SON DAKİKA

Avrupa’nın Merkez Partileri Aşırı Sağa Yaklaşıyor

Avrupa Parlamentosu'nda merkez sağ EPP'nin, kurum yönetiminde merkez koalisyonuyla çalışırken yasama süreçlerinde aşırı sağ gruplarla iş birliği yaptığı görülüyor. Bu durum, özellikle göç politikalarında sağa kayış tartışmalarını artırıyor.

Haber Giriş Tarihi: 18.08.2026 23:56
Haber Güncellenme Tarihi: 19.08.2026 00:03
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Avrupa’nın Merkez Partileri Aşırı Sağa Yaklaşıyor

Avrupa Birliği siyasetinde uzun süredir varlığını koruyan siyasi dengeler sessiz fakat köklü bir değişim geçiriyor. Merkez sağ partiler, Avrupa’nın geleceğini belirleyen bazı kritik oylamalarda geleneksel merkez ortaklarından uzaklaşarak aşırı sağ gruplarla birlikte hareket etmeye başladı. Bu tablo, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa siyasetinin temel ilkelerinden biri haline gelen aşırı sağa karşı “güvenlik duvarının” Brüksel’de giderek aşındığı tartışmasını yeniden gündeme taşıyor.

İngiliz The Guardian gazetesinde yayımlanan ve Paris HEC bünyesinde AB hukuku profesörü Alberto Alemanno tarafından kaleme alınan analiz, Avrupa Parlamentosu’ndaki bu değişimin münferit siyasi tercihlerden ibaret olmadığını savunuyor. Alemanno’ya göre merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP) bir yandan Sosyalistler, Liberaller ve Yeşillerle birlikte Avrupa kurumlarının yönetimindeki merkez koalisyonunu korurken, diğer yandan yasa yapımında sağındaki partilerle yeni çoğunluklar oluşturuyor.

Bu durum Avrupa siyasetinde ortaya çıkan yeni bir paradoksu gösteriyor: Merkez partiler Avrupa kurumlarını yönetmek için geleneksel ittifaklarını sürdürürken, göç, çevre, düzenleyici politikalar ve bazı ekonomik düzenlemelerde karar almak için aşırı sağın desteğine ihtiyaç duyabiliyor.

Brüksel’de iki farklı siyasi çoğunluk ortaya çıkıyor

Avrupa Parlamentosu’ndaki güç dengelerinin değişmesinin merkezinde EPP bulunuyor. Ursula von der Leyen’in de siyasi ailesini oluşturan EPP, Avrupa Parlamentosu’nun en güçlü siyasi gruplarından biri olmayı sürdürüyor.

Ancak parlamentodaki siyasi denklem artık tek bir merkez koalisyonuyla açıklanamıyor.

EPP; Avrupa Komisyonu başkanlığı, Parlamento yönetimi ve diğer kritik kurumsal görevlerde Sosyalistler, Liberaller ve Yeşillerle iş birliğini sürdürürken, bazı yasama süreçlerinde sağındaki siyasi gruplarla birlikte hareket ediyor.

Bu gruplar arasında Giorgia Meloni’nin Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR), Marine Le Pen ve Jordan Bardella çizgisindeki Avrupa İçin Vatanseverler (PfE) ve Almanya için Alternatif’in (AfD) de yer aldığı Egemen Uluslar Avrupası (ESN) bulunuyor.

Ortaya çıkan tablo, Avrupa Parlamentosu’nda fiilen iki farklı çoğunluk biçiminin oluştuğunu gösteriyor. Birincisi kurumları yönetmek için kullanılan merkez koalisyonu. İkincisi ise belirli yasaların geçirilmesi için EPP ile sağındaki partileri bir araya getiren daha geniş sağ çoğunluk.

Avrupa siyasetindeki asıl kırılma da burada ortaya çıkıyor.

Göç politikası yeni ittifakın en görünür alanı

Göç politikası, merkez sağ ile aşırı sağ arasındaki yakınlaşmanın en açık biçimde görüldüğü alanlardan biri haline geldi.

Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen yeni geri gönderme düzenlemeleri, sığınmacıların AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulabilecek merkezlere gönderilmesine ilişkin tartışmayı yeniden alevlendirdi. İnsan hakları kuruluşları ve hukukçular, bu tür uygulamaların yargısal denetim, insan hakları ve demokratik hesap verebilirlik açısından ciddi sorunlar yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Aşırı sağ açısından bu gelişme uzun süredir savunulan politikaların Avrupa kurumlarının merkezine taşınması anlamına geliyor.

Merkez sağ açısından ise mesele daha karmaşık. Göç konusunda kamuoyu baskısının artması ve aşırı sağ partilerin seçimlerde güç kazanması, geleneksel merkez partilerini daha sert göç politikalarına yöneltiyor.

Böylece Avrupa siyasetinde önemli bir mekanizma ortaya çıkıyor: Aşırı sağ her zaman iktidara gelmeden de kendi politikalarının merkez siyasetin gündemine taşınmasını sağlayabiliyor.

“Brandmauer” Brüksel’de neden farklı çalışıyor?

Bu çelişkinin en dikkat çekici örneklerinden biri Almanya.

Alman siyasetinde merkez partiler, AfD ile doğrudan iş birliğini engellemek amacıyla “Brandmauer”, yani güvenlik duvarı politikasını savunuyor. Ancak Avrupa Parlamentosu’nda aynı siyasi grupların bazı kritik oylamalarda aşırı sağın oylarıyla aynı yönde hareket etmesi, bu politikanın sınırlarını tartışmaya açıyor.

Berlin’de kabul edilmeyen siyasi yakınlaşmanın Brüksel’de belirli dosyalar üzerinden mümkün hale gelmesi, Avrupa siyasetinde yeni bir ikili standardın oluştuğu eleştirilerine yol açıyor.

Bu nedenle mesele aşırı sağın yükselişi değil.

Asıl soru, merkez sağın aşırı sağın yükselişine nasıl cevap verdiği.

Aşırı sağın politikalarını engellemek yerine bunların bir bölümünü kendi programına dahil eden merkez partiler, seçim rekabetinde kısa vadeli avantaj sağlayabilir. Ancak bunun uzun vadede Avrupa siyasetinin siyasi merkezini sağa doğru kaydırma ihtimali bulunuyor.

Karşılıklı siyasi koruma iddiaları

Merkez sağ ile aşırı sağ arasındaki yakınlaşma yalnızca politika üretimiyle sınırlı görünmüyor.

Avrupa Parlamentosu’ndaki bazı son oylamalar, iki siyasi blok arasında karşılıklı siyasi destek mekanizmalarının oluştuğu iddialarını da gündeme taşıdı.

Temmuz ayında EPP ile aşırı sağcı Vatanseverler grubunun bazı mali ve hukuki süreçlerde karşılıklı destek verdiği yönündeki tartışmalar, Brüksel’deki siyasi pazarlıkların sınırlarını yeniden gündeme getirdi.

Benzer şekilde, aşırı sağ milletvekillerinin EPP mensubu Sloven siyasetçi Matej Tonin’in dokunulmazlığının korunması yönünde oy kullanması, Avrupa Parlamentosu’nda ideolojik ayrımların bazı durumlarda karşılıklı siyasi çıkarların gerisine düşebildiği yorumlarına neden oldu.

Bu gelişmelerin tümünü tek bir “gizli ittifak” başlığı altında değerlendirmek tartışmalı olabilir. Ancak farklı oylamalarda ortaya çıkan ortaklıklar, Avrupa Parlamentosu’nda geleneksel siyasi blokların arasındaki sınırların giderek geçirgen hale geldiğine işaret ediyor.

Merkez sol neden engel olamıyor?

Bu dönüşümün bir diğer önemli aktörü Sosyalistler, Liberaller ve Yeşiller.

Merkez sol ve liberal partiler, EPP ile Avrupa kurumlarının yönetiminde ortaklıklarını sürdürürken, EPP’nin sağındaki siyasi gruplarla kurduğu yasama ittifaklarını engellemekte zorlanıyor.

Ortaya çıkan siyasi denklem EPP açısından oldukça avantajlı.

Merkez koalisyonu sayesinde Avrupa kurumlarının yönetimindeki belirleyici konum korunuyor. Sağdaki partilerle kurulan geçici çoğunluklar sayesinde ise göç, çevre ve düzenleyici politikalar gibi alanlarda daha sağcı politikalar hayata geçirilebiliyor.

Böylece Avrupa Halk Partisi, siyasi merkezin meşruiyetini korurken sağındaki partilerin oy gücünden de yararlanabiliyor.

Bu durum Avrupa siyasetinin geleceği açısından kritik bir soruya işaret ediyor:

Aşırı sağ Avrupa kurumlarının dışında tutulurken mi zayıflayacak, yoksa merkez siyasetin içine girerek mi Avrupa'nın siyasi yönünü değiştirecek?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.