İran’daki Silahlı Kürt Gruplar Neden ABD-İran Savaşının Dışında Kaldı?
İran’daki Silahlı Kürt Gruplar Neden ABD-İran Savaşının Dışında Kaldı?
Şarku’l Avsat analizine göre; ABD ve İsrail'in İran'a karşı beklediği Kürt ayaklanması; Trump'ın çelişkili mesajları, İran'ın sert güvenlik önlemleri, Erbil'in tutumu ve Türkiye'nin karşı çıkışları nedeniyle gerçekleşmedi.
Haber Giriş Tarihi: 29.05.2026 11:29
Haber Güncellenme Tarihi: 29.05.2026 11:32
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Suudi merkezli Şarku’l Avsat tarafından yayımlanan ve büyük ölçüde Reuters saha araştırmalarına dayanan Alex Vatanka analizi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaş stratejisinde önemli bir yer tuttuğu düşünülen İranlı Kürt silahlı grupların neden beklenen rolü üstlenemediğini mercek altına alıyor. Analizde, savaşın ilk günlerinde Washington ve Tel Aviv’de bazı çevrelerin İran’daki Kürt bölgelerinde bir ayaklanma beklentisi taşıdığı, ancak sahadaki dengelerin bu senaryoyu boşa çıkardığı vurgulanıyor.
İran’a yönelik askeri operasyonlar başladığında Batı medyasında ve bazı istihbarat çevrelerinde sıkça dile getirilen senaryo şuydu: İran’ın kuzeybatısında yaşayan milyonlarca Kürt, merkezi otoritenin zayıflamasını fırsat bilerek ayaklanacak, Irak Kürdistanı’nda bulunan silahlı Kürt örgütleri de sınırı geçerek bu sürece destek verecekti. Böylece içeriden de baskı altına alınacaktı. Ancak savaş ilerledikçe bu planın sahada karşılık bulmadığı görüldü.
Analize göre bunun ilk nedeni, ABD ve İsrail’den gelen çelişkili mesajlardı. Savaşın ilk günlerinde Donald Trump zaman zaman İranlı Kürtlerin devreye girmesini destekleyen açıklamalar yaptı. Ancak birkaç gün sonra aynı Trump, Kürtlerin savaşa dahil olmasını istemediğini ve bu konunun gündemden çıkarıldığını söyledi. Bu durum, sahada bekleyen silahlı gruplar açısından ciddi bir belirsizlik yarattı. Kürt örgütleri, Washington’un gerçekten bir stratejiye sahip olup olmadığını anlayamadı.
Fakat asıl belirleyici unsur İran’ın sert güvenlik refleksi oldu.
İran yönetimi daha savaşın ilk günlerinden itibaren Kürt bölgelerinde olağanüstü bir güvenlik mekanizması kurdu. Kürt nüfusun yoğun olduğu kentlerde internet denetimleri artırıldı, iletişim ağları takip edildi ve çok sayıda bölgede Devrim Muhafızları birlikleri konuşlandırıldı. İran yalnızca kendi sınırları içinde değil, Irak Kürdistanı’ndaki İranlı Kürt gruplara karşı da yoğun baskı uyguladı. Füze saldırıları, İHA operasyonları ve istihbarat faaliyetleriyle bu grupların hareket alanı daraltıldı.
Özellikle İran’ın sınır ötesi operasyonları dikkat çekiciydi. Analizde yer alan bilgilere göre İran Devrim Muhafızları, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki bazı Kürt örgüt merkezlerini doğrudan hedef aldı. Kürt komutanlar, üslerinin ve hareket alanlarının İran tarafından ayrıntılı biçimde izlendiğini, içeride muhbir ağlarının bulunduğunu ve birçok operasyonun yüksek hassasiyetle gerçekleştirildiğini belirtiyor. Bu durum, olası bir sınır ötesi harekâtın başlamadan etkisiz hale getirilmesine yol açtı.
Sürecin en kritik boyutlarından biri ise Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin tutumuydu.
Erbil yönetimi, İran’a karşı yürütülen savaşa katılmak istemediğini açık biçimde ilan etti. Bölgesel yönetim, topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceğini duyurdu. Çünkü Kürt yönetimi açısından mesele yalnızca İran değildi; olası bir müdahale, bütün bölgeyi içine çekebilecek yeni bir savaş anlamına geliyordu. Irak Kürdistanı’nın ekonomik ve siyasi kırılganlığı düşünüldüğünde, Erbil yönetimi böyle bir risk almak istemedi.
Analiz, Türkiye faktörüne de dikkat çekiyor. Ankara’nın, İran’a karşı Kürt silahlı grupların kullanılmasına sıcak bakmadığı ve bu konuda Washington’a çeşitli diplomatik mesajlar ilettiği belirtiliyor. Türkiye açısından İran’ın parçalanması ya da İran Kürdistanı merkezli yeni bir silahlı sürecin başlaması, Türkiye, Irak ve Suriye’yi de etkileyecek yeni bir jeopolitik fay hattı anlamına geliyor. Bu nedenle Ankara’nın, savaşın Kürt koridoru üzerinden genişletilmesine karşı çıktığı değerlendiriliyor.
Bütün bunların yanında İranlı Kürt örgütlerinin kendi içinde yaşadığı stratejik ikilemler de dikkat çekiyor.
Birçok Kürt komutan, İran rejimine karşı mücadele etmek istediklerini açıkça ifade ediyor. Ancak aynı komutanlar, İran içinde güçlü bir halk ayaklanması olmadan başlatılacak bir silahlı harekâtın intihar anlamına geleceğini düşünüyor. Çünkü İran devleti, tüm ekonomik krizlere ve siyasi sorunlara rağmen hâlâ güçlü bir güvenlik aygıtına sahip. Devrim Muhafızları’nın bölgedeki varlığı ve istihbarat kapasitesi, Kürt grupların tek başına ilerlemesini neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Bu nedenle savaş boyunca ilginç bir tablo ortaya çıktı.
ABD ve İsrail, İran’a içeriden baskı oluşturabilecek en önemli toplumsal ve silahlı aktörlerden biri olarak Kürtleri gördü. İran ise tam tersine bütün dikkatini bu ihtimali engellemeye verdi. Sonuçta ne beklenen büyük Kürt ayaklanması gerçekleşti ne de Irak’taki Kürt örgütleri İran topraklarına geniş çaplı bir giriş yapabildi.
Ortaya çıkan tablo, Ortadoğu’daki Kürt meselesinin sadece etnik veya siyasi bir sorun olmadığını bir kez daha gösterdi. İran Kürtleri, Washington’un jeopolitik hesapları ile Tahran’ın sert güvenlik politikaları arasında sıkışırken; Irak Kürdistanı ise mevcut özerk statüsünü korumayı, yeni bir bölgesel savaşın parçası olmaya tercih etti. Savaşın sonunda ortaya çıkan gerçek ise şu oldu: İran’a karşı oluşturulmak istenen “Kürt kartı”, beklendiği ölçüde sahaya sürülemedi ve bölgesel dengeler bu stratejinin önüne geçti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İran’daki Silahlı Kürt Gruplar Neden ABD-İran Savaşının Dışında Kaldı?
Şarku’l Avsat analizine göre; ABD ve İsrail'in İran'a karşı beklediği Kürt ayaklanması; Trump'ın çelişkili mesajları, İran'ın sert güvenlik önlemleri, Erbil'in tutumu ve Türkiye'nin karşı çıkışları nedeniyle gerçekleşmedi.
Suudi merkezli Şarku’l Avsat tarafından yayımlanan ve büyük ölçüde Reuters saha araştırmalarına dayanan Alex Vatanka analizi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaş stratejisinde önemli bir yer tuttuğu düşünülen İranlı Kürt silahlı grupların neden beklenen rolü üstlenemediğini mercek altına alıyor. Analizde, savaşın ilk günlerinde Washington ve Tel Aviv’de bazı çevrelerin İran’daki Kürt bölgelerinde bir ayaklanma beklentisi taşıdığı, ancak sahadaki dengelerin bu senaryoyu boşa çıkardığı vurgulanıyor.
İran’a yönelik askeri operasyonlar başladığında Batı medyasında ve bazı istihbarat çevrelerinde sıkça dile getirilen senaryo şuydu: İran’ın kuzeybatısında yaşayan milyonlarca Kürt, merkezi otoritenin zayıflamasını fırsat bilerek ayaklanacak, Irak Kürdistanı’nda bulunan silahlı Kürt örgütleri de sınırı geçerek bu sürece destek verecekti. Böylece içeriden de baskı altına alınacaktı. Ancak savaş ilerledikçe bu planın sahada karşılık bulmadığı görüldü.
Analize göre bunun ilk nedeni, ABD ve İsrail’den gelen çelişkili mesajlardı. Savaşın ilk günlerinde Donald Trump zaman zaman İranlı Kürtlerin devreye girmesini destekleyen açıklamalar yaptı. Ancak birkaç gün sonra aynı Trump, Kürtlerin savaşa dahil olmasını istemediğini ve bu konunun gündemden çıkarıldığını söyledi. Bu durum, sahada bekleyen silahlı gruplar açısından ciddi bir belirsizlik yarattı. Kürt örgütleri, Washington’un gerçekten bir stratejiye sahip olup olmadığını anlayamadı.
Fakat asıl belirleyici unsur İran’ın sert güvenlik refleksi oldu.
İran yönetimi daha savaşın ilk günlerinden itibaren Kürt bölgelerinde olağanüstü bir güvenlik mekanizması kurdu. Kürt nüfusun yoğun olduğu kentlerde internet denetimleri artırıldı, iletişim ağları takip edildi ve çok sayıda bölgede Devrim Muhafızları birlikleri konuşlandırıldı. İran yalnızca kendi sınırları içinde değil, Irak Kürdistanı’ndaki İranlı Kürt gruplara karşı da yoğun baskı uyguladı. Füze saldırıları, İHA operasyonları ve istihbarat faaliyetleriyle bu grupların hareket alanı daraltıldı.
Özellikle İran’ın sınır ötesi operasyonları dikkat çekiciydi. Analizde yer alan bilgilere göre İran Devrim Muhafızları, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki bazı Kürt örgüt merkezlerini doğrudan hedef aldı. Kürt komutanlar, üslerinin ve hareket alanlarının İran tarafından ayrıntılı biçimde izlendiğini, içeride muhbir ağlarının bulunduğunu ve birçok operasyonun yüksek hassasiyetle gerçekleştirildiğini belirtiyor. Bu durum, olası bir sınır ötesi harekâtın başlamadan etkisiz hale getirilmesine yol açtı.
Sürecin en kritik boyutlarından biri ise Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin tutumuydu.
Erbil yönetimi, İran’a karşı yürütülen savaşa katılmak istemediğini açık biçimde ilan etti. Bölgesel yönetim, topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceğini duyurdu. Çünkü Kürt yönetimi açısından mesele yalnızca İran değildi; olası bir müdahale, bütün bölgeyi içine çekebilecek yeni bir savaş anlamına geliyordu. Irak Kürdistanı’nın ekonomik ve siyasi kırılganlığı düşünüldüğünde, Erbil yönetimi böyle bir risk almak istemedi.
Analiz, Türkiye faktörüne de dikkat çekiyor. Ankara’nın, İran’a karşı Kürt silahlı grupların kullanılmasına sıcak bakmadığı ve bu konuda Washington’a çeşitli diplomatik mesajlar ilettiği belirtiliyor. Türkiye açısından İran’ın parçalanması ya da İran Kürdistanı merkezli yeni bir silahlı sürecin başlaması, Türkiye, Irak ve Suriye’yi de etkileyecek yeni bir jeopolitik fay hattı anlamına geliyor. Bu nedenle Ankara’nın, savaşın Kürt koridoru üzerinden genişletilmesine karşı çıktığı değerlendiriliyor.
Bütün bunların yanında İranlı Kürt örgütlerinin kendi içinde yaşadığı stratejik ikilemler de dikkat çekiyor.
Birçok Kürt komutan, İran rejimine karşı mücadele etmek istediklerini açıkça ifade ediyor. Ancak aynı komutanlar, İran içinde güçlü bir halk ayaklanması olmadan başlatılacak bir silahlı harekâtın intihar anlamına geleceğini düşünüyor. Çünkü İran devleti, tüm ekonomik krizlere ve siyasi sorunlara rağmen hâlâ güçlü bir güvenlik aygıtına sahip. Devrim Muhafızları’nın bölgedeki varlığı ve istihbarat kapasitesi, Kürt grupların tek başına ilerlemesini neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Bu nedenle savaş boyunca ilginç bir tablo ortaya çıktı.
ABD ve İsrail, İran’a içeriden baskı oluşturabilecek en önemli toplumsal ve silahlı aktörlerden biri olarak Kürtleri gördü. İran ise tam tersine bütün dikkatini bu ihtimali engellemeye verdi. Sonuçta ne beklenen büyük Kürt ayaklanması gerçekleşti ne de Irak’taki Kürt örgütleri İran topraklarına geniş çaplı bir giriş yapabildi.
Ortaya çıkan tablo, Ortadoğu’daki Kürt meselesinin sadece etnik veya siyasi bir sorun olmadığını bir kez daha gösterdi. İran Kürtleri, Washington’un jeopolitik hesapları ile Tahran’ın sert güvenlik politikaları arasında sıkışırken; Irak Kürdistanı ise mevcut özerk statüsünü korumayı, yeni bir bölgesel savaşın parçası olmaya tercih etti. Savaşın sonunda ortaya çıkan gerçek ise şu oldu: İran’a karşı oluşturulmak istenen “Kürt kartı”, beklendiği ölçüde sahaya sürülemedi ve bölgesel dengeler bu stratejinin önüne geçti.
En Çok Okunan Haberler