SON DAKİKA

Mossad’ın Hakan Fidan Rahatsızlığı ve FETÖ’nün İlk Açık İsyanı

7 Şubat’ta başarılı olamayan bu küresel ittifak; daha sonra Gezi Parkı eylemleriyle, 17-25 Aralık yargı darbe girişimiyle, MİT Tırlarının durdurulmasıyla ve nihayetinde 15 Temmuz askeri işgal girişimiyle hedefine ulaşmaya çalışacaktır. Ancak tüm bu süreçlerin ilk işareti, ilk kurşunu ve ilk açık isyanı, 7 Şubat 2012 günü Hakan Fidan'ı hedef alan o kirli adliye tebligatıyla atılmıştır.

Haber Giriş Tarihi: 15.07.2026 00:20
Haber Güncellenme Tarihi: 15.07.2026 00:36
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Mossad’ın Hakan Fidan Rahatsızlığı ve FETÖ’nün İlk Açık İsyanı

7 Şubat 2012 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın siyasi tarihi ve istihbarat mimarisi açısından sıradan bir takvim yaprağı değildir. O gün, İstanbul Özel Yetkili Savcısı Sadrettin Sarıkaya’nın; Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ı, eski Müsteşar Emre Taner’i ve Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağırması, devletin kılcal damarlarına sızmış olan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) seçilmiş hükümete ve devletin istihbarat aklına karşı giriştiği ilk açık ve doğrudan darbe teşebbüsüdür.

7 Şubat MİT kumpası; Ankara, Tel Aviv ve Washington hattında yürütülen çok katmanlı, bölgesel bir istihbarat savaşının Türkiye sahnesindeki en somut yansımasıdır. Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığına atanmasıyla başlayan küresel rahatsızlık, özellikle İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın ve onun uluslararası uzantılarının ajandasıyla, FETÖ’nün emniyet-yargı cuntasının operasyonel kabiliyetini tek bir odakta birleştirmiştir.

Hakan Fidan’ın Atanması ve Tel Aviv’deki "Kod Kırmızı" Alarmı

2010 yılının Mayıs ayında Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığı koltuğuna oturması, Ortadoğu’daki istihbarat dengelerini sarsacak yeni bir dönemin habercisiydi. O güne kadar MİT, büyük ölçüde iç tehdit odaklı, statükocu ve Batılı servislerin bölgesel bilgi paylaşımına bağımlı bir yapı arz ediyordu. Fidan’ın gelişiyle birlikte teşkilat; proaktif, dış operasyon kabiliyeti yüksek, bölgesel denklemlerde kendi oyun kurucu rolünü üstlenen ve en önemlisi "tam bağımsız" bir istihbarat doktrinine geçiş yapmaya başladı.

Bu paradigma değişimi, ilk olarak Tel Aviv’de çok ciddi bir güvenlik ve istihbarat krizine yol açtı:

Fidan’ın göreve gelmesinden kısa bir süre sonra, dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, dünya diplomasi tarihinde eşine az rastlanır bir hamle yaparak Fidan’ı hedef aldı. Barak, Fidan’ın "İran dostu" olduğunu iddia etti ve şu kritik cümleyi kurdu: "Türkiye'ye sırlarımızı verdik, çünkü onların bizim elimizde kalacağını düşündük. Ancak son birkaç haftada MİT'in başına İran destekçisi bir adam atandı. Bu adamın, İsrail’in gizli bilgilerini ve sırlarını İran ile paylaşmasından endişe duyuyoruz."

Haaretz ve Jerusalem Post gibi İsrail’in stratejik medya organlarında, Fidan’ın geçmişteki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı yönetim kurulu üyeliği dönemindeki tarafsız tutumu manipüle edilerek, onun "Tahran’ın Ankara’daki ajanı" olduğuna dair sistemli bir karalama kampanyası başlatıldı.

Mossad’ın bu sıra dışı ve agresif reaksiyonunun arkasında yatan asıl neden, MİT'in artık İsrail’in bölgedeki örtülü operasyonlarına göz yummayacağı, bölge ülkeleriyle doğrudan ve bağımsız kanallar (özellikle Oslo Süreci vasıtasıyla PKK’nın silahsızlandırılması girişimleri) kuracağı gerçeğiydi.

Oslo Görüşmeleri ve İstihbari Sızıntının Kaynağı

7 Şubat kumpasına giden yolun taşları, MİT’in devlet adına PKK ile yürüttüğü ve "Oslo Görüşmeleri" olarak bilinen örtülü müzakerelerin sızdırılmasıyla döşendi.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, tarihsel sorunu çözmek ve akan kanı durdurmak amacıyla MİT üzerinden Oslo’da gizli temaslar yürütüyordu. Bu görüşmeler, devletlerin terörle mücadele konseptlerinde sıklıkla başvurduğu, son derece gizli tutulması gereken "arka kapı diplomasisi" örneklerindeydi. Ancak 2011 yılının Eylül ayında, bu gizli ses kayıtları internete servis edildi.

Müfettiş raporları ve adli bilişim incelemeleri, ses kayıtlarının fiziki olarak yapıldığı cihazların ve sızıntıyı gerçekleştiren koordinatların doğrudan FETÖ’nün emniyet istihbaratındaki teknik takip birimlerine ait olduğunu kesin olarak ortaya koymuştur. Örgüt, devletin en mahrem operasyonunu kaydederek hem hükümeti köşeye sıkıştırmayı hedeflemiş hem de bu kayıtları uluslararası ortaklarına (başta Mossad olmak üzere) servis etmiştir.

Müzakerelerin deşifre edilmesi, Türkiye’nin terörle mücadele stratejisine vurulmuş en büyük darbelerden biri olurken, aynı zamanda FETÖ’cü yargı mensuplarına Hakan Fidan’ı "terör örgütüne yardım ve yataklık etmek" suçuyla tutuklama imkanı sağlayacak kumpasın hukuki altyapısını hazırlamıştır.

7 Şubat Günü: Ameliyata ve Zamana Karşı Yarış

7 Şubat 2012 günü öğleden sonra, İstanbul Beşiktaş’taki adliyeden çıkan o tebligat, doğrudan devletin kalbini hedef alıyordu. Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya, Hakan Fidan ve çalışma arkadaşlarını acil koduyla ifadeye çağırmıştı.

Bu operasyonun zamanlaması, istihbari açıdan tam bir profesyonel planlama dehası (!) ve sinsilik içeriyordu:

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, tam da o saatlerde İstanbul’da çok kritik bir ameliyata girmek üzere hastaneye yatmıştı. Ameliyat narkozu altında, dış dünya ile bağı kesilmiş bir Başbakan’ın yokluğunda, devlet mekanizmasında oluşacak birkaç saatlik yönetim boşluğundan faydalanılmak isteniyordu.

Plan netti: Hakan Fidan adliyeye adım attığı an gözaltına alınacak, "terör örgütüne yardım etmek" ve "vatana ihanet" suçlamalarıyla jet hızıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilecekti. Başbakan ameliyattan çıktığında, MİT’in başı çoktan kesilmiş ve devletin kara kutusu olan tüm arşivler FETÖ’cü savcıların eline geçmiş olacaktı.

Ancak planlanan bu zamanlama, Başbakan Erdoğan’ın ameliyatının son anda birkaç saat gecikmesi ve Hakan Fidan’ın adliyeye gitmeden önce doğrudan Başbakan ile temas kurmasıyla bozuldu. Erdoğan’ın Fidan’a verdiği kesin talimat netti: "Kesinlikle gitme, teslim olma."

MİT korumaları Ankara’daki karargahta savunma pozisyonu alırken, emniyetteki FETÖ'cü polislerin MİT yerleşkesine girmeye cüret etmesi durumunda çatışma çıkacağına dair askeri tedbirler alındı. Devlet, kendi içinde silahlı bir çatışmanın eşiğine gelmişti.

"Selam Tevhid" ile Birleştirme

FETÖ, Hakan Fidan’ı tutukladıktan sonra bu dosyayı doğrudan "Selam Tevhid / Kudüs Ordusu" uydurma terör örgütü dosyasıyla birleştirmeyi planlamıştı. Bu planın uluslararası boyuttaki hedefi şuydu:

MİT Müsteşarı ve Başbakan başta olmak üzere, devletin zirvesini "İran ajanlığı" ve "teröre destek vermek" suçlamasıyla uluslararası mahkemelerin (Lahey) önüne çıkarmak.

MİT’in elindeki tüm yabancı istihbarat ağlarını, örtülü operasyon bilgilerini ve devlet sırlarını ele geçirerek bunları bağlı oldukları küresel servislerin (Mossad ve CIA) kullanımına sunmak.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz, Filistin ve Suriye politikasındaki İsrail karşıtı reflekslerini tamamen felç ederek, Ankara’yı yeniden Batı/Tel Aviv eksenine bağımlı ve uysal bir müttefik haline getirmek.

7 Şubat 2012 MİT kumpası, FETÖ’nün o güne kadar başarıyla sürdürdüğü "sivil toplum, eğitim hareketi ve diyalog derneği" maskesinin tamamen parçalandığı ve altından canavarca bir casusluk ve cunta yapılanmasının çıktığı tarihsel milattır.

Bu kumpas, devlet aklına ve seçilmiş iradeye karşı doğrudan bir savaş ilanıdır. Mossad’ın Hakan Fidan üzerindeki rahatsızlığı ile FETÖ’nün Türkiye’yi ele geçirme ihtirası, bu operasyonda kusursuz bir taşeronluk ilişkisiyle somutlaşmıştır.

7 Şubat’ta başarılı olamayan bu küresel ittifak; daha sonra Gezi Parkı eylemleriyle, 17-25 Aralık yargı darbe girişimiyle, MİT Tırlarının durdurulmasıyla ve nihayetinde 15 Temmuz askeri işgal girişimiyle hedefine ulaşmaya çalışacaktır. Ancak tüm bu süreçlerin ilk işareti, ilk kurşunu ve ilk açık isyanı, 7 Şubat 2012 günü Hakan Fidan’ı hedef alan o kirli adliye tebligatıyla atılmıştır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.