Suriye Dürzileri "Siyonistleşme" Tehdidi Altında

Dürzi olmanın İsrail ile siyasi veya dini bir ittifak kurmayı gerektirdiği yanılgısının kesin bir dille reddedilmesi gerektiğinin altını çizen yazar, yüzyıllardır süregelen onurlu bir tarihin bugün soykırım ve saldırganlıkla suçlanan modern bir devletin aparatına dönüştürülmesine karşı çıkılması çağrısında bulunuyor.

Haber Giriş Tarihi: 02.09.2026 15:46
Haber Güncellenme Tarihi: 02.09.2026 15:55
https://haberdeger.com/

Middle East Eye haber ve analiz platformunda yayımlanan kapsamlı değerlendirmesinde insan hakları hukukçusu Wesam Şaraf, Suriye’nin güneyindeki Süveyda vilayetinde yaşayan Dürzi toplumunun ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri’nin son açıklamalarını mercek altına aldı. Şaraf, Hicri’nin Dürzileri “inanç açısından dahi İsrail devletinin ayrılmaz bir parçası” ilan etmesini sıradan bir siyasi polemik ya da Şam yönetimine karşı yükselen dönemsel bir tepki olarak görmenin büyük bir yanılgı olacağını vurguluyor. Yazara göre bu söylem, İsrail’in on yıllardır kendi sınırları içinde ve işgal altındaki topraklarda geliştirdiği Siyonist ideolojik anlatının birebir Süveyda’ya taşınmasını ve Dürzilerin kadim Arap-İslam havzasından koparılmasını amaçlayan çok daha derin ve tehlikeli bir dönüşüme işaret ediyor.

Siyasi İttifaktan Teolojik Bütünleşmeye

Esad rejiminin Aralık 2024’teki çöküşünün ardından Şeyh Hikmet el-Hicri, İsrail ile temaslarını giderek daha açık hale getirdi. İlk başlarda Tel Aviv yönetimini Şam’daki otorite boşluğuna karşı pragmatik bir siyasi ortak veya toplumunun güvenliği için bir dış aktör olarak sunan Hicri, zamanla bu ilişkiyi stratejik bir himaye arayışına dönüştürdü.

Şaraf, siyasi çıkarlar doğrultusunda geçici ittifaklar kurmak ile iki farklı toplumu "inanç ortağı" ilan etmek arasında muazzam bir fark olduğuna dikkat çekiyor. Siyasi ortaklık dönemsel şartlara bağlı olarak değişebilirken, inanç ve köken ortaklığı iddiası var olan tarihsel kimliğin imha edilmesi ve yerine bambaşka bir anlatının inşa edilmesi anlamına geliyor. Süveyda’da Temmuz 2025’te yaşanan ve toplumsal travmayı derinleştiren katliam, İsrail’in bölgeye olası müdahalelerini meşrulaştıran bir güvenlik iklimi yaratmıştı. Hicri ise bu ortamı kullanarak askeri ve siyasi nüfuzunu artırmakla kalmadı, mevcut gerilimleri geçmişe dönük hayali bir teolojik birliğin gerekçesi haline getirdi.

Böl ve Yönet Stratejisinin Kurumsallaşması

İsrail’in Dürzi toplumu üzerindeki bu politikası aslında yeni bir strateji değil. 1948’de kurulan İsrail devleti, sınırları içerisinde kalan Dürzileri genel Filistinli Arap nüfustan koparmak adına yoğun bir kurumsal mühendislik uyguladı. Dürzilere özel ayrı eğitim müfredatları, bağımsız dini kurumlar ve zorunlu askerlik mekanizması kurularak onların kendilerini Filistinli ya da Arap olarak tanımlamalarının önüne geçildi.

Bu ayrıştırmayı meşrulaştırmak için ideolojik ve mitolojik anlatılar üretildi. Dürzilerin "İsrail’in kayıp kabileleri" ile akraba olduğu iddialarından, Hz. Musa ile Dürzilerin peygamber olarak kabul ettiği Hz. Şuayb arasındaki özel bağa kadar pek çok mit siyasetin hizmetine sokuldu. Bu anlatıların tarihsel ya da dini doğruluğundan ziyade üstlendiği jeopolitik işlev belirleyici oldu: Dürzileri Arap dünyasına ait olmayan, kaderi yalnızca İsrail’e bağlı azınlık bir topluluk haline getirmek. Wesam Şaraf, Hicri’nin benimsediği yeni söylemin de bu tarih mühendisliğini Suriye Dürzilerine dayatarak onları bölgesel yalnızlığa ittiğini belirtiyor.

Levant’ın Ortak Hafızasını Reddetmek

Dürzi toplumu, yüzyıllar boyunca Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün coğrafyasında içinde yaşadığı toplumların asli ve ayrılmaz bir unsuru oldu. Dürziler Levant bölgesine sonradan yerleştirilmiş yabancı bir unsur değil; bilakis bu toprakların kültürel, siyasi ve direniş hafızasının ana taşıyıcılarındandır. Suriye modern tarihinin en belirleyici dönüm noktalarından biri olan 1925 Büyük Suriye İsyanı, Dürzi lider Sultan el-Atraş önderliğinde Fransız sömürgeciliğine karşı verilmiş ve bağımsız Suriye devletinin kuruluş harcını oluşturmuştu.

Analize göre Hicri’nin İsrail merkezli yeni dili ise Şam’dan meşru idari özerklik talep etmenin fersah fersah ötesine geçerek, Dürzileri Şam’ın ve Levant’ın ortak tarihinden bütünüyle koparıyor. Sultan el-Atraş’ın sömürge karşıtı mirası bir kenara itilerek, Dürzilerin tarihsel varoluşu nihai noktası İsrail olan yabancılaştırılmış bir jeopolitik projeye eklemlenmeye çalışılıyor. Böylece bugünün dar siyasi çıkarlarını ve bağımlılık ilişkilerini aklamak uğruna asırlık tarih tahrif ediliyor.

Siyonistleşme Tehlikesi

Temmuz 2025 olaylarının ardından İsrail’in Dürzileri "koruma" vaadiyle sahaya inmesi, bağımsız analistler tarafından Suriye’nin güneyindeki devlet otoritesinin toparlanmasını engellemek ve Şam’ı kalıcı olarak zayıflatmak için atılmış jeopolitik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Asıl tehlikenin salt askeri ya da lojistik bağımlılık olmadığını vurgulayan Şaraf, tehlikenin doğrudan "Siyonistleşme" yani Dürzi kimliğinin İsrail’in dönemsel çıkarları doğrultusunda eritilmesi olduğunu kaydediyor.

Şaraf, bu gidişata karşı Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün’deki Dürzi dini otoritelerinin, kanaat önderlerinin ve aydınların derhal ses çıkarması gerektiğini ifade ediyor. Dürzi olmanın İsrail ile siyasi veya dini bir ittifak kurmayı gerektirdiği yanılgısının kesin bir dille reddedilmesi gerektiğinin altını çizen yazar, yüzyıllardır süregelen onurlu bir tarihin bugün soykırım ve saldırganlıkla suçlanan modern bir devletin aparatına dönüştürülmesine karşı çıkılması çağrısında bulunuyor. Toplumun kendi geleceğini korumasının tek yolunun, "İnancımız bize aittir, tarihimiz bize aittir ve kaderimiz yüzyıllardır bu toprağı paylaştığımız halklardan ayrılamaz" diyebilmesinden geçtiği belirtiliyor.