Arap Emirliklerin “güvenli liman” efsanesi çöküyor
Arap Emirliklerin “güvenli liman” efsanesi çöküyor
İran ile yaşanan savaş, BAE'nin istikrar imajını sarsarak turizm ve havacılıkta büyük kayıplara yol açtı. Ekonomik daralma ve sermaye çıkışları yaşanırken; Abu Dhabi, savunma harcamalarını artırıp ABD-İsrail ekseniyle bağlarını güçlendirdi.
Haber Giriş Tarihi: 30.05.2026 09:46
Haber Güncellenme Tarihi: 30.05.2026 09:53
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 20 yıl boyunca dünyaya; Basra Körfezi’nde yükselen gökdelenler, sorunsuz işleyen bir başkent ve Batı Asya’nın geri kalanını kasıp kavuran savaşlardan uzak lüks bir yaşam imajı sundu.
Dubai bir sergi salonuysa, Abu Dhabi komuta merkeziydi. ABD'nin güvenlik şemsiyesi ise bu modeli bir arada tutan görünmez yapıtaşıydı.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı savaşı bu anlaşmayı afişe etti. Washington, BAE’ni savaşın etkilerinden korumadı, aksine ülkeyi hedef tahtası yaptı. Ardından gelenler ise salt askeri anlamda bir şok değil, istikrara muhtaç ekonominin doğrudan yediği darbeler oldu.
Turizm yavaşladı, uçuşlar aksadı ve sigorta maliyetleri yükseldi. Yatırımcılar Asya Pasifik'e yönelmeye başlarken, Dubai'yi Batı Asya'daki krizlerden uzak bir sığınak gören varlıklı sakinler, vergi muafiyeti sunan bu sığınağın kıymetini sorgulamaya başladı.
Savaş, Körfez ekonomilerinin üzerinde uzun bir gölge gibi düştü ve egemenliğin korunmasında ABD'nin desteğine güvenmenin sınırlarını ortaya koydu.
Sonuç, Körfez hükümetlerinin daha fazla savunma harcamaları, stratejik endüstrilerin yerelleştirilmesi ve darboğazlara maruz kalmayı azaltmak için tasarlanmış alternatif ticaret koridorları yoluyla “ekonomiyi güvence altına almaya” başlamasıyla birlikte önceliklerin alelacele yeniden belirlenmesi oldu.
Savaşın en belirgin etkileri BAE’de görüldü; ülke, İran’a karşı saldırıya katıldığını açıkladıktan sonra misillemelerden en büyük payı aldı. Çatışma genişledikçe, tahribat piyasa göstergelerinin çok ötesine geçti. Bu durum, Dubai ve Abu Dhabi’nin üzerine inşa edildiği güvenlik ve ekonomi denklemini, yani “istikrar, turizm, finans, küresel hizmetler ve savaştan uzak durma vaatlerini” yeniden şekillendirmeye başladı.
Dubai’nin lüks yaşamı durma noktasında
İlk şok, Dubai ekonomisinin iki temel direği ve sükunet yanılsamasına en bağımlı olan turizm ve eğlence sektörünü vurdu.
Moody’s Analytics, Dubai’deki otellerin doluluk oranının savaş öncesindeki yüzde 80’den ikinci çeyrekte yüzde 10’a düşebileceğini öngördü. Bu tahmin, ekonomisi kesintisiz turist akışı, konferanslar ve lüks harcamalarа bağlı olan bir şehir için neredeyse tam bir çöküş anlamına geliyor.
Dubai havalimanlarındaki yolcu trafiği bir ayda yüzde 66 oranında azaldı ve yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 2,5 milyon yolcu kaybı yaşandı. Talebin daralması ve lüks harcamaların kesintiye uğraması nedeniyle oteller, benzeri görülmemiş bir hızla fiyatlarını düşürdü.
Savaşın tırmanmasıyla birlikte petrol dışı ekonomi doğrudan darbe aldı. BAE Satın Alma Yöneticileri Endeksi son beş yılın en düşük seviyesine gerilerken, ihracat siparişleri, pandemi dönemi hariç, 2009'dan bu yana en keskin düşüşü kaydetti. Hürmüz Boğazı'nda deniz taşımacılığının aksamasının ardından navlun, sigorta ve enerji maliyetleri yükseldi. Satışlar yavaşlasa ve tüketici harcamaları zayıflasa da, şirketler 2011'den bu yana ilk kez fiyatlarını rekor bir hızla artırdı.
Diğer kritik bir sonuç itibar kaybı. Dubai, düşük vergiler, finansal şeffaflık ve bir şekilde “etrafındaki sıcak bölgeden ayrı bir yerde durduğu” hissi yaratarak yüz binlerce varlıklı sakini ve yatırımcıyı çekmişti. Güvenlik riskleri arttıkça bu imaj bozulmaya başladı.
Alternatif rotalara ikamet başvurularının yüzde 40'tan fazla arttığı bildirilirken, Milano, Singapur ve İstanbul bir zamanlar Dubai'de yoğunlaşan servetin bir kısmını çekmeye başladı. Sermaye akışları, gayrimenkul ve hizmetler üzerine kurulu bir ekonomi için bu, geçici bir rahatsızlık değil. Bu durum, ekonomik modelin temelini derinden sarsıyor.
Savaş, BAE ekonomisinin en önemli sinir uçlarından biri olan havacılık ve lojistiği de etkiledi. Dubai'nin Asya, Avrupa ve Afrika'yı bağlayan küresel bir havacılık merkezi olma hedefi, hava sahasının açık olması ve risklerin öngörülebilirliğine bağlı. Hava sahasının kapatılması, seferlerin aksaması ve artan güvenlik tehditleri bu akışı bozdu ve seyahat, ticaret ve hizmet sektörüne bağlı olan ekonomi üzerinde her gün ağır bir baskı yarattı.
Lojistik krizi denizcilik sektörünü de etkiledi. BAE, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin ve küresel petrol dışı ticaretin yaklaşık yüzde 2,4’ünün geçtiği Hürmüz Boğazı’na bağımlı.
Abu Dhabi’nin lojistik tepkisi, BAE’nin ticaret yapısını hızla yeniden düzenlemek zorunda kaldığını gösteriyor. Abu Dhabi merkezli petrokimya şirketi Borouge, ihracat seçeneklerini genişletmek ve daha esnek deniz-demiryolu rotaları oluşturmak için Havr Fakkan Limanı'ndaki Gulftainer, Gulftainer Shipping ve Etihad Rail ile anlaşmalar imzalarken, AD Ports 800 kamyon ve günde dört Etihad Rail seferi kullanarak Füceyre ve Havr Fakkan'dan Halife Limanı, Cebel Ali ve Şarca'ya karayolu köprüsü oluşturdu.
AD Ports ve Borouge ayrıca, Hürmüz Boğazı'nı baypas etmeye yardımcı olacak Füceyre'de alternatif bir ihracat merkezi üzerinde çalışma kararı aldı. Her bir dolambaçlı yol, nakliye, sigorta ve lojistik maliyetlerini artırarak, BAE'nin hızlı ve güvenli bir ticaret merkezi olma konusundaki itibarını aşındırıyor.
Sermaye çıkış yollarını test ediyor
Savaş sadece insan ve mal hareketini etkilemekle kalmadı. Yabancı sermaye akışına bağımlı bir ekonomi için en tehlikeli unsur olan BAE’nin mali durumuna duyulan güveni de sarsmaya başladı.
Gerginliğin doruk noktasına ulaştığı 2026 ilkbaharında, finans raporları uluslararası kurumların Dubai ve Abu Dhabi'deki varlıklarını gözden geçirdiklerini ve bazı varlıkların ve likiditenin Singapur ve Zürih gibi daha güvenli merkezlere kaydırıldığını bildiriyordu.
Citigroup ve Standard Chartered gibi küresel bankalar, İran'ın ABD ve İsrail ile bağlantılı Körfez bankacılık kuruluşlarını tehdit etmesinin ardından personelini Dubai ofislerinden tahliye etti ve uzaktan çalışmaya geçti. Citigroup ayrıca BAE'deki şubelerinin çoğunu geçici olarak kapattı.
Aynı zamanda Abu Dhabi, İran'a ait milyarlarca dolarlık varlığı dondurmayı değerlendirirken, raporlar Dubai'deki İran bağlantılı döviz büroları ve finansal kuruluşlara yönelik geniş çaplı bir baskı politikası uygulanacağına işaret ediyordu. Yatırımcılar açısından, BAE'nin serbest sermaye hareketliliği vaadi artık savaş riski, yaptırım baskısı ve Washington'un taleplerine bağımlı olduğunu gösteriyor.
Ülkenin finans piyasaları bile bu şoktan kaçmadı. Körfez borsaları savaşın her aşamasında keskin dalgalanmalar yaşarken, bazı yabancı yatırımcılar gelişmekte olan piyasalardan geçici olarak çıkmayı tercih ederek dolar, altın ve ABD tahvillerine yöneldi. Yine de BAE'nin varlık fonları, piyasaya müdahale etme ve dalgalanmaları absorbe etme konusunda hala muazzam bir kapasiteye sahip. Ancak gerginlik ne kadar uzarsa, sermaye açısından BAE’nin siyasi gerçeklikten kaçabileceği bir yer olma niteliği de o kadar zayıflıyor.
Abu Dhabi baskı altında kendini yeniden yapılandırıyor
Savaş, siyasi ve stratejik açıdan BAE'yi geniş kapsamlı bir ekonomik yeniden yapılanmaya itti. Abu Dhabi, giderek daha istikrarsız hale gelen Körfez ortamına olan bağımlılığını azaltmak için, Asya'dan Afrika ve Avrupa'ya kadar ticari ve siyasi ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.
Uluslararası şirketler, yatırımlar ve turizm konusunda Suudi Arabistan ile yaşanan rekabet de arttı; her iki ülke de kendisinin daha istikrarlı ve cazip bir merkez olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
BAE'nin OPEC Plus'tan çekilmesi, savaşın bir başka önemli sonucu olurken, bu durum Suudi Arabistan ile gerilimi de yükseltti. Abu Dhabi, üretim kapasitesini günde yaklaşık 5 milyon varile çıkarmak için on milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. Abu Dhabi'nin bakış açısına göre OPEC kısıtlamaları; bölgesel istikrarsızlık ve yüksek enerji fiyatlarının hüküm sürdüğü bir dönemde gelirini maksimize etme imkanını sınırlıyordu.
Savaş, aynı zamanda BAE modelindeki derin çelişkiyi ortaya seriyor. BAE, on yıllardır istikrarı bir ulusal ürün gibi pazarladı. Ancak kaos Körfez'e yayıldığında bu ürün zarar gördü. Bu nedenle devlet, “ekonominin savaşın ötesinde olabileceği” mesajını vermek amacıyla ulaşım, enerji, sanayi ve turizm alanlarındaki dev projeleri sürdürürken, gördüğü hasara dair kamuoyundaki tartışmaları yumuşatma yönünde ikili bir politika izledi.
Tüm baskılara rağmen BAE iflas aşamasında değil. Petrol fazlası ve devasa devlet varlıkları, ilk şokun absorbe edilmesini sağladı. Fitch, Dubai ekonomisinde keskin bir daralma öngörse de güçlü yurtdışı varlıkları ve artan petrol gelirlerini gerekçe göstererek BAE'nin kredi notunu AA- seviyesinde ve görünümü “istikrarlı” olarak korudu.
Abu Dhabi sistemi hala ayakta tutabilir, ancak Dubai modeli artık sarsılmaz değil.
Körfez arabuluculuğundan İsrail kampına
İran savaşının bir başka sonucu BAE'nin ABD-İsrail eksenine daha da sıkı bağlanması oldu. Abu Dhabi'nin İran'a yönelik saldırıya doğrudan dahil olması, İran'ın BAE'nin çıkarlarına daha fazla odaklanmasına yol açtı. Bu durum aynı zamanda Körfez ülkeleri arasındaki uyum görüntüsünün bozulmasına katkıda bulundu. BAE ve Bahreyn daha sert bir çizgi izlerken, Körfez'deki rekabet ve geniş bir bölgesel yeniden yapılanma, Suudi Arabistan, Türkiye, Katar ve Pakistan'ı yeni bir güvenlik mimarisi üzerine görüşmelere dahil etti.
Suudi-Pakistan yakınlaşması derinleşirken, Abu Dhabi, borçlar ve mevduatlarla ilgili talepler de dahil olmak üzere İslamabad'a ekonomik baskı uyguladı ve aynı zamanda enerji, ticaret ve stratejik koridorlar konusunda Hindistan ile bağlarını derinleştirdi.
Sonuç olarak BAE, Hindistan ve İsrail’in önderliğinde ve ABD’nin desteğiyle bir karşı eksenin ana hatları oluştu. Abu Dhabi’nin İslamabad üzerinde uyguladığı baskı ve Somaliland konusunda sergilediği tutum, bölgesel bloklar, ekonomik baskı ve Batı Asya ile Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz haritasının yeniden şekillendirilmesine dayanan daha keskin bir dış politikayı yansıtıyor.
Güvenlik verileri ve raporları, BAE’nin son tırmanış sırasında Körfez’de savaşın etkilerine en fazla maruz kalan ülke olduğunu ve diğerleriyle kıyaslandığında saldırıların yaklaşık yüzde 42,8’ine maruz kaldığını gösteriyor. Bu oran, BAE’nin bölgesel konumundaki derin değişimi yansıtıyor. Ülke artık sadece çevresindeki çatışmadan uzak durmaya çalışan bir ticaret merkezi değil. Daha derin askeri ve istihbarat rolü, ülkeyi çatışmanın bir parçası haline getirerek siyasi ittifakları doğrudan güvenlik riskine dönüştürdü.
İsrail-BAE koordinasyonu, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun İran savaşı esnasında BAE’yi gizlice ziyaret ederek Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed el-Nahyan ile görüştüğü iddiasıyla da su yüzüne çıktı. Abu Dhabi bu iddiayı yalanlayarak, İsrail ile ilişkilerinin kamuoyuna açık olduğunu ve İbrahim Anlaşmaları kapsamında yürütüldüğünü vurguladı. Reuters, görüşmenin 26 Mart’ta el-Ayn’da gerçekleştiğini ve birkaç saat sürdüğünü bildirdi.
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail'in BAE'nin İran saldırılarıyla mücadele etmesine yardımcı olmak için Demir Kubbe füze savunma bataryaları gönderdiğini söyledi ve bu konuşlandırmayı iki devlet arasındaki “olağanüstü ilişkinin” kanıtı olarak nitelendirdi.
Diğer haberler ise gerilimin bu şekilde tırmanmasını, İran'ın BAE altyapısına ve çıkarlarına yönelik saldırılarına cevaben BAE ile bağlantılı tarafların İran içindeki hedeflere, özellikle de petrol tesislerine yönelik operasyonlarıyla ilişkilendirdi.
Federal yapıda çatlaklar ve iç gerilim
Ayrıca savaş, BAE’nin federal yapısı içindeki kırılganlığı daha da belirgin hale getirdi. Karar alma süreci giderek Abu Dhabi’de toplanırken, devletin siyasi ve ekonomik rolünün niteliği ile dış ilişkilerin sınırları konusunda diğer emirliklerle, özellikle Dubai ve Şarca ile süregelen anlaşmazlıklar devam ediyor.
Bu merkezileşme hassas bir konu, zira Dubai'nin ekonomisi şeffaflık, ticaret ve hizmet sektörüne dayanırken, Abu Dhabi'nin izlediği yol daha çok güvenlik odaklı ve bölgesel çatışmaların yönetilmesiyle bağlantılı. Bölgesel konumlanma arayışıyla dış müdahale genişledikçe, federal bütünlük üzerindeki baskıya dair endişeler artıyor.
İç istikrar, bölgedeki çalkantılarla giderek daha fazla bağlantılı hale geliyor ve bunlardan azade kalma yeteneği azalıyor. Buradaki ikilem, Abu Dhabi’nin federasyondan daha agresif bir bölgesel duruşun maliyetlerini üstlenmesine karşılık, Dubai’nin hizmet sektörüne dayalı ekonomisinin ihtiyaç duyduğu tarafsızlık ve sükunet imajını korumakla yükümlü olmasından kaynaklanıyor. Bu gerilim uzun süredir var olsa da savaş bunu gün yüzüne çıkardı.
Bu model ülke içi yönetimle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda BAE sınırlarının ötesine uzanan hukuki mekanizmalara da yayılıyor. BAE, 2025’te oluşturduğu, sürgündeki muhalifleri ve yurt dışındaki kuruluşları içeren terör listesine son dönemde 11 kişi ve sekiz kuruluşu ekleyerek kapsamını genişletti.
Bu listede muhalifler, aile üyeleri ve yurt dışında kayıtlı şirketler, çoğu zaman net bir suçlama veya bağımsız yargı denetimi olmaksızın yer alıyor. Dolayısıyla federal mesele artık sadece idari bir mesele değil, yedi emirliğin tek bir devlet olarak mı yoksa bölünmeye müsait bir proje olarak mı işlev gördüğüne dair tartışmaların da gösterdiği gibi, siyasi, ekonomik ve güvenlik odaklı bir mesele.
Bu uygulama, 2014 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu'nun 63. maddesine ve önceden bildirimde bulunma veya temyiz hakkı olmaksızın kara listeye almayı mümkün kılan 2020 tarihli 74 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gibi idari kararlara dayandırılıyor. 2021'de yaşanmış önceki vakalar 38 kişi ve 15 kuruluşu ilgilendiriyordu ve bu da hedeflerin sayısında artış eğilimini gösteriyordu. Aynı zamanda, saha raporları, Şii cemaatin önemli bir kısmını da içeren yaklaşık 15 bin Pakistanlı işçinin tutuklamaları ve pek çok insanın işini ve birikimlerini kaybetmesine yol açan muğlak prosedürler neticesinde sınır dışı edildiğini belgeledi.
Birleşik Arap Emirlikleri, İran ile gerginliğin tırmanması sürecinde dijital ve kamusal alan üzerindeki kontrolünü de sıkılaştırdı. Yetkililer, saldırıları gösteren içeriklerin paylaşılmasına karşı uyarıda bulundu, “yanlış bilgi” yaymakla suçlanan 100’den fazla kişiyi tutukladı, içerik üreticilerine onay zorunluluğu getirdi ve sosyal medya platformlarındaki hesapları engelledi.
Bazı kaynaklar ayrıca dijital takip listelerine ve hem ülke içindeki hem de dışındaki hesapların hedef alınmasına dikkat çekti. “Finansal istikrarı” korumak adına İran ve Hizbullah ile bağlantılı olduğu iddia edilen ağların çökertildiğinin duyurulması da aynı endişeyi yansıtıyordu.
Füzelerden sonra ortaya çıkan model
BAE, Dubai'nin dünyaya pazarladığı imajı geride bırakan bölgesel rolünün bedelleriyle karşı karşıya. Abu Dhabi, krizi yönetmek için hala petrol gelirlerine, devlet varlıklarına ve Batı'nın desteğine güvenebilir, ancak bunların hiçbiri, BAE'nin çevresindeki savaşların dışında kalabileceği yönündeki eski taahhüdünü geri getirmiyor.
İran'a karşı savaş, bu vaadi satmayı daha da zorlaştırdı. Dubai hala açık ve Abu Dhabi hala zengin. Devletin baskıyı absorbe edecek kaynakları hala var.
Ancak maliyetler, aksayan havayolu seferleri, yükselen sigorta primleri, artan güvenlik önlemleri ve yatırımcılar arasında BAE'nin artık bölgesel çatışmalardan eskisi kadar azade olmadığına dair güçlenen algı eşliğinde şimdiden görünür hale geldi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Arap Emirliklerin “güvenli liman” efsanesi çöküyor
İran ile yaşanan savaş, BAE'nin istikrar imajını sarsarak turizm ve havacılıkta büyük kayıplara yol açtı. Ekonomik daralma ve sermaye çıkışları yaşanırken; Abu Dhabi, savunma harcamalarını artırıp ABD-İsrail ekseniyle bağlarını güçlendirdi.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 20 yıl boyunca dünyaya; Basra Körfezi’nde yükselen gökdelenler, sorunsuz işleyen bir başkent ve Batı Asya’nın geri kalanını kasıp kavuran savaşlardan uzak lüks bir yaşam imajı sundu.
Dubai bir sergi salonuysa, Abu Dhabi komuta merkeziydi. ABD'nin güvenlik şemsiyesi ise bu modeli bir arada tutan görünmez yapıtaşıydı.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı savaşı bu anlaşmayı afişe etti. Washington, BAE’ni savaşın etkilerinden korumadı, aksine ülkeyi hedef tahtası yaptı. Ardından gelenler ise salt askeri anlamda bir şok değil, istikrara muhtaç ekonominin doğrudan yediği darbeler oldu.
Turizm yavaşladı, uçuşlar aksadı ve sigorta maliyetleri yükseldi. Yatırımcılar Asya Pasifik'e yönelmeye başlarken, Dubai'yi Batı Asya'daki krizlerden uzak bir sığınak gören varlıklı sakinler, vergi muafiyeti sunan bu sığınağın kıymetini sorgulamaya başladı.
Savaş, Körfez ekonomilerinin üzerinde uzun bir gölge gibi düştü ve egemenliğin korunmasında ABD'nin desteğine güvenmenin sınırlarını ortaya koydu.
Sonuç, Körfez hükümetlerinin daha fazla savunma harcamaları, stratejik endüstrilerin yerelleştirilmesi ve darboğazlara maruz kalmayı azaltmak için tasarlanmış alternatif ticaret koridorları yoluyla “ekonomiyi güvence altına almaya” başlamasıyla birlikte önceliklerin alelacele yeniden belirlenmesi oldu.
Savaşın en belirgin etkileri BAE’de görüldü; ülke, İran’a karşı saldırıya katıldığını açıkladıktan sonra misillemelerden en büyük payı aldı. Çatışma genişledikçe, tahribat piyasa göstergelerinin çok ötesine geçti. Bu durum, Dubai ve Abu Dhabi’nin üzerine inşa edildiği güvenlik ve ekonomi denklemini, yani “istikrar, turizm, finans, küresel hizmetler ve savaştan uzak durma vaatlerini” yeniden şekillendirmeye başladı.
Dubai’nin lüks yaşamı durma noktasında
İlk şok, Dubai ekonomisinin iki temel direği ve sükunet yanılsamasına en bağımlı olan turizm ve eğlence sektörünü vurdu.
Moody’s Analytics, Dubai’deki otellerin doluluk oranının savaş öncesindeki yüzde 80’den ikinci çeyrekte yüzde 10’a düşebileceğini öngördü. Bu tahmin, ekonomisi kesintisiz turist akışı, konferanslar ve lüks harcamalarа bağlı olan bir şehir için neredeyse tam bir çöküş anlamına geliyor.
Dubai havalimanlarındaki yolcu trafiği bir ayda yüzde 66 oranında azaldı ve yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 2,5 milyon yolcu kaybı yaşandı. Talebin daralması ve lüks harcamaların kesintiye uğraması nedeniyle oteller, benzeri görülmemiş bir hızla fiyatlarını düşürdü.
Savaşın tırmanmasıyla birlikte petrol dışı ekonomi doğrudan darbe aldı. BAE Satın Alma Yöneticileri Endeksi son beş yılın en düşük seviyesine gerilerken, ihracat siparişleri, pandemi dönemi hariç, 2009'dan bu yana en keskin düşüşü kaydetti. Hürmüz Boğazı'nda deniz taşımacılığının aksamasının ardından navlun, sigorta ve enerji maliyetleri yükseldi. Satışlar yavaşlasa ve tüketici harcamaları zayıflasa da, şirketler 2011'den bu yana ilk kez fiyatlarını rekor bir hızla artırdı.
Diğer kritik bir sonuç itibar kaybı. Dubai, düşük vergiler, finansal şeffaflık ve bir şekilde “etrafındaki sıcak bölgeden ayrı bir yerde durduğu” hissi yaratarak yüz binlerce varlıklı sakini ve yatırımcıyı çekmişti. Güvenlik riskleri arttıkça bu imaj bozulmaya başladı.
Alternatif rotalara ikamet başvurularının yüzde 40'tan fazla arttığı bildirilirken, Milano, Singapur ve İstanbul bir zamanlar Dubai'de yoğunlaşan servetin bir kısmını çekmeye başladı. Sermaye akışları, gayrimenkul ve hizmetler üzerine kurulu bir ekonomi için bu, geçici bir rahatsızlık değil. Bu durum, ekonomik modelin temelini derinden sarsıyor.
Savaş, BAE ekonomisinin en önemli sinir uçlarından biri olan havacılık ve lojistiği de etkiledi. Dubai'nin Asya, Avrupa ve Afrika'yı bağlayan küresel bir havacılık merkezi olma hedefi, hava sahasının açık olması ve risklerin öngörülebilirliğine bağlı. Hava sahasının kapatılması, seferlerin aksaması ve artan güvenlik tehditleri bu akışı bozdu ve seyahat, ticaret ve hizmet sektörüne bağlı olan ekonomi üzerinde her gün ağır bir baskı yarattı.
Lojistik krizi denizcilik sektörünü de etkiledi. BAE, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin ve küresel petrol dışı ticaretin yaklaşık yüzde 2,4’ünün geçtiği Hürmüz Boğazı’na bağımlı.
Abu Dhabi’nin lojistik tepkisi, BAE’nin ticaret yapısını hızla yeniden düzenlemek zorunda kaldığını gösteriyor. Abu Dhabi merkezli petrokimya şirketi Borouge, ihracat seçeneklerini genişletmek ve daha esnek deniz-demiryolu rotaları oluşturmak için Havr Fakkan Limanı'ndaki Gulftainer, Gulftainer Shipping ve Etihad Rail ile anlaşmalar imzalarken, AD Ports 800 kamyon ve günde dört Etihad Rail seferi kullanarak Füceyre ve Havr Fakkan'dan Halife Limanı, Cebel Ali ve Şarca'ya karayolu köprüsü oluşturdu.
AD Ports ve Borouge ayrıca, Hürmüz Boğazı'nı baypas etmeye yardımcı olacak Füceyre'de alternatif bir ihracat merkezi üzerinde çalışma kararı aldı. Her bir dolambaçlı yol, nakliye, sigorta ve lojistik maliyetlerini artırarak, BAE'nin hızlı ve güvenli bir ticaret merkezi olma konusundaki itibarını aşındırıyor.
Sermaye çıkış yollarını test ediyor
Savaş sadece insan ve mal hareketini etkilemekle kalmadı. Yabancı sermaye akışına bağımlı bir ekonomi için en tehlikeli unsur olan BAE’nin mali durumuna duyulan güveni de sarsmaya başladı.
Gerginliğin doruk noktasına ulaştığı 2026 ilkbaharında, finans raporları uluslararası kurumların Dubai ve Abu Dhabi'deki varlıklarını gözden geçirdiklerini ve bazı varlıkların ve likiditenin Singapur ve Zürih gibi daha güvenli merkezlere kaydırıldığını bildiriyordu.
Citigroup ve Standard Chartered gibi küresel bankalar, İran'ın ABD ve İsrail ile bağlantılı Körfez bankacılık kuruluşlarını tehdit etmesinin ardından personelini Dubai ofislerinden tahliye etti ve uzaktan çalışmaya geçti. Citigroup ayrıca BAE'deki şubelerinin çoğunu geçici olarak kapattı.
Aynı zamanda Abu Dhabi, İran'a ait milyarlarca dolarlık varlığı dondurmayı değerlendirirken, raporlar Dubai'deki İran bağlantılı döviz büroları ve finansal kuruluşlara yönelik geniş çaplı bir baskı politikası uygulanacağına işaret ediyordu. Yatırımcılar açısından, BAE'nin serbest sermaye hareketliliği vaadi artık savaş riski, yaptırım baskısı ve Washington'un taleplerine bağımlı olduğunu gösteriyor.
Ülkenin finans piyasaları bile bu şoktan kaçmadı. Körfez borsaları savaşın her aşamasında keskin dalgalanmalar yaşarken, bazı yabancı yatırımcılar gelişmekte olan piyasalardan geçici olarak çıkmayı tercih ederek dolar, altın ve ABD tahvillerine yöneldi. Yine de BAE'nin varlık fonları, piyasaya müdahale etme ve dalgalanmaları absorbe etme konusunda hala muazzam bir kapasiteye sahip. Ancak gerginlik ne kadar uzarsa, sermaye açısından BAE’nin siyasi gerçeklikten kaçabileceği bir yer olma niteliği de o kadar zayıflıyor.
Abu Dhabi baskı altında kendini yeniden yapılandırıyor
Savaş, siyasi ve stratejik açıdan BAE'yi geniş kapsamlı bir ekonomik yeniden yapılanmaya itti. Abu Dhabi, giderek daha istikrarsız hale gelen Körfez ortamına olan bağımlılığını azaltmak için, Asya'dan Afrika ve Avrupa'ya kadar ticari ve siyasi ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.
Uluslararası şirketler, yatırımlar ve turizm konusunda Suudi Arabistan ile yaşanan rekabet de arttı; her iki ülke de kendisinin daha istikrarlı ve cazip bir merkez olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
BAE'nin OPEC Plus'tan çekilmesi, savaşın bir başka önemli sonucu olurken, bu durum Suudi Arabistan ile gerilimi de yükseltti. Abu Dhabi, üretim kapasitesini günde yaklaşık 5 milyon varile çıkarmak için on milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. Abu Dhabi'nin bakış açısına göre OPEC kısıtlamaları; bölgesel istikrarsızlık ve yüksek enerji fiyatlarının hüküm sürdüğü bir dönemde gelirini maksimize etme imkanını sınırlıyordu.
Savaş, aynı zamanda BAE modelindeki derin çelişkiyi ortaya seriyor. BAE, on yıllardır istikrarı bir ulusal ürün gibi pazarladı. Ancak kaos Körfez'e yayıldığında bu ürün zarar gördü. Bu nedenle devlet, “ekonominin savaşın ötesinde olabileceği” mesajını vermek amacıyla ulaşım, enerji, sanayi ve turizm alanlarındaki dev projeleri sürdürürken, gördüğü hasara dair kamuoyundaki tartışmaları yumuşatma yönünde ikili bir politika izledi.
Tüm baskılara rağmen BAE iflas aşamasında değil. Petrol fazlası ve devasa devlet varlıkları, ilk şokun absorbe edilmesini sağladı. Fitch, Dubai ekonomisinde keskin bir daralma öngörse de güçlü yurtdışı varlıkları ve artan petrol gelirlerini gerekçe göstererek BAE'nin kredi notunu AA- seviyesinde ve görünümü “istikrarlı” olarak korudu.
Abu Dhabi sistemi hala ayakta tutabilir, ancak Dubai modeli artık sarsılmaz değil.
Körfez arabuluculuğundan İsrail kampına
İran savaşının bir başka sonucu BAE'nin ABD-İsrail eksenine daha da sıkı bağlanması oldu. Abu Dhabi'nin İran'a yönelik saldırıya doğrudan dahil olması, İran'ın BAE'nin çıkarlarına daha fazla odaklanmasına yol açtı. Bu durum aynı zamanda Körfez ülkeleri arasındaki uyum görüntüsünün bozulmasına katkıda bulundu. BAE ve Bahreyn daha sert bir çizgi izlerken, Körfez'deki rekabet ve geniş bir bölgesel yeniden yapılanma, Suudi Arabistan, Türkiye, Katar ve Pakistan'ı yeni bir güvenlik mimarisi üzerine görüşmelere dahil etti.
Suudi-Pakistan yakınlaşması derinleşirken, Abu Dhabi, borçlar ve mevduatlarla ilgili talepler de dahil olmak üzere İslamabad'a ekonomik baskı uyguladı ve aynı zamanda enerji, ticaret ve stratejik koridorlar konusunda Hindistan ile bağlarını derinleştirdi.
Sonuç olarak BAE, Hindistan ve İsrail’in önderliğinde ve ABD’nin desteğiyle bir karşı eksenin ana hatları oluştu. Abu Dhabi’nin İslamabad üzerinde uyguladığı baskı ve Somaliland konusunda sergilediği tutum, bölgesel bloklar, ekonomik baskı ve Batı Asya ile Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz haritasının yeniden şekillendirilmesine dayanan daha keskin bir dış politikayı yansıtıyor.
Güvenlik verileri ve raporları, BAE’nin son tırmanış sırasında Körfez’de savaşın etkilerine en fazla maruz kalan ülke olduğunu ve diğerleriyle kıyaslandığında saldırıların yaklaşık yüzde 42,8’ine maruz kaldığını gösteriyor. Bu oran, BAE’nin bölgesel konumundaki derin değişimi yansıtıyor. Ülke artık sadece çevresindeki çatışmadan uzak durmaya çalışan bir ticaret merkezi değil. Daha derin askeri ve istihbarat rolü, ülkeyi çatışmanın bir parçası haline getirerek siyasi ittifakları doğrudan güvenlik riskine dönüştürdü.
İsrail-BAE koordinasyonu, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun İran savaşı esnasında BAE’yi gizlice ziyaret ederek Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed el-Nahyan ile görüştüğü iddiasıyla da su yüzüne çıktı. Abu Dhabi bu iddiayı yalanlayarak, İsrail ile ilişkilerinin kamuoyuna açık olduğunu ve İbrahim Anlaşmaları kapsamında yürütüldüğünü vurguladı. Reuters, görüşmenin 26 Mart’ta el-Ayn’da gerçekleştiğini ve birkaç saat sürdüğünü bildirdi.
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail'in BAE'nin İran saldırılarıyla mücadele etmesine yardımcı olmak için Demir Kubbe füze savunma bataryaları gönderdiğini söyledi ve bu konuşlandırmayı iki devlet arasındaki “olağanüstü ilişkinin” kanıtı olarak nitelendirdi.
Diğer haberler ise gerilimin bu şekilde tırmanmasını, İran'ın BAE altyapısına ve çıkarlarına yönelik saldırılarına cevaben BAE ile bağlantılı tarafların İran içindeki hedeflere, özellikle de petrol tesislerine yönelik operasyonlarıyla ilişkilendirdi.
Federal yapıda çatlaklar ve iç gerilim
Ayrıca savaş, BAE’nin federal yapısı içindeki kırılganlığı daha da belirgin hale getirdi. Karar alma süreci giderek Abu Dhabi’de toplanırken, devletin siyasi ve ekonomik rolünün niteliği ile dış ilişkilerin sınırları konusunda diğer emirliklerle, özellikle Dubai ve Şarca ile süregelen anlaşmazlıklar devam ediyor.
Bu merkezileşme hassas bir konu, zira Dubai'nin ekonomisi şeffaflık, ticaret ve hizmet sektörüne dayanırken, Abu Dhabi'nin izlediği yol daha çok güvenlik odaklı ve bölgesel çatışmaların yönetilmesiyle bağlantılı. Bölgesel konumlanma arayışıyla dış müdahale genişledikçe, federal bütünlük üzerindeki baskıya dair endişeler artıyor.
İç istikrar, bölgedeki çalkantılarla giderek daha fazla bağlantılı hale geliyor ve bunlardan azade kalma yeteneği azalıyor. Buradaki ikilem, Abu Dhabi’nin federasyondan daha agresif bir bölgesel duruşun maliyetlerini üstlenmesine karşılık, Dubai’nin hizmet sektörüne dayalı ekonomisinin ihtiyaç duyduğu tarafsızlık ve sükunet imajını korumakla yükümlü olmasından kaynaklanıyor. Bu gerilim uzun süredir var olsa da savaş bunu gün yüzüne çıkardı.
Bu model ülke içi yönetimle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda BAE sınırlarının ötesine uzanan hukuki mekanizmalara da yayılıyor. BAE, 2025’te oluşturduğu, sürgündeki muhalifleri ve yurt dışındaki kuruluşları içeren terör listesine son dönemde 11 kişi ve sekiz kuruluşu ekleyerek kapsamını genişletti.
Bu listede muhalifler, aile üyeleri ve yurt dışında kayıtlı şirketler, çoğu zaman net bir suçlama veya bağımsız yargı denetimi olmaksızın yer alıyor. Dolayısıyla federal mesele artık sadece idari bir mesele değil, yedi emirliğin tek bir devlet olarak mı yoksa bölünmeye müsait bir proje olarak mı işlev gördüğüne dair tartışmaların da gösterdiği gibi, siyasi, ekonomik ve güvenlik odaklı bir mesele.
Bu uygulama, 2014 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu'nun 63. maddesine ve önceden bildirimde bulunma veya temyiz hakkı olmaksızın kara listeye almayı mümkün kılan 2020 tarihli 74 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gibi idari kararlara dayandırılıyor. 2021'de yaşanmış önceki vakalar 38 kişi ve 15 kuruluşu ilgilendiriyordu ve bu da hedeflerin sayısında artış eğilimini gösteriyordu. Aynı zamanda, saha raporları, Şii cemaatin önemli bir kısmını da içeren yaklaşık 15 bin Pakistanlı işçinin tutuklamaları ve pek çok insanın işini ve birikimlerini kaybetmesine yol açan muğlak prosedürler neticesinde sınır dışı edildiğini belgeledi.
Birleşik Arap Emirlikleri, İran ile gerginliğin tırmanması sürecinde dijital ve kamusal alan üzerindeki kontrolünü de sıkılaştırdı. Yetkililer, saldırıları gösteren içeriklerin paylaşılmasına karşı uyarıda bulundu, “yanlış bilgi” yaymakla suçlanan 100’den fazla kişiyi tutukladı, içerik üreticilerine onay zorunluluğu getirdi ve sosyal medya platformlarındaki hesapları engelledi.
Bazı kaynaklar ayrıca dijital takip listelerine ve hem ülke içindeki hem de dışındaki hesapların hedef alınmasına dikkat çekti. “Finansal istikrarı” korumak adına İran ve Hizbullah ile bağlantılı olduğu iddia edilen ağların çökertildiğinin duyurulması da aynı endişeyi yansıtıyordu.
Füzelerden sonra ortaya çıkan model
BAE, Dubai'nin dünyaya pazarladığı imajı geride bırakan bölgesel rolünün bedelleriyle karşı karşıya. Abu Dhabi, krizi yönetmek için hala petrol gelirlerine, devlet varlıklarına ve Batı'nın desteğine güvenebilir, ancak bunların hiçbiri, BAE'nin çevresindeki savaşların dışında kalabileceği yönündeki eski taahhüdünü geri getirmiyor.
İran'a karşı savaş, bu vaadi satmayı daha da zorlaştırdı. Dubai hala açık ve Abu Dhabi hala zengin. Devletin baskıyı absorbe edecek kaynakları hala var.
Ancak maliyetler, aksayan havayolu seferleri, yükselen sigorta primleri, artan güvenlik önlemleri ve yatırımcılar arasında BAE'nin artık bölgesel çatışmalardan eskisi kadar azade olmadığına dair güçlenen algı eşliğinde şimdiden görünür hale geldi.
The Cradle-Mawadda Iskandar
En Çok Okunan Haberler