
The New Arab’da yayımlanan Giorgio Cafiero imzalı “Türkiye-İsrail Rekabeti Afrika Boynuzuna mı Taşınıyor” başlıklı analiz, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin Afrika Boynuzu’nda giderek daha belirgin hale geldiğine dikkat çekiyor. Cafiero’ya göre, stratejik deniz yolları, kırılgan devletler ve bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği bu coğrafya, Ortadoğu’daki jeopolitik mücadelelerin yeni cephelerinden biri olmaya aday.
Somaliland üzerinden yeni güç mücadelesi
İsrail’in 26 Aralık 2025’te Somaliland’ın bağımsızlığını tanıması, bölgedeki rekabetin yeni bir boyut kazanmasına neden oldu. Türkiye açısından İsrail’in bu hamlesi, Ankara’nın Somali’de yıllardır geliştirdiği askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkileri doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
İsrail ise Somaliland’ı Yemen’deki Husilere yakınlığı ve Kızıldeniz ile Aden Körfezi çevresindeki stratejik konumu nedeniyle önemli bir ortak olarak görüyor. Somaliland üzerinden kurulabilecek ilişkilerin İsrail’e istihbarat toplama, deniz trafiğini izleme ve bölgedeki askeri hareketliliği takip etme imkânı sağlayabileceği belirtiliyor.
Londra merkezli Royal United Services Institute (RUSI) bünyesinde Orta Doğu güvenliği üzerine çalışan Burcu Özçelik, İsrail’in Somaliland’a yönelik ilgisinin savunma işbirliği çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Özçelik, bölgedeki olası askeri ve istihbarat faaliyetlerinin İsrail’in Yemen çevresindeki stratejik hesapları açısından önem taşıdığına işaret ediyor.
Bununla birlikte analizde, İsrail’in Somaliland ile ilişkilerinin yalnızca Türkiye’ye karşı yürütülen bir rekabet üzerinden açıklanamayacağı görüşü de öne çıkıyor. International Crisis Group uzmanı Omar S. Mahmood, İsrail’in öncelikli motivasyonunun güvenlik olduğunu, Türkiye ile rekabetin ise bu ilişkilerin ikincil bir sonucu olarak ortaya çıkabileceğini değerlendiriyor.
Türkiye’nin Somali’deki varlığı
Türkiye’nin Somali ile ilişkileri, 2011 yılında yaşanan büyük insani kriz döneminde başlayan yardım faaliyetlerinden bugüne uzanan uzun bir süreç içerisinde gelişti. Ankara, zaman içerisinde insani yardım ve yeniden yapılanma çalışmalarını askeri eğitim, ekonomik yatırımlar ve diplomatik işbirliğiyle genişletti.
Türkiye’nin Mogadişu’daki TURKSOM askeri eğitim merkezi, Somali ordusunun kapasitesini geliştirmeye yönelik faaliyetlerin önemli bir parçası oldu. İki ülke arasında 2024 yılında imzalanan savunma anlaşması ise deniz güvenliği, kıyıların korunması ve askeri işbirliği alanlarında yeni bir dönemin kapısını açtı.
Ankara’nın Somali ile ilişkileri yalnızca askeri alanda sınırlı kalmıyor. Türkiye, Somali ile Etiyopya arasındaki gerilimlerde de diplomatik arabuluculuk rolü üstlendi. Bu durum, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki etkisinin askeri işbirliğinin ötesine geçtiğini gösteriyor.
İsrail’in Somaliland’ı tanıması ise Ankara açısından Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik bir meydan okuma olarak değerlendiriliyor. Türkiye, Somali’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleyen ülkeler arasında yer alırken, İsrail’in Somaliland üzerinden bölgedeki varlığını güçlendirmesi yeni gerilimlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Afrika Boynuzu yeni bir çatışma alanı mı?
Afrika Boynuzu, Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu arasındaki bağlantı nedeniyle küresel ticaret ve enerji güvenliği açısından kritik bir konumda bulunuyor. Bu stratejik önem, bölgeyi yalnızca Afrika ülkelerinin değil, Ortadoğu’daki büyük güçlerin de öncelikli gündemlerinden biri haline getiriyor.
İsrail’in Somaliland hamlesi, Türkiye’nin Somali’deki askeri ve diplomatik varlığı, BAE’nin bölgesel çıkarları ve Suudi Arabistan’ın yeni güvenlik arayışları, Afrika Boynuzu’nda giderek daha karmaşık bir güç dengesi ortaya çıkarıyor.
Giorgio Cafiero’nun analizine göre, bölgedeki rekabetin daha fazla askeri varlık ve dış müdahaleyle derinleşmesi, Somali ile Somaliland arasındaki anlaşmazlıkları daha da sertleştirebilir. Yerel aktörlerin dış destek sayesinde daha maksimalist tutumlar benimsemesi, uzlaşma ihtimalini zayıflatabilir.
Bu nedenle Afrika Boynuzu’nda yaşanan gelişmeler, Kızıldeniz’in geleceğini ve Ortadoğu’daki bölgesel güvenlik mimarisini şekillendirecek daha geniş bir jeopolitik mücadele olarak değerlendiriliyor.