kesin bir sonuca ulaşamadığını vurguluyor. İran’ın İsrail ve Körfez ülkelerine karşı oluşturduğu "ateş çemberi" yapılanması ağır tahribat almış ve ülkenin askeri-endüstriyel altyapısı büyük ölçüde darbe yemiş olsa da, Washington’ın siyasi hazırlık eksikliği ve rejim içi muhalefeti mobilize edemeyişi, elde edilen avantajların heba edilmesine neden oluyor. Nüfusun yüzde 8 ila 10’unu oluşturan İranlı Kürtlerin sürece dahil edilmesi yönündeki planların akamete uğraması, rejim üzerindeki baskıyı hafifleterek Tahran’a toparlanma fırsatı tanıyor.

İran Devrim Muhafızları ve Haşdi Şabi İçin Yeni Fırsat Alanı

Bölgedeki Kürt askeri gücünün zayıflaması, doğrudan doğruya İran Devrim Muhafızları Ordusu ve Tahran’daki şahin kanadın bölgesel hedeflerini yeniden canlandırmasına imkân sağlıyor. Washington’ın kararlılığındaki gerilemeyi bir fırsat olarak gören bu yapılar, Peşmerge güçlerinin askeri ve lojistik kapasitesinin daralmasıyla birlikte IKBY’deki hedeflere yönelik baskıyı artırma potansiyeli taşıyor.

Irak iç siyasetinde ve güvenlik mimarisinde ise Peşmerge’nin güç kaybetmesi, Tahran’a bağlı milis ağlarının nüfuzunu genişletmesine zemin hazırlıyor. İran Kudüs Gücü açısından, mevcut bölgesel kollar arasında gücünü en iyi muhafaza eden unsurların başında gelen Haşdi Şabi, ABD birliklerinin çekilmesinin ardından ülkedeki en belirleyici silahlı aktör haline gelebilir. Tahran’ın Irak’taki bu yapıyı Hizbullah’ın daha gelişmiş ve kurumsal bir modeline dönüştürme arayışı, Irak’ın bağımsızlığını savunan tüm toplumsal kesimler için yeni bir tehdit dalgası yaratıyor. Bu durum, İran’ın daha önce dağılma noktasına gelen bölgesel nüfuz ağını Irak üzerinden yeniden tahkim etmesini hızlandırabilir.

Bölgesel Güvenlik Riskleri ve DEAŞ Tehdidi

Kürt aktörlerin savunma kapasitesinde meydana gelecek bir erozyon Tahran’ın nüfuzunu pekiştirmekle kalmayıp, bölgedeki radikal unsurların yeniden örgütlenmesine uygun ortam sağlayabilir. Yıllardır terörle mücadelede ön saflarda yer alan güçlerin geri plana itilmesi, DEAŞ’ın Irak ve Suriye kırsalında saflarını toparlama ve eylem kapasitesini artırma ihtimalini beraberinde getiriyor. Benzer biçimde Suriye sahasında da, SDG unsurlarının yeni Şam yönetimi ve ordu yapılanmasıyla nasıl bir entegrasyon kuracağı ve Kürtlerin bölgedeki konumunun nasıl korunacağı yönündeki belirsizlikler devam ediyor.

Tarihsel olarak çatışmalarla anılan Ortadoğu coğrafyasında uzun yıllardır görece bir istikrar adası işlevi gören Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin güvenlik mekanizmalarının yıpratılması, bölgedeki dengeleri geri dönülemez bir kırılmaya sürükleme riski taşıyor. ABD’nin bölgedeki varlığını asgari düzeye indirme konusundaki ısrarı, geride oluşacak güç boşluğunu doldurmak için bekleyen Tahran yönetiminin elini güçlendirirken, Washington’ın uzun vadeli stratejik çıkarlarını da tartışmalı hale getiriyor.