Trump’ın Kıyamet Tehditleri İran’da Karşılık Bulmuyor

Newsweek analizine göre, Donald Trump'ın İran'a yönelik sert tehditleri Tahran'da etkisini yitirdi ve blöf olarak algılanmaya başladı. Uzmanlar, bu stratejinin diplomasiyi zayıflatıp askeri çatışma riskini artırdığı görüşünde.

Haber Giriş Tarihi: 22.08.2026 19:31
Haber Güncellenme Tarihi: 22.08.2026 19:33
https://haberdeger.com/

Trump’ın Kıyamet Tehditleri Tahran’da Karşılık Bulmuyor: Gözdağı Stratejisi Çıkmaza Girdi

Amerikan dergisi Newsweek’in yayımladığı analize göre; ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik sert söylemleri ve peş peşe savurduğu yıkıcı tehditler, Tahran yönetiminde beklenen boyun eğme etkisini yaratmakta giderek yetersiz kalıyor. Beyaz Saray’ın İran’ı masaya oturtmak ve müzakerelere zorlamak amacıyla devreye soktuğu “en yıkıcı ekonomik harekât” ve benzeri kıyamet senaryoları, bölgedeki dengeleri Washington lehine çevirmekten uzak bir tablo çiziyor. Trump’ın alışılagelmiş abartılı üslubu ve öngörülemezliği, Tahran nezdinde artık stratejik bir caydırıcılık unsuru olmaktan çıkıp bir güvenilmezlik ve ciddiyetsizlik göstergesi olarak algılanıyor.

Geçtiğimiz aylarda tansiyonun tırmandığı süreçte Trump, tarihte yalnızca atom bombasının kullanılmasıyla sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülecek en büyük saldırıyı düzenleme tehdidinde bulunmuş; daha önce ise bir gecede koca bir medeniyetin haritadan silinebileceğini öne sürmüştü. Ancak bu felaket senaryolarının sahada fiili bir karşılık bulmaması, Tahran’ın Washington’dan gelen gözdağlarına karşı bağışıklık kazanmasına yol açtı. İranlı yetkililer, Beyaz Saray’ın sürekli değişen tavrını ve yerine getirilmeyen ültimatomlarını bir blöf olarak değerlendirirken, Washington'ın ekonomik abluka vaatleri İran kamuoyunda ve siyasi elitinde daha önce yarattığı panik havasını oluşturamıyor.

Uzmanlar, İran karar alıcılarının Trump’ın retoriğini artık harfi harfine ciddiye almadığını ve bu açıklamaları büyük ölçüde göz ardı ettiğini belirtiyor. Katar Georgetown Üniversitesi’nde görev yapan Orta Doğu uzmanı Prof. Dr. Mehran Kamrava, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Tahran’ın gözünde Amerikan diplomasisindeki öngörülemezliğin doğrudan bir güvenilmezliğe dönüştüğünü vurguluyor. Kamrava’ya göre asıl tehlike, İran yönetimindeki kilit aktörlerin mevcut “ne barış ne savaş” durumunu uzun vadede sürdürülemez görmesi ve bu açmazdan tek çıkış yolu olarak askeri tırmanışı benimsemeye başlaması. Trump yaptırımlar ve sert açıklamalarla İran’ı köşeye sıkıştırmaya çalıştıkça, Tahran’daki uzlaşmacı sesler zayıflıyor; buna karşılık askeri adımlarla karşılık verilmesini savunan şahin kanadın sesi giderek daha gür çıkıyor.

Tarihsel süreçte Trump, Kasım Süleymani suikastı veya kritik hedeflere yönelik operasyonlarla gerektiğinde askeri güç kullanabileceğini göstermiş olsa da, son dönemde yaşanan gelişmeler güç dengelerinin sanıldığı kadar tek taraflı olmadığını ortaya koydu. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik kontrolü ve bölgedeki ABD üslerine ev sahipliği yapan aktörler üzerindeki baskı kurma potansiyeliyle küresel enerji piyasalarını ve bölgesel güvenliği doğrudan etkileyebileceğini kanıtladı. Tahran’ın askeri kapasitesini ve mühimmat stoklarını beklenenden çok daha hızlı bir şekilde toparlaması, Washington ve Tel Aviv’deki askeri planlamacıları şaşırtırken, İran yönetiminin “direniş ekseni” müttefikleriyle birlikte çatışmanın maliyetini ABD için dayanılmaz kılma kararlılığını pekiştirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de Trump’ın ekonomik abluka ve benzeri tehditlerini sert bir dille eleştirerek, bu çıkışların aslında ABD’nin kendi iç ekonomik krizlerini, devasa borç yükünü ve yükselen faiz maliyetlerini örtbas etmeye yönelik bir dikkat dağıtma çabası olduğunu ifade etti. Tahran’daki güvenlik bürokrasisi, stratejisini klasik bir “kısasa kısas” anlayışından çıkarıp caydırıcılığı en üst düzeye taşıyacak daha agresif bir misilleme doktrinine dönüştürmeyi tartışıyor.

Arka planda diplomatik temasların yürütüldüğüne dair işaretler bulunsa da, Trump’ın anlaşma zemini oluşana kadar bekleme kararı alması ve masayı sürekli yeni tehditlerle çevrelemesi tansiyonu düşürmeye yetmiyor. Sonuç olarak, Washington’ın azami baskı ve retorik şiddet üzerine kurulu stratejisi Tahran’da karşılık bulmadığı gibi, diplomasi kapılarını kapatarak bölgeyi çok daha kontrolsüz ve geniş çaplı bir askeri çatışma riskinin eşiğine doğru sürüklüyor.