The New Yorker, Donald Trump yönetiminin İran operasyonunun diplomatik, ekonomik ve stratejik bir felakete dönüştüğünü yazdı. Analize göre operasyon, ABD'nin bölgedeki etkisini azaltırken İran'ı daha da sertleştirdi.
Haber Giriş Tarihi: 27.05.2026 10:21
Haber Güncellenme Tarihi: 27.05.2026 10:28
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
The New Yorker dergisinde yayımlanan “Destansı Öfke Operasyonunun Destansı Felaketi” başlıklı analiz, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü operasyonunun diplomatik, ekonomik ve stratejik bir felakete dönüştüğünü savunuyor. Yazıda özellikle Donald Trump yönetiminin İran’a karşı başlattığı savaşın, Washington’un hedeflediği sonuçları üretmek yerine Ortadoğu’daki dengeleri daha kırılgan hale getirdiği vurgulanıyor.
“Hızlı zafer” söylemi neden çöktü?
Operasyonun başlangıcında Washington ve Tel Aviv cephesi İran’ın askeri kapasitesini kısa sürede çökertebileceklerini düşünüyordu. Özellikle İran’ın hava savunma sistemleri, füze üsleri ve Devrim Muhafızları komuta merkezleri yoğun bombardımana tutuldu. İlk günlerde ABD medyasında operasyon “ezici üstünlük” olarak sunuldu.
Ancak savaş uzadıkça tablo değişti.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı küresel enerji krizini tetikledi. Petrol sevkiyatlarının aksaması Avrupa ve Asya ekonomilerini de sarstı. ABD’nin bölgedeki üsleri hedef haline gelirken, Körfez monarşileri Washington’un güvenlik şemsiyesinin artık eskisi kadar koruyucu olmadığını düşünmeye başladı.
The New Yorker’a göre savaşın sonunda ortaya çıkan tablo şu oldu:
On milyarlarca dolarlık ekonomik maliyet.
Binlerce İranlı ve çok sayıda Amerikan askerinin ölümü
Küresel enerji piyasalarında büyük sarsıntı
ABD’nin diplomatik itibarında ciddi aşınma
İran’ın tamamen çökmesi yerine daha sertleşmiş bir devlet yapısı
İran neden tamamen çökmedi?
Batılı güvenlik çevrelerinde en dikkat çekici tartışmalardan biri de bu oldu. Çünkü operasyonun ilk aşamalarında İran rejiminin dağılabileceği düşünülüyordu. Fakat savaş ilerledikçe İran yönetimi içeride “kuşatma altındaki devlet” söylemiyle yeniden konsolide oldu.
Özellikle İran Devrim Muhafızları’nın savaş sonrası daha sert ve merkezi bir yapıya dönüştüğü belirtiliyor. Bazı analizlerde, savaşın İran toplumunda milliyetçi refleksi büyüttüğü ve rejim karşıtı kesimlerin bile dış saldırılar karşısında devletin etrafında toplandığı ifade ediliyor.
Bu durum, ABD’nin Irak ve Afganistan deneyimlerini yeniden gündeme taşıdı. Washington askeri üstünlük kurabiliyor ancak siyasi düzen kurmakta zorlanıyor.
The New Yorker analizine göre savaşın en ironik tarafı şu: Washington savaş öncesinde diplomasiyle elde edebileceği bazı tavizleri, büyük bir savaşın ardından yeniden masaya taşımak zorunda kaldı.
ABD ile İran arasında konuşulan yeni mutabakat metninin teknik ayrıntılardan yoksun olduğu, füze programı ve bölgesel milis ağları gibi temel meseleleri çözmediği belirtiliyor. Yani operasyonun sonunda ortaya çıkan tablo, Trump’ın yıllarca eleştirdiği Obama dönemindeki İran anlaşmasına benzer bir noktaya geri dönüş olarak yorumlanıyor.
Körfez’de yeni dönem
Operasyonun belki de en büyük etkisi Körfez ülkelerinde görülüyor. Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi ülkeler artık ABD’nin bölgesel stratejilerine eskisi kadar koşulsuz bağlanmak istemiyor.
Çünkü savaş boyunca İran’ın füze ve drone saldırıları doğrudan Körfez altyapısını hedef aldı. Bu durum, Körfez yönetimlerinde “ABD bizi koruyamıyor ama bizi hedef haline getiriyor” düşüncesini güçlendirdi.
Savaş Amerikan iç siyasetinde de büyük tartışma yarattı. Cumhuriyetçi çevrelerde bile operasyonun maliyeti sorgulanırken, Demokratlar savaşın hukuki ve insani boyutlarını sert şekilde eleştirdi.
Özellikle mühimmat stoklarının hızla tükenmesi Pentagon içinde alarm yarattı. Washington Post’un aktardığına göre Kongre’de bazı isimler ABD’nin uzun süreli büyük bir savaşı sürdürebilecek kapasitesinin aşındığını düşünüyor.
Buna karşın CENTCOM cephesi İran’ın askeri kapasitesinin ağır darbe aldığını savunuyor. Ancak savaşın “stratejik başarı mı yoksa uzun vadeli bir istikrarsızlık mı ürettiği” konusu hâlâ yoğun biçimde tartışılıyor.
Ortadoğu’da yeni bir kırılma mı?
Operasyon bugün sadece askeri bir operasyon olarak kalmadı. Birçok analiste göre bu savaş, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendiren tarihsel bir kırılma anlamına geliyor. Çünkü savaşın ardından ortaya çıkan yeni denklemde: İran tasfiye olmadı. İsrail güvenlik krizini bitiremedi. ABD bölgesel üstünlüğünü tartışmalı hale getirdi. Körfez ülkeleri yeni ittifak arayışına yöneldi. Çin ve Rusya gibi aktörlerin etkisi arttı
The New Yorker’ın analizindeki en dikkat çekici vurgu ise şu: Washington savaş sonunda “zafer” ilan etse bile, ortaya çıkan yeni Ortadoğu düzeni ABD’nin eskisine göre daha az kontrol sahibi olduğu bir bölgeye işaret ediyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Destansı Öfke Operasyonunun Destansı Felaketi
The New Yorker, Donald Trump yönetiminin İran operasyonunun diplomatik, ekonomik ve stratejik bir felakete dönüştüğünü yazdı. Analize göre operasyon, ABD'nin bölgedeki etkisini azaltırken İran'ı daha da sertleştirdi.
The New Yorker dergisinde yayımlanan “Destansı Öfke Operasyonunun Destansı Felaketi” başlıklı analiz, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü operasyonunun diplomatik, ekonomik ve stratejik bir felakete dönüştüğünü savunuyor. Yazıda özellikle Donald Trump yönetiminin İran’a karşı başlattığı savaşın, Washington’un hedeflediği sonuçları üretmek yerine Ortadoğu’daki dengeleri daha kırılgan hale getirdiği vurgulanıyor.
“Hızlı zafer” söylemi neden çöktü?
Operasyonun başlangıcında Washington ve Tel Aviv cephesi İran’ın askeri kapasitesini kısa sürede çökertebileceklerini düşünüyordu. Özellikle İran’ın hava savunma sistemleri, füze üsleri ve Devrim Muhafızları komuta merkezleri yoğun bombardımana tutuldu. İlk günlerde ABD medyasında operasyon “ezici üstünlük” olarak sunuldu.
Ancak savaş uzadıkça tablo değişti.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı küresel enerji krizini tetikledi. Petrol sevkiyatlarının aksaması Avrupa ve Asya ekonomilerini de sarstı. ABD’nin bölgedeki üsleri hedef haline gelirken, Körfez monarşileri Washington’un güvenlik şemsiyesinin artık eskisi kadar koruyucu olmadığını düşünmeye başladı.
The New Yorker’a göre savaşın sonunda ortaya çıkan tablo şu oldu:
İran neden tamamen çökmedi?
Batılı güvenlik çevrelerinde en dikkat çekici tartışmalardan biri de bu oldu. Çünkü operasyonun ilk aşamalarında İran rejiminin dağılabileceği düşünülüyordu. Fakat savaş ilerledikçe İran yönetimi içeride “kuşatma altındaki devlet” söylemiyle yeniden konsolide oldu.
Özellikle İran Devrim Muhafızları’nın savaş sonrası daha sert ve merkezi bir yapıya dönüştüğü belirtiliyor. Bazı analizlerde, savaşın İran toplumunda milliyetçi refleksi büyüttüğü ve rejim karşıtı kesimlerin bile dış saldırılar karşısında devletin etrafında toplandığı ifade ediliyor.
Bu durum, ABD’nin Irak ve Afganistan deneyimlerini yeniden gündeme taşıdı. Washington askeri üstünlük kurabiliyor ancak siyasi düzen kurmakta zorlanıyor.
The New Yorker analizine göre savaşın en ironik tarafı şu: Washington savaş öncesinde diplomasiyle elde edebileceği bazı tavizleri, büyük bir savaşın ardından yeniden masaya taşımak zorunda kaldı.
ABD ile İran arasında konuşulan yeni mutabakat metninin teknik ayrıntılardan yoksun olduğu, füze programı ve bölgesel milis ağları gibi temel meseleleri çözmediği belirtiliyor. Yani operasyonun sonunda ortaya çıkan tablo, Trump’ın yıllarca eleştirdiği Obama dönemindeki İran anlaşmasına benzer bir noktaya geri dönüş olarak yorumlanıyor.
Körfez’de yeni dönem
Operasyonun belki de en büyük etkisi Körfez ülkelerinde görülüyor. Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi ülkeler artık ABD’nin bölgesel stratejilerine eskisi kadar koşulsuz bağlanmak istemiyor.
Çünkü savaş boyunca İran’ın füze ve drone saldırıları doğrudan Körfez altyapısını hedef aldı. Bu durum, Körfez yönetimlerinde “ABD bizi koruyamıyor ama bizi hedef haline getiriyor” düşüncesini güçlendirdi.
Savaş Amerikan iç siyasetinde de büyük tartışma yarattı. Cumhuriyetçi çevrelerde bile operasyonun maliyeti sorgulanırken, Demokratlar savaşın hukuki ve insani boyutlarını sert şekilde eleştirdi.
Özellikle mühimmat stoklarının hızla tükenmesi Pentagon içinde alarm yarattı. Washington Post’un aktardığına göre Kongre’de bazı isimler ABD’nin uzun süreli büyük bir savaşı sürdürebilecek kapasitesinin aşındığını düşünüyor.
Buna karşın CENTCOM cephesi İran’ın askeri kapasitesinin ağır darbe aldığını savunuyor. Ancak savaşın “stratejik başarı mı yoksa uzun vadeli bir istikrarsızlık mı ürettiği” konusu hâlâ yoğun biçimde tartışılıyor.
Ortadoğu’da yeni bir kırılma mı?
Operasyon bugün sadece askeri bir operasyon olarak kalmadı. Birçok analiste göre bu savaş, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendiren tarihsel bir kırılma anlamına geliyor. Çünkü savaşın ardından ortaya çıkan yeni denklemde: İran tasfiye olmadı. İsrail güvenlik krizini bitiremedi. ABD bölgesel üstünlüğünü tartışmalı hale getirdi. Körfez ülkeleri yeni ittifak arayışına yöneldi. Çin ve Rusya gibi aktörlerin etkisi arttı
The New Yorker’ın analizindeki en dikkat çekici vurgu ise şu: Washington savaş sonunda “zafer” ilan etse bile, ortaya çıkan yeni Ortadoğu düzeni ABD’nin eskisine göre daha az kontrol sahibi olduğu bir bölgeye işaret ediyor.
En Çok Okunan Haberler