Alexander Palmer'ın analizine göre, Batı Afrika'da JNIM ve IŞİD kolları hızla büyüyor. 25 Nisan 2026'da Mali'ye başlatılan büyük saldırılar ve artan finansal güç, bölgeyi küresel terörizmin yeni merkezi haline getirme riski taşıyor.
Haber Giriş Tarihi: 01.06.2026 20:03
Haber Güncellenme Tarihi: 01.06.2026 20:06
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Lawfare’da Alexander Palmer imzasıyla yayımlanan “Batı Afrika'da Büyüyen Cihatçı Dalga” başlıklı analiz, Batı Afrika’da cihatçı örgütlerin yükselişini küresel terörizm mimarisini değiştirebilecek tarihsel bir kırılma olarak ele alıyor. Palmer’a göre Ortadoğu’da IŞİD ve benzeri örgütlerin tehdidi görece zayıflıyor gibi görünse de Afrika’da, özellikle Batı Afrika ve Sahel hattında, cihatçı hareketlerin kapasitesi, coğrafi yayılımı ve siyasal etkisi hızla büyüyor.
Analizin merkezinde Mali’deki gelişmeler yer alıyor. 25 Nisan 2026’da El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in, Azavad Kurtuluş Cephesi ile birlikte Mali hükümetine karşı büyük bir saldırı başlattığı belirtiliyor. Bu saldırılar yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadı; ülkenin savunma bakanının öldürülmesi, başkent Bamako üzerinde baskı kurulması ve ülkenin geniş bölgelerinde fiili kontrol alanlarının oluşmasıyla Mali devleti ciddi bir kırılganlık içine sürüklendi.
Palmer’a göre bu saldırı ani bir patlama değil, yıllardır biriken yapısal dönüşümün en görünür sonucudur. Batı Afrika’daki Selefi-cihatçı örgütler artık sadece kırsal alanlarda gerilla saldırıları düzenleyen dağınık yapılar değildir. Giderek daha fazla bölgeyi kontrol eden, ekonomik kaynak üreten, yerel ittifaklar kuran ve devletlerin askeri kapasitesini aşındıran aktörlere dönüşmektedirler.
Batı Afrika’daki cihatçı haritanın üç ana aktörü öne çıkıyor: El Kaide bağlantılı JNIM, IŞİD Batı Afrika Vilayeti ve IŞİD Sahel Vilayeti. Palmer, 2025 yılı itibarıyla bu üç yapının da saldırı kapasitesini artırdığını, daha geniş alanlarda faaliyet gösterdiğini ve bölgedeki devlet düzenini tehdit edecek ölçekte büyüdüğünü vurguluyor.
JNIM’in yükselişi özellikle dikkat çekicidir. Birleşmiş Milletler’in 2022’deki değerlendirmesine göre örgütün 2 ila 3 bin savaşçısı vardı. 2025’e gelindiğinde bu sayının 5 ila 6 bine çıktığı tahmin ediliyordu. Aynı dönemde örgüt, Mali’nin güneyinde geniş çaplı abluka uyguladı ve Burkina Faso’da iki vilayet merkezini geçici olarak ele geçirdi. Bu, örgütün alan kapatan, ikmal hatlarını kesen ve devlet otoritesini boğan bir güç haline geldiğini gösteriyor.
Palmer’ın analizinde en önemli noktalardan biri örgütün finansal kapasitesi. JNIM’in gelirleri vergilendirme ya da kaçakçılık ağlarından ibaret değil. Rehine pazarlıkları ve yabancıların serbest bırakılması karşılığında elde edilen büyük miktardaki paralar, örgütün askeri kapasitesini artıran kritik kaynaklar arasında gösteriliyor. 2025’te Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşlarının serbest bırakılması için örgüte ödendiği iddia edilen 50 milyon dolarlık fidye, JNIM açısından büyük bir mali sıçrama anlamına gelmektedir.
JNIM’in en önemli rakibi ise IŞİD Sahel Vilayeti’dir. Bu yapı Mali, Burkina Faso, Nijer ve Nijerya sınır bölgelerinde faaliyet göstermektedir. JNIM’e kıyasla daha küçük ve daha sınırlı kapasiteye sahip olsa da giderek daha özgüvenli saldırılar düzenlemektedir. 2026’nın başında Nijer’in başkenti Niamey’deki uluslararası havaalanına ve Rus Afrika Kolordusu personelinin de bulunduğu Air Base 101’e yönelik saldırı, örgütün sembolik ve operasyonel hedef seçme kapasitesinin arttığını göstermektedir.
IŞİD Batı Afrika Vilayeti ise Afrika’daki en güçlü IŞİD yapılanması olarak tanımlanıyor. Çad Gölü havzasında yoğunlaşan bu yapı, Nijerya, Kamerun ve Çad hattında etkinliğini sürdürüyor. 2025 ortasında 8 ila 12 bin arasında mensuba sahip olduğu tahmin edilen örgüt, Temmuz 2024 ile Temmuz 2025 arasında dünyadaki tüm IŞİD vilayetleri içinde en fazla saldırı üstlenen yapı haline geldi. Bu veri, küresel cihatçı şiddetin ağırlık merkezinin giderek Afrika’ya kaydığını göstermesi bakımından önemlidir.
Mali, bu krizin merkezindeki ülkedir. Palmer’a göre JNIM’in mevcut saldırısı başarısız olsa bile örgütün yeniden deneme ihtimali yüksektir. Örgütün nihai hedefi konusunda analizciler arasında farklı görüşler olsa da lider kadrosunun açıklamaları, Mali hükümetini devirmeyi ve kendi şeriat yorumuna dayalı bir yönetim kurmayı amaçladığını düşündürmektedir. Bu hedefe nasıl ulaşacağı ve sonrasında nasıl bir siyasal düzen kuracağı ise belirsizdir.
Burkina Faso da ciddi risk altındadır. Ülkede 2025 yılında terör bağlantılı ölümlerde azalma görülmüş olsa da Palmer, bunun JNIM’in odağını geçici olarak Mali’ye kaydırmasından kaynaklanmış olabileceğini belirtiyor. Cihatçı gruplar Burkina Faso’da zaten geniş kırsal alanları kontrol ediyor. İbrahim Traoré liderliğindeki askeri yönetimin 2022’den bu yana birkaç darbe girişimini bastırdığını açıklaması, devletin sadece dışarıdan değil içeriden de kırılgan olduğunu gösteriyor.
Nijerya’nın rolü ise değişiyor. Afrika’nın en kalabalık ülkesi olan Nijerya, uzun süre bölgesel güvenlik mimarisinin taşıyıcı aktörlerinden biri olarak görüldü. Afrika Birliği, ECOWAS ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki barış ve istikrar operasyonlarında önemli roller üstlendi. Ancak Palmer’a göre Nijerya artık eskisi kadar güçlü bir güvenlik ihracatçısı değildir. ECOWAS’ın Nijer’deki 2023 darbesini tersine çevirememesi, Mali, Burkina Faso ve Nijer’in ECOWAS’tan çekilmesi, Nijer’in Çok Uluslu Ortak Görev Gücü’nden ayrılması bu gerilemeyi görünür kıldı.
Nijerya’nın iç güvenlik sorunları da bu zayıflamayı derinleştiriyor. Ülkede terör şiddeti 2025’te artarken, Nijerya ordusu iç krizler nedeniyle giderek daha fazla zorlanıyor. Bu durum, Batı Afrika’da krizlerin büyümesi halinde bölgesel müdahale kapasitesinin sınırlı kalabileceğini gösteriyor. Palmer’ın ifadesiyle Nijerya’nın güvenlik ihracatçısı rolündeki gerileme, Batı Afrika’daki istikrarsızlıkların büyük krizlere dönüşme ihtimalini artırıyor.
Analizin en çarpıcı bölümü geleceğe dair üç senaryo üzerinde durmasıdır. Birinci senaryo, Batı Afrika’nın küresel terörizm için yeni bir merkez haline gelmesidir. JNIM’in kendisi doğrudan küresel saldırılar düzenlemeyebilir; çünkü örgütün hedefleri daha çok bölgesel görünmektedir. Ancak Taliban’ın 1990’larda El Kaide’ye Afganistan’da güvenli alan sağlaması gibi, JNIM de uluslararası teröristlere barınma ve planlama sahası sunabilir.
Bu ihtimal özellikle önemlidir; çünkü JNIM hâlâ El Kaide bağlantılıdır. Bazı değerlendirmelere göre örgüt içinde El Kaide ile ilişkinin geleceği tartışılsa da ideolojik ve operasyonel bağ tamamen kopmuş değildir. Ayrıca örgütün müzakereye açık olduğu yönündeki işaretler, Palmer’a göre dikkatle okunmalıdır. Çünkü JNIM’in diyalog şartları, hükümetin şeriatı kabul etmesi ve yabancı güçlerin çekilmesi gibi maksimalist taleplere dayanmaktadır. Bu, pratikte hükümetin teslimiyetine yakın bir pozisyondur.
İkinci senaryo, Batı Afrika’daki krizin daha derin bir iç savaş ve parçalanma sürecine dönüşmesidir. JNIM ile IŞİD Sahel Vilayeti zaten çatışma halindedir. Mali ve Burkina Faso’da etnik hatlar üzerinden örgütlenmiş yerel savunma milisleri bulunmaktadır. Başkentlerin düşmesi ya da devlet otoritesinin daha da zayıflaması halinde bu milislerin bağımsız isyancı aktörlere dönüşmesi mümkündür. Bu da çatışmayı etnik, yerel ve ideolojik güçler arasında çok katmanlı bir savaşa çevirebilir.
JNIM’in kendi içinde parçalanma ihtimali de dışlanmıyor. Örgütün hızlı genişlemesi, ganimet paylaşımı, yerel liderlik rekabeti ve merkezî kadro ile saha savaşçıları arasındaki gerilimleri artırabilir. Palmer’a göre başarı, bazı örgütler için dağılmayı da beraberinde getirebilir. Kontrol edilen alan büyüdükçe, yönetim sorumluluğu, yerel halkla ilişki, müttefiklerle paylaşım ve ideolojik disiplin daha zor hale gelir.
Bu bağlamda JNIM ile Azavad Kurtuluş Cephesi arasındaki ilişki kritik önem taşıyor. FLA etnik-separatist bir yapı iken JNIM Selefi-cihatçı bir örgüttür. İki yapının gündemi aynı değildir. 2012’de Mali’nin kuzeyindeki isyan sürecinde benzer ittifaklar kurulmuş, ancak kısa süre sonra ideolojik ve siyasal farklılıklar açık savaşa dönüşmüştü. Bugün de Kidal gibi şehirlerde ortak yönetim ve şeriatın nasıl uygulanacağı, bu ittifakın kalıcı olup olmayacağını gösterecek erken işaretler arasında yer alacaktır.
Üçüncü senaryo ise donmuş çatışmadır. Bu durumda cihatçı örgütler kırsal alanları ve bazı şehirleri kontrol ederken, başkentler mevcut hükümetlerin elinde kalır. Şiddet devam eder, devletler tamamen çökmez ama ülke fiilen parçalı egemenlik alanlarına bölünür. Palmer, bu ihtimali Somali örneğine benzetmektedir. Yani uzun süreli, düşük ya da orta yoğunluklu ama kalıcı bir güvenlik krizi ortaya çıkabilir.
Dış aktörlerin rolü bu noktada belirleyici olacaktır. Rusya, Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki askeri yönetimlerin başlıca dış güvenlik ortağı haline gelmiş durumdadır. Ancak mevcut saldırılar sırasında Rus güçlerinin bazı pozisyonlardan çekilmesi, Moskova’nın sahadaki kapasitesi konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Fransa tarihsel olarak bölgede güçlü bir aktör olsa da bugün Batı Afrika’da derin bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyadır. Paris karşıtlığı bölgedeki askeri yönetimlerin en önemli siyasal söylemlerinden biri haline gelmiştir.
ABD ise bölgeyle yeniden daha fazla ilgilenmeye başlamış görünmektedir. Fakat Washington’un Batı Afrika hükümetlerinin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli, kapsamlı ve sürekli güvenlik işbirliğine ne kadar istekli olduğu belirsizdir. Cezayir, Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerin de bölgede önemli çıkarları vardır; ancak Palmer’a göre bu aktörlerin katkıları daha sınırlı kalabilir.
Lawfare analizinin temel iddiası açıktır: Batı Afrika’da cihatçı örgütler artık çevresel tehditler değildir. Devletleri kuşatan, bölgesel dengeleri değiştiren ve küresel terörizm açısından yeni güvenli alanlar yaratabilecek aktörlere dönüşmüşlerdir. JNIM bugün inisiyatifi elinde tutmaktadır. Bu örgütün Mali’deki hamleleriIŞİD Sahel Vilayeti’nin, IŞİD Batı Afrika Vilayeti’nin ve El Kaide’nin stratejik hesaplarını da etkileyecektir.
Batı Afrika’nın geleceği bu nedenle yerel bir güvenlik meselesi değildir. Sahel hattında devletlerin zayıflaması, dış güçlerin rekabeti, etnik çatışmalar, cihatçı örgütlerin yayılması ve ekonomik krizler iç içe geçmektedir. Ortaya çıkan tablo, Afrika’nın batısında yeni bir Afganistan, yeni bir Somali ya da daha karmaşık bir çok cepheli savaş düzeni ihtimalini gündeme getirmektedir.
Palmer’ın metni, Batı Afrika’nın artık küresel güvenlik haritasının kenarında değil, merkezinde yer aldığını gösteriyor. Cihatçı dalga durdurulamazsa, Mali’den Nijerya’ya, Burkina Faso’dan Nijer’e uzanan geniş alan uluslararası güvenlik düzeninin de en kırılgan fay hatlarından biri haline gelebilir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Batı Afrika'da Büyüyen Cihatçı Dalga
Alexander Palmer'ın analizine göre, Batı Afrika'da JNIM ve IŞİD kolları hızla büyüyor. 25 Nisan 2026'da Mali'ye başlatılan büyük saldırılar ve artan finansal güç, bölgeyi küresel terörizmin yeni merkezi haline getirme riski taşıyor.
Lawfare’da Alexander Palmer imzasıyla yayımlanan “Batı Afrika'da Büyüyen Cihatçı Dalga” başlıklı analiz, Batı Afrika’da cihatçı örgütlerin yükselişini küresel terörizm mimarisini değiştirebilecek tarihsel bir kırılma olarak ele alıyor. Palmer’a göre Ortadoğu’da IŞİD ve benzeri örgütlerin tehdidi görece zayıflıyor gibi görünse de Afrika’da, özellikle Batı Afrika ve Sahel hattında, cihatçı hareketlerin kapasitesi, coğrafi yayılımı ve siyasal etkisi hızla büyüyor.
Analizin merkezinde Mali’deki gelişmeler yer alıyor. 25 Nisan 2026’da El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in, Azavad Kurtuluş Cephesi ile birlikte Mali hükümetine karşı büyük bir saldırı başlattığı belirtiliyor. Bu saldırılar yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadı; ülkenin savunma bakanının öldürülmesi, başkent Bamako üzerinde baskı kurulması ve ülkenin geniş bölgelerinde fiili kontrol alanlarının oluşmasıyla Mali devleti ciddi bir kırılganlık içine sürüklendi.
Palmer’a göre bu saldırı ani bir patlama değil, yıllardır biriken yapısal dönüşümün en görünür sonucudur. Batı Afrika’daki Selefi-cihatçı örgütler artık sadece kırsal alanlarda gerilla saldırıları düzenleyen dağınık yapılar değildir. Giderek daha fazla bölgeyi kontrol eden, ekonomik kaynak üreten, yerel ittifaklar kuran ve devletlerin askeri kapasitesini aşındıran aktörlere dönüşmektedirler.
Batı Afrika’daki cihatçı haritanın üç ana aktörü öne çıkıyor: El Kaide bağlantılı JNIM, IŞİD Batı Afrika Vilayeti ve IŞİD Sahel Vilayeti. Palmer, 2025 yılı itibarıyla bu üç yapının da saldırı kapasitesini artırdığını, daha geniş alanlarda faaliyet gösterdiğini ve bölgedeki devlet düzenini tehdit edecek ölçekte büyüdüğünü vurguluyor.
JNIM’in yükselişi özellikle dikkat çekicidir. Birleşmiş Milletler’in 2022’deki değerlendirmesine göre örgütün 2 ila 3 bin savaşçısı vardı. 2025’e gelindiğinde bu sayının 5 ila 6 bine çıktığı tahmin ediliyordu. Aynı dönemde örgüt, Mali’nin güneyinde geniş çaplı abluka uyguladı ve Burkina Faso’da iki vilayet merkezini geçici olarak ele geçirdi. Bu, örgütün alan kapatan, ikmal hatlarını kesen ve devlet otoritesini boğan bir güç haline geldiğini gösteriyor.
Palmer’ın analizinde en önemli noktalardan biri örgütün finansal kapasitesi. JNIM’in gelirleri vergilendirme ya da kaçakçılık ağlarından ibaret değil. Rehine pazarlıkları ve yabancıların serbest bırakılması karşılığında elde edilen büyük miktardaki paralar, örgütün askeri kapasitesini artıran kritik kaynaklar arasında gösteriliyor. 2025’te Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşlarının serbest bırakılması için örgüte ödendiği iddia edilen 50 milyon dolarlık fidye, JNIM açısından büyük bir mali sıçrama anlamına gelmektedir.
JNIM’in en önemli rakibi ise IŞİD Sahel Vilayeti’dir. Bu yapı Mali, Burkina Faso, Nijer ve Nijerya sınır bölgelerinde faaliyet göstermektedir. JNIM’e kıyasla daha küçük ve daha sınırlı kapasiteye sahip olsa da giderek daha özgüvenli saldırılar düzenlemektedir. 2026’nın başında Nijer’in başkenti Niamey’deki uluslararası havaalanına ve Rus Afrika Kolordusu personelinin de bulunduğu Air Base 101’e yönelik saldırı, örgütün sembolik ve operasyonel hedef seçme kapasitesinin arttığını göstermektedir.
IŞİD Batı Afrika Vilayeti ise Afrika’daki en güçlü IŞİD yapılanması olarak tanımlanıyor. Çad Gölü havzasında yoğunlaşan bu yapı, Nijerya, Kamerun ve Çad hattında etkinliğini sürdürüyor. 2025 ortasında 8 ila 12 bin arasında mensuba sahip olduğu tahmin edilen örgüt, Temmuz 2024 ile Temmuz 2025 arasında dünyadaki tüm IŞİD vilayetleri içinde en fazla saldırı üstlenen yapı haline geldi. Bu veri, küresel cihatçı şiddetin ağırlık merkezinin giderek Afrika’ya kaydığını göstermesi bakımından önemlidir.
Mali, bu krizin merkezindeki ülkedir. Palmer’a göre JNIM’in mevcut saldırısı başarısız olsa bile örgütün yeniden deneme ihtimali yüksektir. Örgütün nihai hedefi konusunda analizciler arasında farklı görüşler olsa da lider kadrosunun açıklamaları, Mali hükümetini devirmeyi ve kendi şeriat yorumuna dayalı bir yönetim kurmayı amaçladığını düşündürmektedir. Bu hedefe nasıl ulaşacağı ve sonrasında nasıl bir siyasal düzen kuracağı ise belirsizdir.
Burkina Faso da ciddi risk altındadır. Ülkede 2025 yılında terör bağlantılı ölümlerde azalma görülmüş olsa da Palmer, bunun JNIM’in odağını geçici olarak Mali’ye kaydırmasından kaynaklanmış olabileceğini belirtiyor. Cihatçı gruplar Burkina Faso’da zaten geniş kırsal alanları kontrol ediyor. İbrahim Traoré liderliğindeki askeri yönetimin 2022’den bu yana birkaç darbe girişimini bastırdığını açıklaması, devletin sadece dışarıdan değil içeriden de kırılgan olduğunu gösteriyor.
Nijerya’nın rolü ise değişiyor. Afrika’nın en kalabalık ülkesi olan Nijerya, uzun süre bölgesel güvenlik mimarisinin taşıyıcı aktörlerinden biri olarak görüldü. Afrika Birliği, ECOWAS ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki barış ve istikrar operasyonlarında önemli roller üstlendi. Ancak Palmer’a göre Nijerya artık eskisi kadar güçlü bir güvenlik ihracatçısı değildir. ECOWAS’ın Nijer’deki 2023 darbesini tersine çevirememesi, Mali, Burkina Faso ve Nijer’in ECOWAS’tan çekilmesi, Nijer’in Çok Uluslu Ortak Görev Gücü’nden ayrılması bu gerilemeyi görünür kıldı.
Nijerya’nın iç güvenlik sorunları da bu zayıflamayı derinleştiriyor. Ülkede terör şiddeti 2025’te artarken, Nijerya ordusu iç krizler nedeniyle giderek daha fazla zorlanıyor. Bu durum, Batı Afrika’da krizlerin büyümesi halinde bölgesel müdahale kapasitesinin sınırlı kalabileceğini gösteriyor. Palmer’ın ifadesiyle Nijerya’nın güvenlik ihracatçısı rolündeki gerileme, Batı Afrika’daki istikrarsızlıkların büyük krizlere dönüşme ihtimalini artırıyor.
Analizin en çarpıcı bölümü geleceğe dair üç senaryo üzerinde durmasıdır. Birinci senaryo, Batı Afrika’nın küresel terörizm için yeni bir merkez haline gelmesidir. JNIM’in kendisi doğrudan küresel saldırılar düzenlemeyebilir; çünkü örgütün hedefleri daha çok bölgesel görünmektedir. Ancak Taliban’ın 1990’larda El Kaide’ye Afganistan’da güvenli alan sağlaması gibi, JNIM de uluslararası teröristlere barınma ve planlama sahası sunabilir.
Bu ihtimal özellikle önemlidir; çünkü JNIM hâlâ El Kaide bağlantılıdır. Bazı değerlendirmelere göre örgüt içinde El Kaide ile ilişkinin geleceği tartışılsa da ideolojik ve operasyonel bağ tamamen kopmuş değildir. Ayrıca örgütün müzakereye açık olduğu yönündeki işaretler, Palmer’a göre dikkatle okunmalıdır. Çünkü JNIM’in diyalog şartları, hükümetin şeriatı kabul etmesi ve yabancı güçlerin çekilmesi gibi maksimalist taleplere dayanmaktadır. Bu, pratikte hükümetin teslimiyetine yakın bir pozisyondur.
İkinci senaryo, Batı Afrika’daki krizin daha derin bir iç savaş ve parçalanma sürecine dönüşmesidir. JNIM ile IŞİD Sahel Vilayeti zaten çatışma halindedir. Mali ve Burkina Faso’da etnik hatlar üzerinden örgütlenmiş yerel savunma milisleri bulunmaktadır. Başkentlerin düşmesi ya da devlet otoritesinin daha da zayıflaması halinde bu milislerin bağımsız isyancı aktörlere dönüşmesi mümkündür. Bu da çatışmayı etnik, yerel ve ideolojik güçler arasında çok katmanlı bir savaşa çevirebilir.
JNIM’in kendi içinde parçalanma ihtimali de dışlanmıyor. Örgütün hızlı genişlemesi, ganimet paylaşımı, yerel liderlik rekabeti ve merkezî kadro ile saha savaşçıları arasındaki gerilimleri artırabilir. Palmer’a göre başarı, bazı örgütler için dağılmayı da beraberinde getirebilir. Kontrol edilen alan büyüdükçe, yönetim sorumluluğu, yerel halkla ilişki, müttefiklerle paylaşım ve ideolojik disiplin daha zor hale gelir.
Bu bağlamda JNIM ile Azavad Kurtuluş Cephesi arasındaki ilişki kritik önem taşıyor. FLA etnik-separatist bir yapı iken JNIM Selefi-cihatçı bir örgüttür. İki yapının gündemi aynı değildir. 2012’de Mali’nin kuzeyindeki isyan sürecinde benzer ittifaklar kurulmuş, ancak kısa süre sonra ideolojik ve siyasal farklılıklar açık savaşa dönüşmüştü. Bugün de Kidal gibi şehirlerde ortak yönetim ve şeriatın nasıl uygulanacağı, bu ittifakın kalıcı olup olmayacağını gösterecek erken işaretler arasında yer alacaktır.
Üçüncü senaryo ise donmuş çatışmadır. Bu durumda cihatçı örgütler kırsal alanları ve bazı şehirleri kontrol ederken, başkentler mevcut hükümetlerin elinde kalır. Şiddet devam eder, devletler tamamen çökmez ama ülke fiilen parçalı egemenlik alanlarına bölünür. Palmer, bu ihtimali Somali örneğine benzetmektedir. Yani uzun süreli, düşük ya da orta yoğunluklu ama kalıcı bir güvenlik krizi ortaya çıkabilir.
Dış aktörlerin rolü bu noktada belirleyici olacaktır. Rusya, Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki askeri yönetimlerin başlıca dış güvenlik ortağı haline gelmiş durumdadır. Ancak mevcut saldırılar sırasında Rus güçlerinin bazı pozisyonlardan çekilmesi, Moskova’nın sahadaki kapasitesi konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Fransa tarihsel olarak bölgede güçlü bir aktör olsa da bugün Batı Afrika’da derin bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyadır. Paris karşıtlığı bölgedeki askeri yönetimlerin en önemli siyasal söylemlerinden biri haline gelmiştir.
ABD ise bölgeyle yeniden daha fazla ilgilenmeye başlamış görünmektedir. Fakat Washington’un Batı Afrika hükümetlerinin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli, kapsamlı ve sürekli güvenlik işbirliğine ne kadar istekli olduğu belirsizdir. Cezayir, Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerin de bölgede önemli çıkarları vardır; ancak Palmer’a göre bu aktörlerin katkıları daha sınırlı kalabilir.
Lawfare analizinin temel iddiası açıktır: Batı Afrika’da cihatçı örgütler artık çevresel tehditler değildir. Devletleri kuşatan, bölgesel dengeleri değiştiren ve küresel terörizm açısından yeni güvenli alanlar yaratabilecek aktörlere dönüşmüşlerdir. JNIM bugün inisiyatifi elinde tutmaktadır. Bu örgütün Mali’deki hamleleriIŞİD Sahel Vilayeti’nin, IŞİD Batı Afrika Vilayeti’nin ve El Kaide’nin stratejik hesaplarını da etkileyecektir.
Batı Afrika’nın geleceği bu nedenle yerel bir güvenlik meselesi değildir. Sahel hattında devletlerin zayıflaması, dış güçlerin rekabeti, etnik çatışmalar, cihatçı örgütlerin yayılması ve ekonomik krizler iç içe geçmektedir. Ortaya çıkan tablo, Afrika’nın batısında yeni bir Afganistan, yeni bir Somali ya da daha karmaşık bir çok cepheli savaş düzeni ihtimalini gündeme getirmektedir.
Palmer’ın metni, Batı Afrika’nın artık küresel güvenlik haritasının kenarında değil, merkezinde yer aldığını gösteriyor. Cihatçı dalga durdurulamazsa, Mali’den Nijerya’ya, Burkina Faso’dan Nijer’e uzanan geniş alan uluslararası güvenlik düzeninin de en kırılgan fay hatlarından biri haline gelebilir.
En Çok Okunan Haberler