
ABD ile İran arasında aylardır devam eden askeri ve siyasi gerilim, küresel enerji koridorlarının en stratejik noktası olan Hürmüz Boğazı üzerinden yeni bir diplomatik krize dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump'ın, Washington'ın Körfez'deki geleneksel ve tarafsız müttefiklerinden Umman'ı doğrudan hedef alan tehditleri uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İran ile yürütülen müzakere süreçlerinin tıkanması ve Umman'ın Tahran ile bağımsız bir deniz trafiği mekanizması kurma girişimi, Beyaz Saray'ın tepkisini en üst perdeden çekmiş durumda.
Trump'ın Sert Çıkışı ve İkinci Tehdit Dalgası
ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan televizyon kanalı Fox News'a verdiği mülakatta İran'ın artık kayıtsız şartsız teslim olması gerektiğini savundu ve yönetimin İran Devrim Muhafızları Ordusu ile doğrudan bir arka kapı diplomasisi kurduğunu iddia etti. Röportajın en dikkat çekici ve tepki çeken kısmı ise Umman Sultanlığı'na yönelik sarf ettiği sözler oldu. Trump, Umman'ın ABD ile İran arasındaki müzakerelerin veya Washington'ın hedeflerinin önüne geçmesi durumunda ağır bir askeri saldırıyla karşılaşacağını belirterek son derece sert bir dille ülkeyi bombalamakla tehdit etti.
Bu açıklama, Trump'ın Umman'ı hedef aldığı ilk vaka değil. Daha önce Mayıs ayında gerçekleştirilen bir kabine toplantısında da benzer bir gerilim yaşanmıştı. Bir gazetecinin, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçişlerinin İran ve Umman tarafından ortaklaşa denetlenmesi ihtimaline dair yönelttiği soruya Trump, boğazın uluslararası sular olduğunu savunarak "Umman herkes gibi uslu durmalı, yoksa onları havaya uçurmak zorunda kalırız" yanıtını vermişti. İlk etapta bir dil sürçmesi olarak değerlendirilen bu çıkış, daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamayı resmi kayıtlarla paylaşmasıyla bilinçli bir diplomatik baskı unsuru olarak tescillenmişti.
Çöken Mutabakat ve Umman Arabuluculuğu
Krizin temelinde, ABD-İsrail koalisyonu ile İran arasında Şubat ayı sonunda patlak veren savaş ve bunun sonucunda Hürmüz Boğazı'nda kilitlenen deniz ticareti yatıyor. Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğaz, savaşın başlamasının ardından İran tarafından büyük ölçüde kapatılmıştı. Taraflar arasında 17 Haziran'da 60 günlük bir barış görüşmesi ve geçiş serbestisi öngören bir Mutabakat Zaptı imzalanmış olsa da bu anlaşma kısa sürede çöktü.
İran, boğazdan geçen gemilerin hangi rotaları izleyeceği ve kontrol yetkisinin kimde olacağı konusunda ABD ile anlaşmazlığa düştü. Washington onaylı rotaları kullanan gemilere yönelik İran saldırıları ve ardından ABD'nin İran hedeflerini yeniden vurmasıyla süreç kilitlendi. Bunun üzerine Tahran yönetimi, ABD'nin mutabakat şartlarını ihlal ettiğini belirterek Washington ile doğrudan temasları tamamen kesti ve Katar'ın kolaylaştırıcılığında Umman ile masaya oturdu.
Umman-İran Anlaşması Washington'ı Neden Rahatsız Ediyor?
İran Dışişleri Bakanlığı, Umman ile yürütülen müzakerelerde sona gelindiğini ve Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilerin güvenli geçişini sağlayacak yeni bir ortak mekanizma üzerinde uzlaşıldığını duyurdu. İran tarafı, geliştirilen bu modelin hem kıyıdaş iki devletin egemenlik haklarını koruyacağını hem de ticari deniz taşımacılığını güvenceye alacağını vurguladı.
Ancak bu gelişme Washington'ın temel stratejik hedefleriyle taban tabana zıt bir tablo ortaya koyuyor. ABD yönetiminin savaşı sonlandırma şartlarının başında, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünden tamamen vazgeçmesi geliyordu. Tahran ile Maskat arasında varılacak ikili bir anlaşma, İran'ın boğazdaki fiili kontrolünü ve yetkisini meşrulaştırarak resmi bir zemine oturtma potansiyeli taşıyor.
Bunun yanı sıra uzmanlar, ABD'nin tamamen dışarıda bırakıldığı bölgesel bir çözümün Washington'ın bölgedeki nüfuzuna ve caydırıcılığına darbe vurduğu görüşünde birleşiyor. Hürmüz Boğazı'nın tamamen İran ve Umman'ın karasuları içinde kaldığı gerçeği karşısında, Amerikan müdahalesi olmadan geliştirilen bir geçiş protokolü, Trump yönetiminin bölgesel kontrol iddialarını diplomatik açıdan boşa çıkarıyor.
Boğaz Üzerinde Egemenlik ve Geçiş Ücreti Tartışmaları
Krizin bir diğer önemli boyutunu ise boğazdan geçiş ücretleri ve egemenlik iddiaları oluşturuyor. Uluslararası deniz hukuku, Hürmüz gibi doğal su yollarından transit geçişler için harç alınmasını yasaklasa da kılavuzluk, çevre koruma ve liman hizmetleri adı altında belirli ücretlendirmelere kapı aralıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve bizzat Başkan Trump, İran'ın hiçbir şekilde bu geçişlerden gelir elde etmesine izin verilmeyeceğini ilan etmişti. Hatta Trump, New York'ta yaptığı bir konuşmada daha da ileri giderek İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra Hürmüz Boğazı'nı resmi olarak bir "ABD toprağı" ilan etmeyi planladığını açıklamıştı.
Bu açıklamalara Tahran'dan sert yanıtlar gecikmedi. İran Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, boğazın statüsünün Amerikan başkanının sosyal medya paylaşımlarıyla ya da uçak gemileriyle değiştirilemeyeceğini, İran'ın hiçbir askeri güç gösterisinden çekinmeyeceğini belirterek meydan okudu.
Umman Sultanlığı, ABD ile yaklaşık iki yüz yıla dayanan köklü diplomatik ilişkilere, serbest ticaret ve kapsamlı güvenlik anlaşmalarına sahip bulunuyor. Buna rağmen Maskat yönetimi, Orta Doğu'daki krizlerde geleneksel olarak benimsediği "tarafsız denge unsuru" rolünü korumaya çalışıyor. Savaş sürecinde kendi topraklarındaki bazı enerji altyapıları İran saldırılarından etkilenmiş olsa da Umman, iki düşman kutup arasında köprü kurma çabalarını sürdürdü.
Buna karşın Trump'ın açık bombalama tehditleri, Umman'ın bölgedeki hassas diplomatik konumunu doğrudan hedef alıyor. Yaşanan bu gerilim, enerji piyasalarında da derin bir istikrarsızlığa yol açıyor. Çatışmalar öncesinde varil başına 66 dolar seviyelerinde seyreden Brent petrolün fiyatı, savaş ve boğazdaki kriz nedeniyle zaman zaman 100 doların üzerine tırmanırken, son tehditlerin ardından uluslararası piyasalarda yeniden 91 doların üzerine çıkarak küresel enflasyon ve enerji arzı endişelerini tırmandırmış durumda.